BÜYÜK DOĞU-İBDA TARİHİ
Nesillerin, içtimâî değişimlerin ifâdesi olan tarihî durumlarla ortaya çıkışını gözönünde tutarsak, BÜYÜK DOĞU-İBDA tarihi bakımından işaretleyeceğimiz bellibaşlı ikinci tarih, 1928'dir... Sözkonusu tarihin birbirine bağlı iki cihetten ehemmiyeti var... Birincisi: 1923'den sonra doğan ve 1930 ve ilerisinde yetiştirme tezgâhı ilk mektebe alınan, netice olarak 1923 ve 1930 arasındaki doğum ve eğitim başlangıcından itibaren küsbeleştirilmeye başlayan bütün Cumhuriyet nesillerinin sözkonusu keyfiyeti... Yaş değil de keyfiyet olarak Cumhuriyet nesli, gittikçe berbatlaşan kuşaklarıyla birdir... Allah'ın, doğrudan doğruya kurtardığı, içtimaî tesirden kurtulmaları için ruhlarına idrak nuru ve ellerine vasıta manivelâsı verdiği seçkinler müstesna... Bu nesilleri eskilerden ayırd eden keskin bir sınır çizgisi vardır; o da "Arap harfleri" dedikleri, aslında "İslâm harfleri"nin atılması ve yine en kaba yanlış hâlinde "Türk harfleri" dedikleri Lâtin alfabesinin alınması... İkincisi, doğrudan doğruya İBDA ile ilgili ve bir iftihar vesikası: "Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi ve ilk çileli nefs murakabesi"... 1928 ve 1982 arasında geçen 54 senenin "Kültür Davamız"a âit "500 yıldır beklenen mütefekkir" işaretinin ipucu hâlinde mihrak noktası budur; ve tesbit, sözkonusu davanın davacısı Büyük Doğu Mimarı'nın muradı olan hüviyeti işaretlemektedir.
·
Sene 1943... 1936 senesinde Büyük Doğu Mimarı'nın çıkardığı "Ağaç" isimli mecmua, kurbağanın balığı da andırır lârva döneminin görüntüsü içindedir ve neyin ne olduğu aslî şecere hâlinde 1943'te çıkan Büyük Doğu mecmuası ile açık olur... Evirip çevirmeye, gevelemeye, hiçbir ölçü ve endaze sahibi olmaksızın takım tutar gibi kahraman yarıştırmaya çıkan ve kendi keleşliklerinde kahramanları da küçülten zümreleri ürkütmemek adına yumuşatmaya ne gerek var?.. Gözönünde duran eşyanın tesbiti kadar basit bir bedahet duygusuyla bile hakikati görülebilecek bir davadır ki, 1943 tarihi, evvelâ Anadolu ve sonra bütün İslâm dünyası adına, ma'kus talihinin dönme habercisi olması bakımından misilsiz bir eşik taşı ve başlangıçtır... Şöyle: "Büyük İrşad Kutbu" makamına mahsus bulutların üstündeki hususiyetiyle "İslâm'a muhatap anlayış", görünür plânda ve umumî mânâda insan ve toplum meselelerinin yekûnunu kapsayıcı bir "dünya görüşü-sistem" olarak, eşya ve hadiselere kendini nakşetme davranışına geçmiştir... Doğrudan BÜYÜK DOĞU verimlerinin değerlendirilmesi gözüyle bakarsak, onun ihtişamı, tamamlığına kavuşturulan ve yeni eserleriyle, başlıbaşına bir hâdise olan bütün Anadolu'yu tarayıcı konferanslarıyla, 1960-1972 arasıdır... Özel bir not olarak belirtelim ki, İBDA mihrakının avlandığı tarih de, bu arada, 1964'te "Yolumuz, Hâlimiz, ‚aremiz" ve 1965'te "Sahte Kahramanlar" isimli konferansların kurduğu tuzak vesilesiyledir... Efendim, biz bu davanın sevdasına değil karasevdasına o tarihte düştük!..
·
1982-1983 senesi, bir ayniyetin iki kanadı arasındaki devir teslim hâlinde BÜYÜK DOĞU İBDA dönüşümünün tarihidir... İBDA bir yana, "zamanı aşma gayesine ermiş bir kahraman" sıfatıyla Büyük Doğu Mimarı'nın portresini çizmek, 1943 başlangıcını 1983 nihayetine bağlayan bir tarih diliminin mânâsını kapsar ki, şu:
-"Beş asırlık tarih dilimimizle birlikte içinde bulunduğumuz çağın nabzını yakalayan ve ideali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adam!"
Vesselâm!..
·
Büyük Doğu mücadelesi ve onun yumuşattığı iklim... 1975 tarihi itibariyle 33 senelik Büyük Doğu mücadelesini, sözkonusu cümlenin açılımı hâlinde ciltlerle ifâdelendirmek gerekiyorsa da, biz işin tarihî, siyasî, sosyal, kültürel ve tabiî ki ruhî açıdan ayrı ayrı tahlilini gerektiren bu vakıanın Büyük Doğu-İbda tarihi şeması bakımından sadece tesbitçisi olmak durumundayız... Aslında bu tesbit, bütün bir kütüphâne olarak Büyük Doğu'nun eser yekûnundan takip edilebilir... Ve nihayet, işin gele gele, "biz buzdağını hohlaya hohlaya erittik, şimdi geç geçebilirsen çamurdan" meyus ifâdesine varması; Büyük Doğu'nun yumuşattığı iklimin arkasından, salya sümük meydan yerini dolduran sapıklar, parsacılar, vesaire, vesaire, vesaire... Ve ne yapsan, ne etsen, muhatabını keyfiyet ve aksiyon olarak sıçratamadığın ve onun keyfiyet çapına mahkûm olduğun noktada, "kelâm yalama oldu!" teşhisi... Teşhis Büyük Doğu Mimarı'nındır!..
·
Büyük Doğu mücadelesi ve onun yumuşattığı iklim... Kelâm yalama oldu... Ve böyle bir vasatta, müslümanların önünde bir korkuluk gibi duran "Menemen" hatırasını bir tekmede deviren şanlı GÖLGE... Büyük Doğu Mimarı tarafından tam 8 sene sonra iltifata mazhar olan ve o gün için "Yeniçeri ruhîyatıyla yumruk için yumruk tecrübeleri, olur şey değil!" diye karşılanan, açtığı çığır açısından mutlu, Büyük Doğu Mimarı'na attığı nazar yönünden mahzun bu şahlanış, rastgele başlamak ve nasıl neticelendireceğini bilememek gafletinden ne kadar uzak ve "iş içinde eğitim" prensibinin ne kadar güzel tatbiki olduğunu, ardı sıra gelen oluşumlarında göstermiştir... Benzersiz ve kendinden zuhura dair bu ilk ses, bir naradır... "Akıncı" markasının müellifi, o güne kadar köfte ve sümsük çizgide hâline İslâmî kılıf arayan umumî gençlik sürüsünün boykot-çatışma cinsi varlık ispatının müsebbibidir.
·
Bir gong sesinin şokuyla kendine çevrilen başlara, meramını anlatmak... Gölge 1. dönem asker toplamaksa, ikinci dönem onun izâhına ve nizâmlandırılmasına dair fikrî iç oluşun beyânıdır... "Bütün Fikrin Gerekliliği" diye atılan temelin kıymet ve sağlamlığı, üzerine çıkılan katlar boyu anlaşılacaktır... Sene 1978... Benim için zâtiyle değil de vadettiğiyle mühim bu sesin kitapçık çapındaki ilk hâli, Akıncı Güç döneminde Büyük Doğu Mimarı'na sunulduğunda şu notu aldı:
-"Mücerret fikir istidadı tamam!"
·
1399-1400 Hicri ve 1979-1980 Milâdi senelerin, birinden öbürüne geçişi hâlinde (1) senede, Büyük Doğu Mimarı tarafından "Müjdelerin Müjdesi" diye başlayan ve vesilelerle bir kitapçık çapını bulacak kadar takdir, medih, ithaf, şu, bu... Akıncı Güç, fikir ve aksiyon bahsinde muazzam bir patlamadır ve İBDA'nın öncesi ve sonrasını topluca gösteren bir çekirdek hükmündedir... Ana rahminde bütün uzuvları şekillenen çocuk doğmuş, RAPOR salıncağında da ruhî uzuvlarını hareket ettirmeye ve şahsiyet hamurundan istikbâle dair mânâları hecelenir işaretler vermeye başlamıştır.
·
"Bu kitap, Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi ve ilk çileli nefs murakabesi eseridir" diye başlayan ve "benim bir takdim yazım olacak, bütün hüviyetinle görüneceksin" diye biten, 1982 ve 1983 seneleri... Büyük Doğu Mimarı, KÜLTÜR DAVAMIZ isimli eserimi öyle karşılamış ve İSTİKBÂL İSLÂMINDIR isimli eserimi böyle müjdelemişti!..
·
1983-1984... İBDA, bu aslî ve esasî markasıyla ortada... İBDA bağlısı gençlerin varlık ispatına dair ilk hamleleri, TAVIR isimli dergi... 1986 senesi, İBDA DİYALEKTİĞİ'nin muazzam bir ispatı hâlinde patlayan türban kavgası... Önderliğini İBDA gençliğinin yaptığı bu hareket, saman yığınına atılan kibritin bir ânda her yeri ateşe vermesi gibi bir tesirle yurt çapında bir eyleme dönmüştür... Hain bir kalemin dehşeti, işin güzelliğini göstermeye yeter:
-"Cumhuriyetin kuruluşundan beri ilk defa müslümanlar bu kadar yaygın bir şekilde devlete karşı geliyorlar; bu müslümanlar adına bir ayıptır!"
Tabiî olarak hainin "ayıp" dediğini "şeref" diye anlamak ve "herşeyin şerefi ilklere âittir" hadîsine binaen o şerefi İBDA gençliğine mahsus bilmek, hakikat namusudur!..
·
Kanunî yoldan veya kanun dışı yoldan, kim ne yaptıysa şerefinin ve mesuliyetinin kendine ve zümresine âit olacağı CEPHELER dönemi... İş yapanla, kuru caka satan arasındaki farkın da en keskin biçimde tefrikini getiren metod... KENDİNDEN ZUHUR DİYALEKTİĞİ'nin tatbikine dair bir oluş yolu... Tırıs giden bir atın yanında, birdenbire fıkır fıkır bir küheylân... Tırıs giden, KARAR dergisi; küheylân ise, Ak-Doğuş... Onu, kendisinden okuduğumdan çok, cemiyet üzerindeki tesirinden okuduğumla beğendim... Gazete arşivlerinde de sabit olduğu üzere, cemiyeti fokurdattılar ve bilhassa Ahbes'in mânâsını, o mânâyı bir mekân farzederseniz, helâya çevirdiler; kıyıda köşede gizli gizli dolaşan belgeler, bunlar tarafından en yüksek tonda mikrofona bağlandı ve yolları yol oldu!..
·
1989 senesi... Kendi bulunduğu yeri merkez kılan muhteşem gövdeli bir çınar ağacının, ansızın göçmesi... Beklenmedik zamanda... Birdenbire dağılan Sovyetler Birliği'nden bahsediyorum... Dünyayı yepyeni bir çığıra sokan bu hâdise, onu ne içinden yaşayan ve ne de dışından bakanın lâyıkı veçhile mânâlandıramamasına nisbet, oluş ve zaman itibariyle beklenmedik bir tecelli, bizim için bir lütfu ilâhîdir... Bir tedaî zevki bakımından 1975'e dönelim ve GÖLGE'nin ikinci sayısındaki önsöze bir göz atalım:
-"Marksizm'in ilk vatanı olan Rusya, düşünen insanı imhâ veya kapı dışarı eder, yine de demokratik rejime dönüş temayülüne mani olamaz ve bu yüzden revizyonistlikle suçlanır ve Marksizm'in pratiğini yalanlarken..."
·
1990 senesi, bizim için 1983'ten itibaren hazırlanılması gereken bir sene olarak alınmış, ardı sıra gelişen olaylar da, sözkonusu niyetin isabetini teyid eden bir çizgi izlemişlerdir... 1990 senesinde, kâfir ile elele İBDA'yı ademe mahkûm etme keyfini süren güya müslüman hain, ahmak, ibiş ve salakların, bu keyfiyetlerine uygun hased ve şaşkınlık nazarları altında, muhteşem zuhur... "En küçük çaplar içinde bile doğru politika" prensibimiz, bizi, artık görmezden gelinemez bir güç hâlinde cemiyet meydanının merkezî mıntıkasına dikmiştir!..
·
1991 senesi... 1990 yılının ortalarında başlayan ve dünya tarihinin dönüm noktalarından biri olan Körfez bunalımının 1991 Ocak ayında savaşa dönmesi: Birleşmiş Milletler adlı "Domuzlar Diktatoryası"nın kararı altında parya devletlerin de fiili veya mânâ olarak katılımıyla, Irak'a açılan savaş... Başta, Sovyetler'in çöküşünden sonra tek süper güç addedilen Amerika; ve yamacında itibar tonları ayrı figüranlar... Savaşın nasıl başlayıp nasıl bittiği malûm ve biz burada tasvir işinde değiliz... Fakat bu savaşın İBDA mücadelesi yönünden ve onun mânâsını kendisine bağlayan iki büyük yönü var... Birincisi: Amerika'nın güç imajı zedelenmiştir... İkincisi: Antiemperyalist mücadele bayrağı, İBDA vesilesiyle ve bütün haşmetiyle müslümanların eline geçmiş, bellibaşlı bir tarih olarak 25 Ocak 1991'de Cuma gösterilerinde çıkan olaylarla yepyeni bir çığıra girmiştir... Bu çığır, sözkonusu olayların ardından İBDA-C'ye karşı girişilen polis operasyonu ve devamında gelişen çizgide, düzen güçlerinin ne kadar kof ve ahmak olduğunu gösterici bir laboratuvar teşhisinin ispatına ve bütün mitlerin yıkılmasına vesile olmuş, murad husule gelmiştir... Ve yine 1991'de, meşhur TARAF dergisinin "kendinden zuhuru"... Tam gerekli olduğu zaman çıkmış, asıl ateşini ise bütün kem gözleri yakacak şiddetiyle 1992'den, 1995 yılına kadar sürdürmüş, tıpkı Ak-Doğuş gibi zarurî olarak isim tebdiliyle yoluna devamda!..
·
İrili ufaklı legal ve illegal İBDA Cepheleri, pıtrak gibi bitmeye ve yurdun dört bir tarafından ses getirmeye başlamıştır: 1992... Zerresi fedâ edilemez bir çabanın hepsi ayrı vasıftaki kahramanlarını, Allah izin verirse ileride müstakil bir eserle mânâlandıracağım!..
·
Büyük Doğu Mimarı'nın, 1980 öncesi Ülkücü kesime yaptığı İslâmî aşının benzeri, 1992'de "Kürt Meselesi" başlığı altında tarafımızdan davacılarına yapılmış, tesiri daim işleyen ve tezahürleri en beklenmedik verimler hâlinde 1995'e kadar fasıl fasıl ortaya çıkan büyük hâdise!..
·
1995 ... İRKM ... 1995 ... Çeçenistan'da ünlü Şâmil Basayef ve onun dünya çapında yankı getiren Rus topraklarındaki eylemi... Anadolu'dan Avrupa ve Amerika'ya ses getiren İBDA oluşumu, Anadolu dışında merkez sesini haykırmaya başlamıştır!..
·
Sayısız eylemler, yurdun dört bir tarafında meydana gelen kitle ayaklanmaları vesaire, yarın detaylarıyla yazılacak fikir ve kavga tarihinin, buraya kadar şemasını çıkardığımız keyfiyetin, malzemeleridir!..