"İSLÂMÎ HAREKETİN MERKEZİ, SOLUN MOSKOVA VE PEKİN'İ GİBİ TAHRAN'DIR"ahmaklığını telaffuz edenler için artık "yeni Merkez" "Bosna Dayanışma Platformu", yeni "Stalin-Mao" da Humeyni değil, Turgut Özal'dı!
Tevhid Dergisi, yani tarihte çıkmış "en İrancı" derginin, H. Türkmen'in yukarıda işaretlediği konuları gündeme sokmaya çalışan dergi neredeyse tam kadro olarak Özal'ın yanında "saf tuttular!"
O günlerde, İran seyehati notlarını kitablaştırmış Cengiz Çandar, bunların dergilerinden eksik olmazdı, bir Ruşen Çakır, en makbulleriydi, belki de "transformasyona" kolaylıkla adapte olmaları da bu iki Özal "hayranı"nın küçük iteklemeleri ile oldu, bilinmez.
Fakat, İran'a, "velayeti fakih"e "biat etmeyen"leri [garibtir, o günlerde kurulmuş bir şirket de var: BİAT A.Ş.] "İslâmcı" ve hatta "müslüman" bile saymayan Tevhid Dergisi, artık Özalcı olmuştu, bu gözle görülen bir şeydi!
Humeyni'nin ölümünden sonra yalpalayarak Özal'a sığınanlar, Özal'ın ani ve tuhaf ölümü ile neye uğradıklarını şaşırdılar!
Ama bu da fazla sürmedi.
Zaten fırlayıp İrancı oldukları yerolan "Milli Görüş" içerisinde, eli kalem tutan, ağzı laf yapan, "irfan"dan bahseden "entel" görünümlü olan bu tipler, İstanbul Belediyesi'nin RP tarafından kazanılması ile daha "şehirli... medeni..." bir görüntü verme niyetini açıkça ortaya koymuş RP idarecilerince kucaklandılar.
İki âyet, bir hadis ile "makale" yazdıklarını ve "problemlere çözüm ürettiklerini" sanan Milli Gazete yazarlarının yanında "okumuş çocuklar" görüntüsü veren ve Özal'ın "zehrini" de içmiş olan Tevhidçiler (genel olarak İrancılar) -keçi meselesindeki- "Abdurraaman Çelebi" idiler RP idarecilerin nazarında!
İstanbul Belediyesi’nin desteği ile bir anda etraf platform ve şirketden geçilmez oldu! Borsa aracılığı bile yaptılar!
Kimileri İstanbul Büyükşehir’in, kimileri ilçe belediyelerinin "danışmanlıkları" içinde "kadrolandılar"...
Metinerler, Çamurcular, Yalçın Akdoğanlar, Gündüzler, hepsi ama hepsi şimdi belediyenin "kültür işleri" ile ilgilenmeye, ne kadar "şehirli" olduklarını, ne kadar "uygar" olduklarını ve elbette RP'nin de "böyle" olduğunu anlatan seminerler, konferanslar, sempozyumlar tertiblemeye, kitablar çıkarmaya, belediyelerin "bülten"lerini hazırlamaya başladılar.
Şimdi AKP İstanbul milletvekili olan, dönemin Pendik Belediye Başkanı Erol Kaya konuşsa da bunların neler yaptıklarını, niye hepsini tek tek kovduğunu bir anlatsa!
Transformasyon durduğu yerde durmuyordu yani; sür-git bir haldi...
Tekrar Çamurcu'nun "özyaşam"ına dönersek, dikkatle bakmanızı tavsiye ettiğimiz yer de işte tam burasıdır ve dediklerimizin birebir delilidir:
Çamurcu'nun, bugüne kadar dolaşıp durduğu yer, Tevhid'den hemen sonra sadece Milli Görüş ve "Yenilikçiler"dir!
Ve hep bunların içinde "kültür işleri" ile ilgilenmiş, "bülten"ler çıkarmış, toplantılar tertiblemiş, (bu toplantılar da bile İran'daki politik oyunlarda taraf olduğunu ortaya koyarcasına belli kişileri çıkarmıştır), kimi zaman büyükşehir, kimi zaman ilçe belediyesinde "sürgünler" yaşamış, RP içinde ayrım kesinleşmeye başladığında ortaya çıkan isimlendirme ile Yenilikçiler ve "Aksaçlılar" arasında gidip gelmiştir.
Çamurcu'nun Yenilikçiler ile -kimbilir hangi sebebden!- arası açıldığında Milli Gazete dışında gittiği tek yer de Sky TV!
Hani şu Ergenekon operasyonlarında da ismi geçen, "Ergenenko’nun kasası" olarak da isimlendirilen Karamehmetlerin "ulusalcı kanalı"; Yalçın Küçük "kadrosunun" program yaptıkları tv...
O kadar sene Yenilikçilerin içinde bulunan biri olarak Ulusalcılar için "hint kumaşı" sayılsa yeridir elbette Çamurcu; ve orada "Ortadoğu" ile alakalı olarak bir program yaparsa ne konuşur?
Elbette, İran ve Rusya ile birlikte Avrasyacılık politikasını gütmeye çalışan Ulusalcıların, AKP'nin dış politikasına muhalif konular!
Bir de "İslâmcı entelektüel" olarak da tanıtılırsa Çamurcu, üstelik AKP ile şöyle böyle çalışmış biri, Ulusalcıların "Milli Cephe" anlayışının bir eksiğinin giderilmesine de imkân verir!
Çamurcu, şu yazdıklarımızı okursa (okur!) elbette itiraz edebilir, bütün bu "özyaşam"ının "dönüp durmalarını" kendince (ve Şii yüzsüzlüğünün iğrenç diliyle) makul cevablar verebilir, mümkündür; "Tahran İslâmî hareketin Merkezidir" noktasından, -haşa- "KUR'AN'IN BİR ÇOK ÂYETİ ÇÖPE!" deme noktasına gelen bir "entel"in elbette "makul" cevabları olacaktır, çünkü, artık onun hiçbir "kutsal"ı kalmamıştır, her şeyi ama herşeyi söyleyebilir! (Bu tiplerin "kutsal" kelimesine karşı oluşlarının arkaplanı!)
Bizim niyetimiz Çamurcu'yu anlatmak değil; facebook-twiter'da yazdığı birkaç cümleden ötürü cevap vermek de değil, böyle bir "değişime" uğramış birisine ne cevab vereceksiniz, onun gelmişini geçmişini kısa ve kaba olarak gösterip, hem o söyleyebileceğinin hem de şimdiye değin söylediklerinin geçirdiği bu "dönüşümler"le bir değeri olabilir mi veya onun etkisiyle mi söylenmiş, bunu kısaca ortaya koymak maksadını güttük sadece...
16 Temmuz Gençlik İnisiyatifinin Suriye sınırına yaptığı "seyahat", Çamurcu'yu fena hâlde telaşlandırdı.
"Twit" üstüne "twit"; mesaj üstüne mesaj yazdı... O mesajların siyasi tartışmasına girmeyeceğiz, hele ki döne döne bir haller olmuş birisinin sözlerini mihenk alıp da siyasî bir değerlendirme asla yapmayız...
Sizin yapacağınız her değerlendirme, döne döne bir haller olmuş Çamurcu’nun yeni bir “dönme”sine muhatab olabilir, bu da boşa gayretdir, o hâlde de lüzumsuzdur.
Çamurcu'nun "genel tezi" (diyelim de böbürlensin) Suriye’de olan şiddet kabul edilemez, kınar onu, ama ülke içindeki "isyancılara" destek vermek, ABD'nin ekmeğine yağ sürmektir, üstelik, "Arab Baharı"ndan PKK-BDP de "bahsettiğine" göre, yarın bizim kapımızda, Erdoğan’ın kapısında bunlar olursa halimiz nice olur, Erdoğan'a da bunları "söylemiş", o "biliyor"muş, "muhafazakâr lümpen sokak gücü" olarak isimlendirdiği 16 Temmuz İnisiyatifçilerinin yaptıkları da buymuş, hatta bunlar "Şii ve Alevi düşmanı" imişler, "yeni Madımaklar kapıda" imiş, IHH da AB(D) kıç suyunda ilerliyormuş, "lümpenlerin", "gürüh"un kontrolüne girmiş, bunu gösterdiği için kendisine yönelik "itibarsızlaştırma" kampanyası başlatmışlar vs.
["İtibarsızlaştırma" kelimesi ne garibtir ki "moda" oldu ve Ergenekoncuların, -avfola- "mert karı" denilen Nuray Mert'den ödünç aldıkları birşey; fakat Çamurcu için bunu yapmaya gerek yok ki, "öz yaşam"ı zaten "itibar durumunu" ortaya koyuyor!]
Çamurcu "çılgın twit"lerinden birisinde, "yeni Madımak-Şii/Alevi katliamı" yaygarasının en üst noktadan yaparken bakınız ne diyor:
"- 1993'te Bosna için Taksim'de düzenlenen yüzbinlik gösteride, BİR GRUB, kalabalığı The Marmara'ya saldırmaya yönlendirdi. POLİS ŞEFİNE KOŞTUM, UMURUNDA DEĞİLDİ. Rica ettim megafonla kalabalığı dağıtayım diye, boşver dediler! Nurettin'le (Şirin) birlikte bir grub barikat olduk, faciayı engelledik. Bu işler böyledir, 70'lerde sokaklardaydım, yıllarca her çatapatta kendimizi yere attık, DURUMLARI İYİ BİLİRİM." (14 Temmuz 2011 Perşembe, 11.41)
İyi, bravo; ama dikkat ediniz, "polis şefine" koşmasından birkaç sene önce, Tevhid Dergisi'nde "Hizbullahi ve inkilabi hareketden" bahsetmekteydi, "laik diktatörlük"den dem vurmaktaydı! (kendisini hâlâ "devrimci müslüman" olarak gördüğünü de söylüyor şu anda.)
O gün hatırlarımızdadır.
Geceyarısından itibaren TGRT'den yayınlanan "telsiz mesajları"nda Bosna'da çok büyük bir katliamın yaşanmaya başlandığı, insanların şimdiden Taksim’e doğru hareket etmeye başladığı söyleniyordu. İşin içinde TGRT varsa, orada bir "devlet tezgahı" olduğuna inanmamız için bir delil vardır, diyebiliriz.
Özal'ın sıkıştığı iç politikadan "milli hassasiyet" üzerinden kurtulmasına yönelik tarafı bir yana, kurdurduğu Bosna Dayanışma Platformunun da sınanmasıydı Taksim'deki "tiyatro gösterisi..."
Spontone olduğu söyleniyordu ama gidenler orada kocaman otobüsler ve ses sistemlerinin hazır olduğunu gördüler; otobüslerden birisi de "kürsü"ydü...
İnsanımızın "hassasiyeti"yle "oynanmış", Taksim tıkabasa doldurulmuş, "ABD VE NATO'NUN MÜDAHALESİ İSTENMİŞ", daha öğle olmadan da "konuşmacılar" konuşmuş, daha doğrusu "müdahale" istekleri dışında "mır mır mır" etmişler ve "protestomuzu gerçekleştirdik gönül rahatlığıyla dağılabiliriz, sessizce" diyerek alanı terketmeye başlamışlardı.
Şimdi ABD (o "AB(D)" diyor) ve NATO müdahalesine karşı "güruhlarla" mücadelede "twit"leyip duran Çamurcu, "NATO ve ABD'nin müdahalesini isteyip protestodan sonra sessizce dağılma" tarafında!
Ama birileri, Bosna'da can pazarı kurulmuşken "piknik yaparcasına lümpen kınama"nın hiçbir kıymeti olmadığını düşünüyorlar ki, nice şer odağının "merkez üssü" olmuş "The Marmara Oteli"ni "ziyaret" etmeyi, ardından çevredeki ABD ve İsrail kuruluşlarına "uğramayı", Sırplarla aynı dinden ve "nifak ocağı" olan Fener Patrikhanesi'nin de "hal ve hatrını" sormayı planlamış ki, kitleyi hepsinin önüne yürütmüştü! ABD konsoslosluğu önünde silahlı çatışma çıkmış, yaralananlar olmuştu.
İşte bütün bunlar olurken, "hizbullahi ve devrimci müslüman" Çamurcu, meğer Nurettin Şirin ile beraber POLİSE MUHBİRLİK YAPIYORLARMIŞ!
Demek ki, şimdi Suriye için sınıra giden gençleri, “Bizi izleyen yetkili yetkisiz, her türlü mikrofona hitabımdır” cümlesini MUHBİRLİK-İSPİYONCULUK olarak anlamamak için hiçbir sebeb yok!
Demek ki muhbirlik, Çamurcunun bir alışkanlığı!
İşin garib tarafı da şu ki, Taksim’de polis bile onları "iplememiş", bunlar ortada kalmışlar! Aynı, 16 Temmuz’da olduğu gibi!
O gün NATO saldırısı yapıldı; İtalya’dan havalanan uçaklar Sırpların üzerinden geçmeye başladı, bu ayrı, ama Bosnalı liderlerin, "o muazzam gösteri bize dayanma gücü verdi"sözleri her türlü "politik oyundan" azadedir ve MUHBİRLERİN SURATINA vurulmuş bir "Osmanlı tokadı"dır.
Bir muhbir olduğunu ("sayın Muhbir Vatandaş" veya!) itiraf eden Çamurcu, bakın 16 Temmuz gençleri üzerinden neler söylüyor:
"- Gençler bilmez, sokağa dökülmenin 90 başındaki sonucu, "ŞAH İSMAİL'İN PİÇLERİ" DİYE DİNDARLARA TAŞLI SOPALI SALDIRILMASIYDI. Bunun tekrarlanmayacağını kim garanti edebilir!” (Perşembe, 11:37)
Gördünüz mü, 16 Temmuz gençleri, IHH, Suriye konusundan nasıl da "mevzuya" giriverdi birdenbire Çamurcu!
Ama bir gerçeği ifade ediyor, "gençler bilmez" diyerek, evet, gerçekten de "twit"lediklerini okuyanların çoğunluğu veya belki de hepsi "genç"; 20 sene önce olanları nereden bilecekler, karşılarında ağzı laf yapan, upuzun lüleli saçlara, parlak bir "image"a sahib birisinin, 20 sene önce, "en koyu Stalinizm"i ("Tek ülke sosyalizmi") "tek ülke İslâmî/Tahran Merkezdir" diyerek savunan biri olduğunu nereden bilecekler!
Herşeylerini "Tahran"a göre ayarladıklarını, ülkemizdeki İslâmî grub ve şahısları Tahran’a göre "değerlendirdiklerini" nereden bilecekler!
"Şah İsmail'in piçleri" sloganının, MUHBİR olduğunu kendisinin itiraf ettiği bu kişinin yazdığı Tevhid'de, önce MİT, ardından Gayrettepe işkencehanesinde öldüresiye işkence edilen müslümanları, "İSLÂMCILARIN ARASINDAKİ FİTNE!" diyerek MUHBİRCE İSPİYON etmesi üzerine olduğunu nereden bilecekler!
Nereden bilecekler “saldırılan dindarlar” dediklerinin, Çamurcu gibileri tarafından BEYİNLERİNİN IRZINA GEÇİLİP “MERKEZ TAHRAN’DIR” diyerek “Şiileştirilmeye” çalışılan ve iki sene sonra dümeni Humeyni’den Özal’a kıran Çamurcu tarafından PİÇ GİBİ ortada bırakılanlar olduklarını!
Nereden bilecekler ki, Cağaloğlu’nun göbeğinde, Nuriosmaniye’ye giden yolun köşesindeki binada yapılan “kitab fuarı”nı, Anadolu’dan (Kamhi suikastinde içeriye girenlerden ve o gün orada bulunanlardan birisinin ifadesidir bu) “solcularla kavga edeceğiz” diyerek topladıkları –ırzına geçtikleri!- yüzlerce kişiyle basıp, (Cezeri Camiinin önü, Nuruosmaniye tarafı, Divanyolu tarafı adım atılamayacak kadar kalabalıktı), içeride bulunan İbda Yayınları standını dağıtma çabasına giren ama başaramayan, polisin de stand görevlilerini “içerde gürültü istemiyoruz” diyerek APAÇIK BİR ŞEKİLDE KUDURMUŞ KÖPEKLERİN ÖNÜNE ATMA POLİTİKASINI uygulamasına rağmen, topu topu 20 kişiden oluşan İbda bağlılarının, yüzlerce kişilik Şii ve Şiileştirilmeye çalışılan “güruha” Çemberlitaş’ın önünde “KÜÇÜK ÇALDIRAN”ı yaşatmış olduklarını nereden bileceklerdir!
Devam edelim muhbir Çamurcu’nun "twit"lerine...
"- TEMMUZ İŞİNİN BAŞINDAKİNİN ÜYESİ OLDUĞU ALEVİ DÜŞMANI NASYONALİST ÖRGÜT, geçmişte "Şah ismailin piçleri" diye dindarlara saldırmıştı.” (Perşembe, 11:37)
“- Şu Temmuz işinin başındaki oğlan, 1990 başlarında TEVHİD DERGİSİ STANDINA "Şah İsmail'in piçleri" diyerek saldıran grubun üyesiymiş bir zamanlar. O ZAMANKİ ALEVİ, Şİİ NEFRETİNİ ŞİMDİ IHH BÜNYESİNDE ORTALIĞA İFRAZAT OLARAK SAÇIYOR!”(Perşembe, 11:24)
Akılları "mezheb taassubu"nda olduklarından, herkesi, Mehmet Akif’in sözüyle "kendileri gibi" APTAL sanan muhbir Çamurcu, görüldüğü üzere, "Temmuz işinin başındaki" kişiyi "Alevi Şii düşmanı" olarak nitelemekden kaçınmıyor. (Üstelik hadiseyi de çarpıtıyor; saldırılan değil saldıran tarafda olduğunu gizliyor.)
Alevi-Şii inancına mensub olmamak başka, onlardaki hataları göstermek başka, siyasî bir hareketi değerlendirmek başkadır; üstelik yukarıdaki sözleri, "Şii Nasayri"lerin idaresindeki Baas'ın "katliamları" üzerine söylemek çok daha başkadır!
H. Türkmen'in, Tevhid Dergisi’ni anlatırken söylediği "İran Şii havzalarının işgüzarlığı sonucunda da siyasi konudaki biat kültürü itikadi biat kültürüne ve Şiileştirme çabaları" içinde "çılgınca" bulunan Çamurcu'nun başkalarını "alevi-Şii düşmanlığı" ile suçlaması kadar abes bir şey olamaz!
Üstelik şu anda kendisinin "alevi-şii" bile olmadığı, "Kur'anın yarısı çöpe!" küfrünü ettikten sonra, ortadayken, bu nedir o hâlde?
Bu, ancak ve ancak, bu "sayın muhbir vatandaşların" kıçlarındaki tekme izinin SAHİBİNE olan ezele kadar gideceği kesin nefretdir!
Dikkat ediniz, bir NATO-ABD-BM müdahalesine karşı mitingler tertib edilirken yapılan ve Mehmet Keçeciler'in ifadesiye "Ankara'nın da üstünde" bir yerden planlanan operasyonla S. Mirzabeyoğlu ve gönüldaşlarımız 1991'de işkenceye alındılar.
Tam bu noktada Tevhid'deki "sayın muhbir vatandaşlar", hem kendi sayfalarında hem de MİT'in elinde "aparat" hâline dönüşmüş Yeryüzü Dergisi’nde, tam sayfa ilan yayınlayarak, İslâmcı camiayı İbda’dan ayırabilmek için "İslâmcılar arasındaki fitne: İbdacılar" ilanını yayınladılar.
Ardından Özal'a kapılanıp, onun "aparatı" olup, Bosna mitingi yaptılar, muhbirliklerini "polis şeflerine" suçluları! tek tek göstererek ispatladılar ve İbdacılara tekrar operasyona sebeb oldular!
Susurluk'da bunların hangi safta ve kirli ilişkilerde oldukları ortaya çıktı, Malki cinayetinde ve öncesinde Kamhi suikastinde "aparatlık" yaptılar.
Ardından 28 Şubat gelince, bu "aparatlar"ın bazıları da içeriye konuldular; İslâmî faaliyetden değil, "aparatlık"larından!
"Değişim, dönüşüm" çığlıkları attılar, "irfani takıldılar", 28 Şubat'ın "tu kaka" gördüklerini onlar da "irfani" olarak eleştirdiler, kısaca "sayın muhbirler" yeniden kullanım için "özür dilemeye" başladılar.
Bir gecede de "Yenilikçi" olup, Edip Yüksel'in, Demirel'in, Kuran’ı Kerim'in bazı âyetlerinin "çağ dışı" kaldığını söylemesine, ki 28 Şubat'ın "hareket noktası"dır, "âyetler çöpe" selam çakmasına, biraz geç de olsa 2000'lerde "çöpe!" diyerek selam çaktılar!
Evet, "gençler bilmez" bunları; "Hür Düşünce" ile başlayan ve Abdulhamid Hana karşı İngiliz Fransız destekli "emperyalist saldırı"nın "din maskesi" takmış hali olan Efganî-Abduh-Rıza meddahlığından, "Daruttakrib"lere, Şiilerin tıpkı Vatikan'ın "dinlerarası dialog; ama Vatikan'ın emrinde!" stratejisi gibi, "Şii ve Sünni yakınlaşması"nı ülkemizin "Şiileştirilmesine", oradan "polis şeflerine muhbirliğe", oradan da "ulusalcılığa"...
Gençler bilmez bunu!
Ama bilenler var hep yüzüne vuracaklar Çamurcu!
Çünkü sizler aslında "Şah İsmail"in veya "Muta"nın piçleri kadar bile "ciddiyeti" olmayan, önüne gelene "muhbirlik" yapan ve her muhbir gibi de "basit" iki ayaklı yaratıklarsınız!
Kendi eliyle yazdığı “özyaşam”ı bile bunun şahidi!
20 Temmuz 2011
Not 1: Twiter’da yazılan mesajlara “tweet” denilmekte aslında; fakat genel kullanım ve içersindeki espiri nedeniyle “twet”dır. Espiri de şurada, “twit”, “aptal, budala” anlamına gelmektedir! Konumuza da münasibtir!
Not 2: “Temmuz işinin başındaki oğlan” diyerek ağzını bozarak bahsettiği Adem Özköse, 1999-2000 sürecinde Metris Cezaevi’ndeydi. “İrancı”ların “koğuşlarına” girip İbda bağlılarına saldırı gerçekleştiren EMASYA uygulayıcılarına karşı yiğitçe direnenler arasındaydı.
Not 3: Çamurcu’nun “twit”inde geçen “nasyonalist örgüt” nitelemesi duy da inanma noktasındadır! Bu ülkede, Çamurcu gibileri mesela “İran… velayeti fakih… merkez Tahran” salaklıkları ile uğraşırken, Necib Fazıl’a olan garazları nedeniyle “nasyonalist” nitelemesinde bulunulanların lideri hâlâ ortada tek sahici çözüm olarak duran önerisi ile Kürt Meselesine ışık tutmuştur. Çamurcu gibilerinin kapılandıkları Özal dahi, kekeme bir tarzda “federasyon” laflarını etmeye ondan sonra başlamıştır.
Not 4: Nasyonalist örgüt teması, rahmetli Üstadımızın “bayrak düştüğü yerden kalkacaktır!” işaretini vermesinden dolayıdır. Bunu, kuru bir “Türk övgüsü” ile yapmış olsa itirazın da makul bir tarafı olabilir, ama ortaya Büyük Doğu İdeolocyasını koymuştur. Üstelik bu bir tarafa, sadece pratik olarak, reel bir şekilde bakıldığında bile, şu yaşadığımız günlerde coğrafyamızın Anadoluya gözlerini dikmiş olması manidar değil midir? Çamurcu’nun tavrı sadece “Şii Münafık Ruhiyatı”yla anlaşılabilir!