Kıssa kısa dini hikayeler
36.473 görüntülenme · 409 yanıt
En akıllı kişi üniversite sınavında en iyi derece yapan kişi değil, Allah’a karşı sorumluluklarını gerçekleştiren kişidir. Hayatın sadece bu dünya ile sınırlı olmadığını, ölüm sonrası da bir hayatın olduğunu kavrayabilen kişidir.
Nemrut, hazırlattığı devasa odun yığınında Hz. İbrahim’i (a.s.) ateşe attırır; tam o sırada minnacık bir serçe belirir, ateşin üstünde gagasındaki bir damla suyu alevlerin üzerine bırakır.
Serçeye sorarlar:
“Be hey gafil, bir damlacık su koskoca ateşe ne yapar ki?”
Serçe cevap verir:
“Bir şey yapmayacağını ben de biliyorum ama hiç değilse tarafım bilinsin istedim.”
Serçeye sorarlar:
“Be hey gafil, bir damlacık su koskoca ateşe ne yapar ki?”
Serçe cevap verir:
“Bir şey yapmayacağını ben de biliyorum ama hiç değilse tarafım bilinsin istedim.”
Abdülkadir Geylani Hazretleri çölde çok susamış bir halde seyahat ederken, önce kendisini gölgeleyen bir bulut ortaya çıkmış sonra da ufuğu kaplayan bir ışık görünmüştü. Bunun ardından: “Ben senin Rabbinim! Başkasına haram şeyleri sana helal eyledim.” şeklinde bir ses duyulmuş.
Geylani Hazretleri: “Defol hey lanetli!” deyince, o şeytani ışık derhal dumana ve karanlığa bürünerek şöyle seslenmiş: “Ey Abdülkadir! Üstün ilmin ve güçlü mertebenle tuzağımdan kurtuldun. Ben bu şekilde yetmiş büyük sufiyi yoldan çıkarmışımdır” dedi.
Geylani Hazretleri: “Defol hey lanetli!” deyince, o şeytani ışık derhal dumana ve karanlığa bürünerek şöyle seslenmiş: “Ey Abdülkadir! Üstün ilmin ve güçlü mertebenle tuzağımdan kurtuldun. Ben bu şekilde yetmiş büyük sufiyi yoldan çıkarmışımdır” dedi.
Mûsâ (as): “İlâhi! Hangi kul senin için daha değerlidir?” diye sordu.
Allah Teâlâ: “Lisanı zikrimle ıslak olan.” buyurdu.
Mûsâ (as) yine: “Hangi kulun daha bilgilidir?” dedi.
Allah Teâlâ: “Benim başkalarının ilmini de bildiğimi bilendir.”
Mûsâ (as): “Hangi kulun en adâletlidir?” diye sordu.
Allah Teâlâ: “İnsanlara verdiği gibi kendi aleyhine de hüküm verebilendir.”
Mûsâ (as): “Hangi kulunun günahı en büyüktür?” dedi.
Allah Teâlâ: “Hem benden isteyip hem de beni suçlayan, benim kazâma râzı olmayandır.” diye cevap verdi.
Allah Teâlâ: “Lisanı zikrimle ıslak olan.” buyurdu.
Mûsâ (as) yine: “Hangi kulun daha bilgilidir?” dedi.
Allah Teâlâ: “Benim başkalarının ilmini de bildiğimi bilendir.”
Mûsâ (as): “Hangi kulun en adâletlidir?” diye sordu.
Allah Teâlâ: “İnsanlara verdiği gibi kendi aleyhine de hüküm verebilendir.”
Mûsâ (as): “Hangi kulunun günahı en büyüktür?” dedi.
Allah Teâlâ: “Hem benden isteyip hem de beni suçlayan, benim kazâma râzı olmayandır.” diye cevap verdi.
Vakıf, târihte ilk önce herkesin birlikte ibâdet ettiği mekânlarda başlamış, sonradan birçok ictimâî sahayı içine alarak genişlemiştir:
Rivâyete göre Hz. İbrâhim (as), Cebrâîl (as)’ın Cenâb-ı Hakk’ı huşû içinde üç kere zikretmesi karşısında vecde gelir ve bütün sürülerini ona hibe eder. Onun melek olduğunu söyleyip almaması üzerine sürülerini satar ve geniş bir arâzi alarak müslümanların istifâdesine sunar. Böylece vakıf, İbrâhim (as) ile başlamış olur.
Âlemlere rahmet ve üsve-i hasene (örnek şahsiyet) olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (sav):
“Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin!” buyurmuş ve vakfın fiilî nümûnelerini de kendi hayatında sergilemiştir.
Rivâyete göre Hz. İbrâhim (as), Cebrâîl (as)’ın Cenâb-ı Hakk’ı huşû içinde üç kere zikretmesi karşısında vecde gelir ve bütün sürülerini ona hibe eder. Onun melek olduğunu söyleyip almaması üzerine sürülerini satar ve geniş bir arâzi alarak müslümanların istifâdesine sunar. Böylece vakıf, İbrâhim (as) ile başlamış olur.
Âlemlere rahmet ve üsve-i hasene (örnek şahsiyet) olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (sav):
“Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin!” buyurmuş ve vakfın fiilî nümûnelerini de kendi hayatında sergilemiştir.
Hz. Mevlânâ şöyle ifâde buyurur:
“İnsanı inciten kişinin, Allâh’ı incittiğinden haberi yoktur. O bilmiyor ki bu küpün suyu, Hak ırmağının suyu ile birleşmiştir.”
“Bilgisizliğimiz, körlüğümüz yüzünden, Hakk’ın velîlerini hor görmek, onları incitmek istiyoruz.”
“İbtilâ, belâya uğrayış bir hastalıktır, belâya uğrayan kişiye acırlar, ama ahmaklık öyle bir hastalıktır ki başkalarını da yaralar ve incitir.”
“Ahmaklar, insan yapısı mescide saygı gösterirler de, gönül sahiplerinin gönüllerini kırmaya çalışırlar.”
“Bu gönül evinin içinde kimin bulunduğunu biliyorsanız, bu gönül sahibinin kapısı önünde ettiğiniz terbiyesizlik nedendir?”
“Oysa bir Allâh adamının, yani bir peygamberin veya velînin gönlü incinmeyince, Allâh hiç bir kavmi rezîl ve rüsvâ etmemiştir.”
Dolayısıyla tasavvuf, incitmemek bahsi üzerinde ziyadesiyle durur. Öyle ki, incinmemek derecesinde…
“İnsanı inciten kişinin, Allâh’ı incittiğinden haberi yoktur. O bilmiyor ki bu küpün suyu, Hak ırmağının suyu ile birleşmiştir.”
“Bilgisizliğimiz, körlüğümüz yüzünden, Hakk’ın velîlerini hor görmek, onları incitmek istiyoruz.”
“İbtilâ, belâya uğrayış bir hastalıktır, belâya uğrayan kişiye acırlar, ama ahmaklık öyle bir hastalıktır ki başkalarını da yaralar ve incitir.”
“Ahmaklar, insan yapısı mescide saygı gösterirler de, gönül sahiplerinin gönüllerini kırmaya çalışırlar.”
“Bu gönül evinin içinde kimin bulunduğunu biliyorsanız, bu gönül sahibinin kapısı önünde ettiğiniz terbiyesizlik nedendir?”
“Oysa bir Allâh adamının, yani bir peygamberin veya velînin gönlü incinmeyince, Allâh hiç bir kavmi rezîl ve rüsvâ etmemiştir.”
Dolayısıyla tasavvuf, incitmemek bahsi üzerinde ziyadesiyle durur. Öyle ki, incinmemek derecesinde…
Zeyd bin Eslem (ra) şöyle der:
“Ey îmân edenler! Kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz!..” âyet-i kerîmesi nâzil olduğunda ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlallah! Kendimizi koruyabiliriz, ya ehlimizi nasıl koruyacağız?” diye sordular.
Rasûlullah (sav) şu cevâbı verdi:
“–Onlara Allâh’a kul olmayı, tâat ve ibâdeti emredersiniz. Allâh’a isyân etmekten ve günah işlemekten de nehyedersiniz, işte bu onları korumak demektir.”
“Ey îmân edenler! Kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz!..” âyet-i kerîmesi nâzil olduğunda ashâb-ı kirâm:
“–Yâ Rasûlallah! Kendimizi koruyabiliriz, ya ehlimizi nasıl koruyacağız?” diye sordular.
Rasûlullah (sav) şu cevâbı verdi:
“–Onlara Allâh’a kul olmayı, tâat ve ibâdeti emredersiniz. Allâh’a isyân etmekten ve günah işlemekten de nehyedersiniz, işte bu onları korumak demektir.”
Bir gün Mâlik bin Dinar, Sâbit Benan’la birlikte Rabia Hatun’un yanına giderler.
Rabia Hatun, Mâlik bin Dinar’a şöyle der:
“-Söyle bana, niçin Allah’a ibâdet edersin?
Buna cevap olarak Malik bin Dinar şöyle der:
“-Cennete müştâkım.”
Buna bir cevap vermeden Rabia hemen Sâbit’e dönüp:
“-Oğlum, sen kulluk etmekte Allah’tan ne istiyorsun” deyince;
Sâbit:
“-Cehennemden korkuyorum” diye cevap verir.
Bundan sonra Rabia Hatun konuşmaya başlar:
“-Malik, sen yalnız bir şeye tamaan çalışan işçiye benziyorsun. Sâbit! Sana gelince; sopa korkusundan iş tutan amele gibisin.”
Bu sözler Mâlik ve Sâbit üzerinde derin tesir yaptı. Sebebini sordular.
“-Ya Rabia! Sen nasıl ibâdet edersin ki?” Rabia Hatun bunlara şu cevabı verdi:
“-Allah sevgisi ve ona karşı bol şevk ve aşk.”
Rabia Hatun, Mâlik bin Dinar’a şöyle der:
“-Söyle bana, niçin Allah’a ibâdet edersin?
Buna cevap olarak Malik bin Dinar şöyle der:
“-Cennete müştâkım.”
Buna bir cevap vermeden Rabia hemen Sâbit’e dönüp:
“-Oğlum, sen kulluk etmekte Allah’tan ne istiyorsun” deyince;
Sâbit:
“-Cehennemden korkuyorum” diye cevap verir.
Bundan sonra Rabia Hatun konuşmaya başlar:
“-Malik, sen yalnız bir şeye tamaan çalışan işçiye benziyorsun. Sâbit! Sana gelince; sopa korkusundan iş tutan amele gibisin.”
Bu sözler Mâlik ve Sâbit üzerinde derin tesir yaptı. Sebebini sordular.
“-Ya Rabia! Sen nasıl ibâdet edersin ki?” Rabia Hatun bunlara şu cevabı verdi:
“-Allah sevgisi ve ona karşı bol şevk ve aşk.”
Rasûlullah (sav), Hz. Aişe validemizin ablası Esmâ’nın ince bir elbise giydiğini görünce başını çevirmiş ve:
“-Esmâ! Bulûğa erdikten sonra kadınların, (yüzüne ve eline işâret ederek) şu ve şundan başka bir yerinin görülmesi doğru olmaz!” buyurmuştur.
“-Esmâ! Bulûğa erdikten sonra kadınların, (yüzüne ve eline işâret ederek) şu ve şundan başka bir yerinin görülmesi doğru olmaz!” buyurmuştur.
Ebû Zer (ra) diyor ki:
“- Yâ Rasûlallah! Bana nasihat ediniz!” dedim.
“-Sana takvâyı tavsiye ederim, zira takvâ her işin başıdır.” buyurdu.
Ben tekrar:
“-Yâ Rasûlallah! Bana biraz daha nasihat ediniz!” dedim.
Efendimiz (sav):
“-Kur’ân okumaya ve Allâh’ı zikretmeye bak, çünkü Kur’ân yeryüzünde senin için bir nûr, gökyüzünde de bir azıktır.” buyurdu.
“- Yâ Rasûlallah! Bana nasihat ediniz!” dedim.
“-Sana takvâyı tavsiye ederim, zira takvâ her işin başıdır.” buyurdu.
Ben tekrar:
“-Yâ Rasûlallah! Bana biraz daha nasihat ediniz!” dedim.
Efendimiz (sav):
“-Kur’ân okumaya ve Allâh’ı zikretmeye bak, çünkü Kur’ân yeryüzünde senin için bir nûr, gökyüzünde de bir azıktır.” buyurdu.
Kânûnî devrinde, Fransa’da dans denilen hayâsızlık ve rezâlet yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Bunu duyan Kânûnî, derhal Fransa kralına şu tâlimâtı gönderdi:
“…İşittim ki, memleketinizde kadın ve erkeklerin dans adı altında birbirlerine sarılmak sûretiyle halk önünde ahlâk ve hayâya mugâyir davrandıkları süflî bir eğlence îcâd edilmiş! Bu rezâletin, sınır komşusu olmamız sebebiyle memleketime sirâyet etme ihtimâli vardır. Bu itibarla, nâme-i hümâyunum elinize ulaşır ulaşmaz derhal bu rezâlete son verile! Aksi halde bizzat gelip o rezâleti kaldırmaya elbette muktedirim.”
Meşhur târihçi Hammer, bu mektup üzerine, Fransa’da bu ahlaksızlığın tam yüz yıl yasaklandığını kaydetmektedir.
“…İşittim ki, memleketinizde kadın ve erkeklerin dans adı altında birbirlerine sarılmak sûretiyle halk önünde ahlâk ve hayâya mugâyir davrandıkları süflî bir eğlence îcâd edilmiş! Bu rezâletin, sınır komşusu olmamız sebebiyle memleketime sirâyet etme ihtimâli vardır. Bu itibarla, nâme-i hümâyunum elinize ulaşır ulaşmaz derhal bu rezâlete son verile! Aksi halde bizzat gelip o rezâleti kaldırmaya elbette muktedirim.”
Meşhur târihçi Hammer, bu mektup üzerine, Fransa’da bu ahlaksızlığın tam yüz yıl yasaklandığını kaydetmektedir.
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/85946-kissa-kisa-dini-hikayeler · 23.08.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
Giriş yap ve cevap yaz.

