Yaşayan Necip Fazıl, Yürüyen Büyük Doğu !
28.282 görüntülenme · 203 yanıt
BEKLENEN NİZAM
· Yüz yıldanberi bir toplu iğne yapmaktan bile âciz yaşayan bu milleti, radyosunu, otomobilini, traktörünü, dikiş makinesini, falanını ve filanını zorlayacak bir nizam… “İstersen bunları tenekeden yap; fakat kendin yap!” diyecek bir nizam…
· Türk gümrüklerinden, hayat devlet ihtiyaçları müstesna, tek Garp âletinin geçmesine müsaade etmiyecek bir nizam… Tâ bu âletlerle rekabet edici Türk sanayi ve imâl kudreti doğuncaya kadar başka çıkar yol görmiyecek bir nizam…
· Bütün Garp âlemini, Türkün ve onun ruhî idaresinde bütün Asyalıların gözüne tılsımlı bir umacı gibi görünmekten çıkaracak bir nizam… Garp âlemini, (Rönesans)dan beri sadece aklın fetih hakkını kullanmış ve eşyayı teshir etmiş bir müspet bilgiler hârikasından ibaret gösterecek ruh plânında taklide değer hiçbir kıymeti bulunmadığını meydana çıkaracak bir nizam… Ve mevcut Garp bilgilerini maharetle çalacak ve onları ehliyetle Türke mal edecek bir nizam…
· Türkiye’de tek bir kahve köşesine bile izin vermeyecek ve saatte 35 milyon kilovat çapındaki millî enerjiyi tasarruf edecek bir nizam…
· Sinemayı, tiyatroyu, edebiyatı, fikriyatı, hattâ ilmi bile mutlaka millî şekilde verimlendirecek bir nizam… Bunlar bir kere millîleştikten sonra da onları beynelmilel çapa ulaştıracak bir nizam…
· Kârhane, meyhane, kumarhane ve bütün rezalethanelere “paydos!” diyecek bir nizam…
· Ruhumuzu dayadığımız mukaddes ölçülerin hem düşmanlarına, hem de dost görünüp bu ölçüleri anlamayan ham yobaz bozuntularına hayat hakkı tanımayacak bir nizam…
· Çoraptan serpuşa, harften binaya, muaşeret edebinden bütün ifade şekillerine kadar (plastik) plânda şahsiyetin ne demek olduğunu meydana çıkaracak bir nizam…
· Adam öldüreni hemen öldürecek, hırsızlık edeni bir daha edemez hale getirecek; ve bütün ictimaî ihtilâtlarında ferde öz evinden daha emin sığınaklar gösterecek bir nizam…
· Dâva adamlarının nasıl çalışacağını belirtecek; ve en büyük göz mütehassısını en şiddetli trahom mıntıkasında hayatını feda etmeğe zorlarken, en büyük terbiyecinin de en hücrâ köyde bir jandarma erinden farksız yaşamasını sağlayacak bir nizam…
· Memlekette tek sahipsiz çocuk, tek serseri, tek işsiz, tek sakat bırakmayacak ve hiç olmazsa bunları göz planından sürecek bir nizam…
· Ve nihayet halkın nefsaniyetini değil, Hakkı razı edecek ve Kurultayın büyük duvarına “Hakimiyet Hakkındır!” düsturunu kazıyacak bir nizam…
· Nizamların nizamı olan düzen, iki heceli ve beş harfli bir isim taşır: İSLÂM…
· Türk gümrüklerinden, hayat devlet ihtiyaçları müstesna, tek Garp âletinin geçmesine müsaade etmiyecek bir nizam… Tâ bu âletlerle rekabet edici Türk sanayi ve imâl kudreti doğuncaya kadar başka çıkar yol görmiyecek bir nizam…
· Bütün Garp âlemini, Türkün ve onun ruhî idaresinde bütün Asyalıların gözüne tılsımlı bir umacı gibi görünmekten çıkaracak bir nizam… Garp âlemini, (Rönesans)dan beri sadece aklın fetih hakkını kullanmış ve eşyayı teshir etmiş bir müspet bilgiler hârikasından ibaret gösterecek ruh plânında taklide değer hiçbir kıymeti bulunmadığını meydana çıkaracak bir nizam… Ve mevcut Garp bilgilerini maharetle çalacak ve onları ehliyetle Türke mal edecek bir nizam…
· Türkiye’de tek bir kahve köşesine bile izin vermeyecek ve saatte 35 milyon kilovat çapındaki millî enerjiyi tasarruf edecek bir nizam…
· Sinemayı, tiyatroyu, edebiyatı, fikriyatı, hattâ ilmi bile mutlaka millî şekilde verimlendirecek bir nizam… Bunlar bir kere millîleştikten sonra da onları beynelmilel çapa ulaştıracak bir nizam…
· Kârhane, meyhane, kumarhane ve bütün rezalethanelere “paydos!” diyecek bir nizam…
· Ruhumuzu dayadığımız mukaddes ölçülerin hem düşmanlarına, hem de dost görünüp bu ölçüleri anlamayan ham yobaz bozuntularına hayat hakkı tanımayacak bir nizam…
· Çoraptan serpuşa, harften binaya, muaşeret edebinden bütün ifade şekillerine kadar (plastik) plânda şahsiyetin ne demek olduğunu meydana çıkaracak bir nizam…
· Adam öldüreni hemen öldürecek, hırsızlık edeni bir daha edemez hale getirecek; ve bütün ictimaî ihtilâtlarında ferde öz evinden daha emin sığınaklar gösterecek bir nizam…
· Dâva adamlarının nasıl çalışacağını belirtecek; ve en büyük göz mütehassısını en şiddetli trahom mıntıkasında hayatını feda etmeğe zorlarken, en büyük terbiyecinin de en hücrâ köyde bir jandarma erinden farksız yaşamasını sağlayacak bir nizam…
· Memlekette tek sahipsiz çocuk, tek serseri, tek işsiz, tek sakat bırakmayacak ve hiç olmazsa bunları göz planından sürecek bir nizam…
· Ve nihayet halkın nefsaniyetini değil, Hakkı razı edecek ve Kurultayın büyük duvarına “Hakimiyet Hakkındır!” düsturunu kazıyacak bir nizam…
· Nizamların nizamı olan düzen, iki heceli ve beş harfli bir isim taşır: İSLÂM…
Büyük Doğu Mimarı'nı Rahmet ile anıyoruz

Onu çeşitli şekillere ve kalıplara sokarak anlatmak ve Büyük Doğu aksiyon ruhunu incitici şekilde sahtecilik tüten kelimelere bürünmemek adına bu büyük fikir ve dava ve de aksiyon adamının ölmeden önce kaleme aldığı vasiyetini sizlere sunuyor ve bir kez daha rahmet ile anıyoruz..
Necip Fazıl’ın ölmeden önceki vasiyeti ise şöyle,
- Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
- Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!
- Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
- Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid"at" belirtici hiçbirşey!...
- Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur"an...
- Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur"an...
- Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl"ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri... Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey"en lillah" tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!
- Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...
- Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
- Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!”

Onu çeşitli şekillere ve kalıplara sokarak anlatmak ve Büyük Doğu aksiyon ruhunu incitici şekilde sahtecilik tüten kelimelere bürünmemek adına bu büyük fikir ve dava ve de aksiyon adamının ölmeden önce kaleme aldığı vasiyetini sizlere sunuyor ve bir kez daha rahmet ile anıyoruz..
Necip Fazıl’ın ölmeden önceki vasiyeti ise şöyle,
- Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir.
- Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!
- Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum... Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna...
- Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın... Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid"at" belirtici hiçbirşey!...
- Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu... Sadece Fatiha ve Kur"an...
- Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak... Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur"an...
- Şimdi sıra en büyük dileğimde... Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl"ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine birgün oruç tutması... Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi... 70 bine dolması lazım... Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri... Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey"en lillah" tabiriyle bana Allah için birşey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!
- Allah’ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!...
- Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!
- Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!”
Benim de bu cihana gelişim memleket sevdasından...
Benim de bu dünyadan gidişim memleket sevdasından...
Benim de bu dünyadan gidişim memleket sevdasından...
| Ramazanda Mirzabeyoğlu'nu Hatırlamak |
MARAŞ HİTABESİ
4.6.1988 tarihinde Maraş’ta yapılan Üstadı anma toplantısına İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu tarafından gönderilmiştir
Sevgili Gönüldaş'lar!
Üstadı anmak üzere toplandığımız şu günde, aranızda bulunamamış olmaktan dolayı üzgün değilim; çünkü biz, bu tip tertipleri, İBDA remzi etrafında Büyük Doğu kavgasının vesilesi bilenleriz!... Demek ki, surat gösterme heveslisi değil de, «gerektiği yerde ve gerektiği gibi görünen» bir stratejinin tayin ve tatbikinde olan savaşçılarız!...
Mücadelemizin fikir, sanat ve fiilî cepheler hâlindeki çok yönlülüğü, kısacası; bu cephe genişliği ve eski palavracı mücadele anlayışının yıkılması zarureti, hemen takdir edeceğiniz gibi her tarafı tarassut mecburiyetinde olan Merkez Kumandanlığı’nın oradan oraya hatır-gönülle taşınmasına imkân vermiyor!... Ama temsilcisi pekâlâ bu boşluğu doldurabilir ve kendisine tevdi edilen görevi ifâ edebilir!... Size, Yalçın Turgut vasıtasiyle en derin muhabbetlerimi ve selâmlarımı yolluyorum!...
Benim gözümde Maraş ve Maraşlı ruhu, iki yönden dikkat çekicidir...
Birincisi; her mekânın ortalama bir mânâ husisiyeti ifade ediyor olması dolayısiyle, rahmetli Üstadım’ın Maraş’lı bir kökten gelmesi... Hem onun Maraş’lı olması ve hem de bunu bizzat şeref addetmesini nasıl görmezden gelebilirim ki?...
İkincisi ise; doğrudan doğruya İBDA’nın Maraş ruhunun kundağına sarınması... İBDA, ruhuna tercüman olacak en verimli maden ocaklarından birini Maraş’ta ve Maraşlı’da bulmuştur; mânâsının kurmayları arasında bizzat Maraşlıların bulunmasından gurur duyar!...
Sevgili Gönüldaşlar!
Rahmetli Necip Fazıl’ı anmak üzere toplandığımız şu günde, ölü ağlayıcılarına mahsus ve ölüye karşı mesul olmamanın rahatlığı içinde palavradan güzellemelerle ananlara karşılık, siz, maledilecek ve kollektif hâle getirilecek olan ulvî soydan hakikatin maliki ile fikir kelleri arasındaki farkı, ona muhatap olma haysiyeti bakımından bilhassa hatırlayınız, anlayınız, anlatınız!... «Yürüyen Büyük Doğu» ve «Yaşayan Necip Fazıl» idrakı, bunu gerektirir!...
Hepinizi, atan tek bir yürek samimiyeti, dava aşkı, gönüldaş sadakati, inkılâp şuuru ve İBDA ruhuyla selâmlıyorum!... Bu selâma muhatap olanlar, elbette «Yüzsüzün Bekleyişi» isimli şiirimde işaretlediğim menfî tiplerden farklı olanlardır:
Otur sen şeytanî vaatte
Hesapsız vade ümit sahte!
Bozulmasın keyfin ey kütük
Haksıza karşı itaatte!
Gözü saksı altında böcek
Rahat kazanç istirahatte!
Ne ektin bilmem ne biçersin
Ümit mihrakı şefaatte!
Aklını başına sersem kul
Beklemek hakkı şecaatte!
Gerçek fikir şimdide vade
Yürek tetikte göz saatte!
Salih Mirzabeyoğlu

4.6.1988 tarihinde Maraş’ta yapılan Üstadı anma toplantısına İBDA Mimarı Salih Mirzabeyoğlu tarafından gönderilmiştir
Sevgili Gönüldaş'lar!
Üstadı anmak üzere toplandığımız şu günde, aranızda bulunamamış olmaktan dolayı üzgün değilim; çünkü biz, bu tip tertipleri, İBDA remzi etrafında Büyük Doğu kavgasının vesilesi bilenleriz!... Demek ki, surat gösterme heveslisi değil de, «gerektiği yerde ve gerektiği gibi görünen» bir stratejinin tayin ve tatbikinde olan savaşçılarız!...
Mücadelemizin fikir, sanat ve fiilî cepheler hâlindeki çok yönlülüğü, kısacası; bu cephe genişliği ve eski palavracı mücadele anlayışının yıkılması zarureti, hemen takdir edeceğiniz gibi her tarafı tarassut mecburiyetinde olan Merkez Kumandanlığı’nın oradan oraya hatır-gönülle taşınmasına imkân vermiyor!... Ama temsilcisi pekâlâ bu boşluğu doldurabilir ve kendisine tevdi edilen görevi ifâ edebilir!... Size, Yalçın Turgut vasıtasiyle en derin muhabbetlerimi ve selâmlarımı yolluyorum!...
Benim gözümde Maraş ve Maraşlı ruhu, iki yönden dikkat çekicidir...
Birincisi; her mekânın ortalama bir mânâ husisiyeti ifade ediyor olması dolayısiyle, rahmetli Üstadım’ın Maraş’lı bir kökten gelmesi... Hem onun Maraş’lı olması ve hem de bunu bizzat şeref addetmesini nasıl görmezden gelebilirim ki?...
İkincisi ise; doğrudan doğruya İBDA’nın Maraş ruhunun kundağına sarınması... İBDA, ruhuna tercüman olacak en verimli maden ocaklarından birini Maraş’ta ve Maraşlı’da bulmuştur; mânâsının kurmayları arasında bizzat Maraşlıların bulunmasından gurur duyar!...
Sevgili Gönüldaşlar!
Rahmetli Necip Fazıl’ı anmak üzere toplandığımız şu günde, ölü ağlayıcılarına mahsus ve ölüye karşı mesul olmamanın rahatlığı içinde palavradan güzellemelerle ananlara karşılık, siz, maledilecek ve kollektif hâle getirilecek olan ulvî soydan hakikatin maliki ile fikir kelleri arasındaki farkı, ona muhatap olma haysiyeti bakımından bilhassa hatırlayınız, anlayınız, anlatınız!... «Yürüyen Büyük Doğu» ve «Yaşayan Necip Fazıl» idrakı, bunu gerektirir!...
Hepinizi, atan tek bir yürek samimiyeti, dava aşkı, gönüldaş sadakati, inkılâp şuuru ve İBDA ruhuyla selâmlıyorum!... Bu selâma muhatap olanlar, elbette «Yüzsüzün Bekleyişi» isimli şiirimde işaretlediğim menfî tiplerden farklı olanlardır:
Otur sen şeytanî vaatte
Hesapsız vade ümit sahte!
Bozulmasın keyfin ey kütük
Haksıza karşı itaatte!
Gözü saksı altında böcek
Rahat kazanç istirahatte!
Ne ektin bilmem ne biçersin
Ümit mihrakı şefaatte!
Aklını başına sersem kul
Beklemek hakkı şecaatte!
Gerçek fikir şimdide vade
Yürek tetikte göz saatte!
Salih Mirzabeyoğlu

Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/55280-yasayan-necip-fazil-yuruyen-buyuk-dogu · 21.08.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
Giriş yap ve cevap yaz.






























