GAYBET ZAMANINDA İMAM (A.S)’IN VARLIĞININ FAYDALARI
İnsanlar, gaybet döneminde masum bir önderin aşikar olmaması yüzünden birçok feyizden mahrum olmalarına rağmen birçok yönden de İmam’ın varlığından faydalanmaktadırlar. Çünkü masum bir İmam’ın varlığının faydası, sadece aşikar olarak yol göstermek, toplumsal sorunları çözmek gibi işlerden ibaret değildir. Biz bu konuyla ilgili bir takım hadiselere işaretle bu faydalardan bazılarını açıklıyoruz:
a) Masum İmam, Maddi ve Manevi Alem Arasında Bir Rabıtadır
Hz. Resulullah (s.a.a), “Gaybet döneminde Hz. Mehdi’nin varlığının ne gibi bir faydası olacaktır?” şeklinde sorulan bir soruya şöyle cevap verdiler:
“Beni peygamber olarak gönderen Allah’a ant olsun ki insanlar, gaybet döneminde, bulutların arkasında kalan güneşten faydalandıkları gibi ondan faydalanırlar.”
Yine “Yenabi’ul- Mevedde” adlı kitapta, Süleyman A’meş bin Mehran yoluyla İmam Sadık (a.s)’dan İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Biz, Müslümanların İmamı, dünya ehlinin hüccetiyiz. Yıldızların gök ehline güvence ve kurtuluş vesilesi olduğu gibi, bizler de yer ehlinin güvence kaynağı ve kurtuluş vesilesiyiz. Bizim hürmetimize, Allah istemedikçe gökten bir şey yere düşmez. Bizim vasıtamızla Hakkın rahmet yağmuru yağmakta ve yeryüzü bereketlerini çıkarmaktadır; eğer biz yeryüzünde olmasaydık, yeryüzü üzerindekileri yutardı. Allah-u Teala, Adem (a.s)’ı yarattığı günden beri yeryüzü hiçbir zaman hüccetsiz kalmamıştır. Ama bu hüccet bazen zahirdir ve tanınır, bazen de gaip ve gizlidir. Kıyamete kadar da yeryüzü hüccetsiz kalmayacaktır. Eğer İmam olmazsa Allah’a (hakkıyla) ibadet edilmez.”
b) İmam, Ümit Kaynağıdır
Gaip İmam’a inanmak, kurtuluşu beklemek ve onun zuhurunu gözlemek, insanlara büyük bir ümit vermektedir. Bu ümit, başarı ve ilerlemede en büyük etkenlerden biridir. Ümitlerini yitiren bir topluluk asla başarıya ulaşamaz.
Örneğin: Karargahta bulunan bir komutanın varlığı, askerlere ümit verir ve onların çaba göstermelerini sağlar. Komutanının ölüm haberini duyan bir ordu, ileri teknikle donanmış olsa da dağılıverir ve askerler ümitsizliğe kapılırlar.
İşte bu yüzden, Ehl-i Beyt’ten nakledilen hadislerde, kurtuluşu beklemek en büyük ibadetlerden biri olduğu gibi hak yolunda şahadetle de eşit sayılmıştır. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Kim, biz Ehl-i Beyt’in velayetiyle kurtuluşu bekler bir halde ölürse, Kâim’in (Mehdi’nin) ordusunda yer alan kimse gibi olur.”
Hz. Ali (a.s) da şöyle buyurmuştur:
“Bizim devletimizi bekleyen kimse, Allah yolunda kanını döken ve canını veren kimse gibidir.” [9]
c) İmam Dinin Korunmasına Vesiledir
Hz. Ali (a.s), her dönemde insanların İlahi önderlere olan ihtiyaçlarını şöyle açıklıyor:
“ Yeryüzü, Allah için hüccet ve burhanla kıyam eden İmam’dan boş kalmaz. Bazen O İmam, zahir ve açık, bazen de gizlidir. Allah’ın yeryüzündeki hüccet ve delilleri yok olmasın diye böyle takdir edilmiştir. Onlar kaç kişi ve nerededirler? (veya ne zamana kadar korku içerisinde ve gizlidirler?) Allah’a ant olsun ki, sayı açısından azdırlar, ama değer ve makam açısından büyüktürler. Allah Teala, onlar vasıtasıyla kendi hüccet ve burhanlarını korumaktadır...”
Zamanın geçmesi, şahsi fikir ve değerlendirmelerin dini konulara karıştırılıp din adına sunulması, sapık mekteplerin aldatıcı ve çekici programlarına yönelmesi, fasit ellerin semavi öğretilere uzanması, İslam kanunlarının pratik alandan uzaklaştırılması vb. faktörler el ele vererek, İslam kanunlarından bazılarının unutulmasına, asaletini yitirmesine ve tahrif edilmesine neden olur. Vahiy olarak inen bu öğretiler, onun bunun beyinleriyle temas etme sonucu siyahlaşır ve ilk günkü parlaklığını yitirir. Bu nurun, karanlık fikirlerin çerçevesinden geçmesi sonucunda, ışığı azalır ve yansıması zayıflar.
Durum böyleyken acaba müslümanlar içinde, İslam’ın yasa ve öğretilerini gelecek nesiller için olduğu gibi koruyacak birinin bulunması gerekmez mi? Acaba yeniden mi vahiy inecektir?! Kesinlikle hayır. Çünkü vahiy kapısı ebediyete dek kapanmıştır. Öyleyse asıl din nasıl korunmalı? Tahrifler ve hurafeler nasıl önlenmeli? Bu, ancak masum bir İmam vasıtasıyla gerçekleşir.
Gaybet-i Suğra’da İmam (a.s)’ın Kerametleri
Şeyh Tusi (r.a) şöyle diyor: “Gaybet zamanında İmam Mehdi (a.s)’dan görülen kerametler, sayılmayacak kadar çoktur.”
Burada örnek olarak bunlardan ikisini zikrediyoruz:
1) İsa bin Nasr şöyle anlatır: Ali bin Samuri İmam Mehdi (a.s)’a bir mektup yazarak ondan kendisi için bir kefen istedi, cevabında; “Senin seksen yılında (hicri 280 yılında veya 80 yaşında) ihtiyacın olacaktır” diye cevap geldi ve İmam’ın buyurduğu gibi 80 yılında vefat etti ve vefatından önce İmam Mehdi (a.s) ona istediği kefeni gönderdi.[12]
2) Muhammed bin Sure el-Kummi (Kum kentinin büyük alimlerinden) şöyle nakleder: Ali bin Hüseyn-i Babaveyh, amcası Muhammed bin Musa Babaveh’in kızı ile evlendi, ama ondan evlat sahibi olmadı. İmam Mehdi (a.s)’ın üçüncü naibi olan Hüseyin bin Ruh’a bir mektup yazarak onun vasıtasıyla İmam Mehdi (a.s)’dan, ona evlat verilmesi ve bu evlatlarının alim olması için Allah’tan dua etmesini rica etti.
İmam (a.s) tarafından şu cevap geldi: “Şimdiki hanımından evladın olmayacak, ama yakında sahip olacağın Deylemli bir cariyeden iki fakih erkek çocuğun olacaktır.”
İbn-i Babavey, Muhammed, Hasan, ve Hüseyin adında üç çocuk sahibi oldu, Muhammed ve Hüseyin parlak hafızalı iki fakih oldular, Kum kentinde hiç kimsenin belleyemediği konuları bellemişlerdi. Halk, rivayet ve hadislerin naklinde Ali bin Hüseyin bin Babaveyh’in iki oğlu Muhammed ve Hüseyin’nin hafızalarına hayret eder ve bu makam İmam Mehdi (a.s)’ın duasıyla size nasip oldu derlerdi. Bu hadise Kum halkı arasında pek meşhurdu.[13]
Bilindiği üzere İmam’ın duası hürmetine dünyaya gelmiş olan Muhammed bin Ali bin Babavey’in fıkıh ve hadis alanında onlarca eseri mevcuttur. Şia’nın hadisteki dört temel kaynağından biri olan “Men La Yahzuruh’ul Fakih” kitabı da onun eseridir.