FETHULLAH GULEN KENDİ AĞZINDAN KENDISINI SIRKE DUSUREN ITIKADINI ANLATIYOR.
KUCUK DUNYAM
28 Kasim 1996
Kucuk Dunyam
Ihtilalden sonraydi. Salih Bey, Cevdet ve ben ucumuz Ankara'dan Istanbul'a geliyoruz... Kartal civarina kadar geldik. Hava hafif hafif yagiyordu. Oralarda cukurca bir yer varmis; tam biz oraya yaklasmistik ki, yagmur olanca hiziyla siddetlendi ve rampanin dibine indigimizde de bujiler su aldi ve araba stop etti. Bir-iki dakika icinde su kabardi ve bizim arabayi yuzdurmeye basladi. Her gecen dakika su daha da kabariyor ve bir afet halini aliyordu. Oyle ki kisa bir muddet sonra kalas yuklu kamyonlari bile kaldirip, saga sola suruklemeye basladi. Cami biraz acayim, dedim, iceriye dolan su ucumuzu de sirilsiklam islatti. Hemen cami kapattim. Elden hicbir sey gelmiyordu. Koca koca otobus ve kamyonlar dahi suyun yuzunde adeta saman copune donmuslerdi. Hatta onlardan birkaci, sagimizdan, solumuzdan gecerken, "Gecen sene burada bir suru taksi suruklendi gitti." diyerek moralimizi de bozdular... Cevdet sogukkanli ve guluyor. Salih Bey ise benim adima endiseli...
"ARKADASLARA DUA EDIN, DEDIM"
Her ikisi de, "Sizi, kalas yuklu bir kamyona bindirelim, biz arkadan geliriz." diyorlardi. Tabii ki kabul etmedim. Ben araba icin endiseleniyordum; Zira o araba bizde emanet olarak bulunuyor. Ya gider de su kiyidaki bariyerlere carparsa, diye odum kopuyordu. Zaten boyle olmamasi icin de herhangi bir sebep yok. Selin ortasinda ordan oraya suruklenip duruyoruz. Yer yer diger arabalar bizim uzerimize, biz de onlarin uzerine gidiyoruz. Direksiyon hakimiyeti diye bir sey yok.. ve tabii yapacak da. Adam, "uzerime gelmeyin" diye bagiriyor. Nasil gitmeyeceksin, sel tutmus seni oraya surukluyor... Sonra bakiyorsun ayni adam senin uzerine geliyor... Butun bunlar olurken benim "fikr-i sabitim"dir ki bir o degismiyor. Ya araba kiyidaki bariyerlere vurur da parcalanirsa; halbuki emanet.. durmadan bunlari dusunuyorum...
Bir ara baktim buyuk bir kalas bize dogru geliyor. Aklimdan, su kalas bizim ile sutre arasinda dursa hic olmazsa araba kiyidaki sutrelere carpmaz diye dusundum ve tam o esnada arkadaslara "dua edin" dedim. Kendim de
"YA SEYYİDENA HZ. HAMZA! Ya YA SEYYİDENA HZ. HAMZA!" diyerek o yuce ruhu, imdadimiza gondersin diye Cenab-i Hakk'a dua ettim. Uzerimize dogru gelmekte olan kalas, yanimizdan gecerek gozden kayboldu... Ve hayrettir selin mecrasi birden degisti, hizi da azaldi... Olayin sahidleri var. Bu degisikligi ve birden selin hizinin azalmasini fiziki kanunlarla izah imkansiz. Hicbirimizin suphesi kalmadi ki, Cenab-i Hakk o mukaddes ve yuce ruhu istihdam buyurdu ve yardimimiza gonderdi... Ayrica, ayni hadise icinde bircok inayet ve yardim da gormustuk... Mesela, selin hizi kesilince ben arkadaslara "Inip arabayi selin disina tasiyalim" dedim. Beraberce arabadan indik. Bir de ne gorelim, o kalas, aynen dusundugumuz gibi, gelmis ve kiyidaki sutrelerle bizim aramiza girmis. Oyle ki, iki insan hususi olarak onu oraya yerlestirseydi, ancak boyle yerlestirebilirlerdi...
Hz. Hamza (r.a.) ile alakali bir baska musahedem de sudur:
Kaldigim yerin salonunda arkadaslarla ogle namazi kildik. Ben son sunneti kilmak icin odama dondum. Bir tuhaf ruh haletinde bir garip musahedede; baktim cin diyebilecegim bir yaratik biraz da Tatarlara benziyordu. Beni elimden tuttu ve goturmeye calisti. Teferruatini unutmusum. Ancak cok bunaldigimi hatirliyorum. Birden istimdat ile
"Ya Hz. Hamza!" dedim. O sanli sahabi benim gibi aciz bir insanin davetine icabet etti ve adeta odanin icinde beliriverdi... Cin onu gorunce korkudan geri geri gitti ve duvardan suzulerek gozden kayboldu ...