Çakal Carlos da "HİLAFET" Dedi! -Röportaj-
Çakal Carlos da "HİLAFET" Dedi!
Assalamu aleikum
Dünyanın en ünlü istihbarat örgütlerini peşinde koşturan Carlos'un, Fransa'nın başkenti Paris'te bir otel odasında saklandığı tesbit edilir. Yüzlerce keskin nişancı ve polis Carlos'un saklandığı otelin etrafını sarar. Olayı canlı yayından veren dünya medyası artık Carlos'un sonunun geldiğini ve yıllardır dünyayı peşinden koşturan ünlü militanın ölü veya diri olarak yakalanacağını iddia etmektedir. Fransız özel timleri Carlos'un kaldığı otel odasını basar; fakat odada kimse yoktur. Çünkü Carlos her zaman olduğu gibi istihbarat örgütlerini inanılmaz zekası sayesinde yine atlatmıştır. Kaldığı evdeki bir masanın üstünde sıcak bir kahve, yanmaya devam eden bir puro ve ters dönmüş bir kitap bulunur. Kitabın ismi Çakal'dır. Bu olaydan sonra Carlos, Çakal lakabıyla anılmaya başlar.
Çakal Carlos kimdir?
20. yüzyılın "en ünlü militanı" olarak nitelendirilen Carlos, 25 Mart 1949 yılında Marksist bir ailenin oğlu olarak Venezuella'nın Caracas hastanesinde dünyaya geldi. 1966 yılında annesi ve kardeşleriyle birlikte Londra'ya gidip, İngiltere'de üniversite eğitimi gördü. Uzun bir dönem Marksist gençlik örgütlenmelerinin içinde yer alan Carlos, 1975 yılında Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) kamplarında eğitilerek İsrail'e karşı savaşmaya başladı. Daha sonraki yıllar İsrail hükümetine karşı verdiği mücadeleyi Batı'nın büyük şehirlerine taşıyan Carlos, İsraille ilişkisi olan birçok banka, dernek, gazete ve elçiliğe bombalı saldırıda bulundu. 1980 yılında dünyanın en çok aranan adamı olarak ilan edilen Carlos, CIA, Mossad, Interpol ve Fransız istihbaratını birçok kez atlattı. 1985'li yıllarda dünyadaki birçok devrimci Marksistin gözünde idol olarak görülen Carlos, özellikle yakalanmamaktaki başarısı, zekası ve cesaretiyle dünya medyasının gündeminden hiç düşmedi. Binbirsurat olarak da tanınan Carlos, özellike Viyana'daki OPEC toplantısında, aralarında 10 petrol bakanının da bulunduğu 70 kişiyi rehin alması ve olay sonrası rehineleri Cezayir'e kaçırması herkesi şaşırttı. Daha sonraki yıllar özellikle Fransa'ya yönelik eylemler gerçekleştirmeye başlayan Carlos, bir dönem Fransız devletinin korkulu rüyası haline geldi. Carlos, 25 yıllık bir kovalamacanın ardından 1994 yılında Fransız ve Sudan istihbarat örgütlerinin ortaklaşa düzenledikleri bir operasyonla yakalandı. Fransız mahkemeleri tarafından 3 yıl yargılanan Carlos, yargılama esnasında devamlı olarak davaya bakan hakimle büyük bir irade savaşı verdi. Hatta hakime bir mahkemede; "Ben uluslararası bir savaşçıyım. Kiminle konuştuğuna ve hareketlerine dikkat et" diyerek uyarıda bulundu. Karar mahkemesinde 4 saat savunma yaparak sözlerini; "Sizler beni yargılama hakkına sahip değilsiniz. Fransız mahkemelerini tanımıyorum. Asıl ben sizi sömürdüğünüz, fakir bıraktığınız halklar adına yargılıyorum. Benim vatanım bütün yeryüzüdür. Kardeşlerim de ezilen, sömürülen bütün halklardır" diyerek tamamladı. Mahkeme sonrası müebbet hapis cezasına çarptırılan Carlos, yargılanma esnasında tanıştığı Fransa'nın en ünlü avukatlarından Isabella Coutant Peyre ile evlendi. Halen Fransa'da Fleury Merogis Cezaevi'nde bir hücrede tutulan Carlos, günlerinin birçoğunu İslâm üzerine araştırmalar yaparak geçiriyor. Müslüman olduktan sonra Salim Muhammed ismini alan Carlos'un cezaevinde kaleme aldığı "Devrimci İslâm" isimli bir kitabı bulunuyor.
İsmi İlich Ramirez Sanchez... Dünya onu Çakal Carlos lakabıyla tanıyor. Müslüman olduktan sonra ise ismini Salim Muhammed olarak değiştirdi. Özellikle 1980'li yıllarda yaptığı eylemlerle dünyayı "profesyonel savaşçı" kavramıyla tanıştıran Salim Muhammed hakkında birçok kitab yazılırken, hayatı da defalarca kez filmlere konu oldu. İlk defa 1975 yılında İslâm'la tanışan Salim Muhammed, cezaevine girdikten sonra kendini tamamen İslâm'la ilgili araştırmalara verdi. O şimdi 1.5 milyarlık İslâm Alemi'nin imanlı bir ferdi. Namaz kılıyor, oruç tutuyor ve yazdığı mektuplara "Kadiri Mutlak Allah'ın adıyla" diyerek başlıyor. Bir zamanlar dünyadaki Marksistlerin idolü olan Salim Muhammed, İslâm'ın bütün yeryüzüne hakim olması davasına kaldığı hücreden umut ve coşkusuyla yankı veriyor. İmanın ne kadar büyük bir imkan olduğunu yıllardır tutulduğu tek kişilik hücresinde "dik duruş"unu sürdürerek bütün dünyaya haykırıyor. Salim Muhammed, Allah ve Rasulüne olan inancından aldığı güçle, yeryüzünün dört bir yanındaki binlerce Müslüman esir gibi, "Zindan duvarlarınız, işkencehaneleriniz vız gelir bize vız. Bu yürek, bu umut vurulmaz zincire" diye haykırıyor. Antiemperyalist bilincin yüksek olduğu Latin Amerika ülkelerinde milyonlarca hayranı olan Salim Muhammed bizlere, büyük bir olayı da müjdeliyor. Dün Endülüs'te, Afrika'da, Orta Asya'da yürekleri fetheden İslâm, bugün Mek***a'da, Bolivya'da, Venezuella'da inanılmaz derecede ilgi görüyor. ABD ve İsrail'den nefret eden milyonlarca yoksul, devrimci, emekçi; Müslüman direnişçilerin emperyalizm ve Siyonizm karşısında yazdıkları destan nedeniyle hidayete erip Müslüman oluyor. Sizleri din kardeşim Salim Muhammed'in sorularımıza verdiği cevaplarla baş başa bırakırken, birkaç gün sürecek olan röportajın yapılmasında benden yardımlarını esirgemeyen Salim Muhammed'in eşi İsabella Hanımefendiye, Türk avukatı Ahmet Arslan Beye ve Aylık dergisi yazarlarından değerli arkadaşım Fazıl Duygun'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum... Ayrıca bütün okuyucularımıza Salim Muhammed'in selamlarını iletiyorum.
Müslüman olmaya nasıl ve niçin karar verdiniz?
İslâm'la ilk defa Güney Yemen'in Joar bölgesinde Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin bir kampında tanıştım. O zamanlar, Doğu Afrika'daki çok önemli bir İsrail hedefine saldırı düzenlemek için bir grup savaşçıyla eğitim görüyorduk. Savaşçıların hepsi Müslümandı ve ben Filistinli Müslüman direnişçilerin davranışlarından çok etkilendim. Hepsi Allah için kendilerini feda etmek için can atıyorlardı. Filistinli direnişçiler bana devamlı olarak İslâm'ı ve Kâinatın Efendisi Peygamberimiz'i anlatıyorlardı. Öğrendiklerim harika şeylerdi. O zamanlar komünistim. Fakat bütünsel bir sistem olma iddiasındaki materyalizm benim için her şeyi açıklayabilme özelliğine sahip değildi. Fizikçiler "Doğa boşluktan nefret eder" derler. İnsan doğası için de aynı şey geçerlidir ve ruhani boşluk da, boşlukların en beteridir. Marksizmden beni uzaklaştıran en büyük olgu kutsallığın ek***liğidir. Çünkü Marksizm insana bağlı bir dindir. Yani bu dinin kurucusu, teorisyeni bir insandır. Marksistler her zaman manevi bir güçle ilişki kuramama ek***liğini hissederler. Çünkü manevi güçle ilişkiye girmek insanın yaratılışında olan bir olgudur. Marksizm, Kadiri Mutlak Yaratıcıya karşı çıktığı için de gücü eline geçirdiği vakit yozlaşmaya mahkûmdur. Ben birçok konuyla ilgili soruların cevaplarını net bir şekilde İslâm'da buldum. Bana göre İslâm'ın özünde büyük bir manevi güç bulunuyor. Bu güç insana müthiş bir özgüven ve kainatla içten ve samimi bir ilişki kurma olanağı sağlıyor. Kendimi hapishane de hiçbir zaman buruk hissetmiyorum. Çünkü inancım çok büyük ve köklü... İnancım bu dört duvar arasında Allah'a yakınlaştığım sürece beni özgür kılıyor. Şuna inanıyorum ki, Batı insanı ve birçok Marksist, İslâm'ın kutup yıldızı ve yol göstericiliği sayesinde doğru yolu bulacaktır. Dünya Kadiri Mutlak Allah'ın izniyle İslâm'la özgürleşecektir...
Sık sık devrimci İslâm'dan bahsediyorsunuz. Devrimci İslâm kavramından neyi kasdettiğinizi açıklar mısınız?
"Devrimci İslâm" tabiri aslında bana ait değil. Bu sıfat, medya ve cezaevinde yazdığım kitabımı yayınlayan yayınevine aittir. Ben devrimci İslâm kavramını gereksiz görüyorum. Çünkü İslâm özü itibarıyla zaten devrimci bir karaktere sahip. Hz. Peygamber Mekke aristokrasisini yıkarak tarihin en büyük devrimini gerçekleştirmiştir. Bana göre devrimci İslâm: "İslâmî kuralların hâkim olduğu, adaletin sağlandığı, eşitsizliğin en aza indirildiği bir düzeni ve zalimler karşısında dik duruşlarını sürdüren, anti-emperyalist mücadelenin kefili yiğit Müslümanları anlatır."
Dünyaca meşhur bir eylemci olarak, 11 Eylül eylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
11 Eylül eylemi Müslümanların kutsal mekan ve topraklarının işgal edilmesine, Filistin halkının uğradığı adaletsizliğe, Irak'ta ambargo nedeniyle ölen binlerce çocuğun uğradığı zulme karşı verilen anlamlı bir cevaptır. Bu tür olağanüstü feda eylemleri beni, 1991 yılı Mart ayına götürüyor. Pakistan'daki El-Zülfikar Örgütü Genel Sekreteri Şehid Mir Mirza Butto orijinal bir fikir olarak ve ilk defa, işgal edilen ve yıkılan Irak'ın intikamını almak için patlayıcı yüklü uçaklarla İkiz Kulelere saldırma fikrini ortaya atmıştı. Yıkım acısını tadan ABD halkı ve onun çökmüş hükümeti, yılllardır ısrarla insanlığa saldırmaktadır. 11 Eylül eylemiyle ABD'nin coğrafi kutsallığı ve yenilmezlik efsanesi sona erdi. Müslümanlar olarak şunu unutmamalıyız ki, ABD efsane bir ülke değildir. Onlar da diğer uluslar gibi, gerekirse güç kullanılarak yenilmenin nasıl bir duygu olduğunu tatmalılar. ABD yönetimi de şunu bilmeli ki, Hollywood düşlerinden, Rambolardan, Süpermenlerdan oluşan kurgularınızın sonu artık geldi.
11 Eylül saldırısını düzenleyenler size göre niçin İkiz Kuleleri ve Pentagon'u hedef seçtiler.
Hedef seçimi bana göre tamamen simgeseldi. Kibir ve küstahlığın en önemli iki sembolü vuruldu. İkiz Kuleler, Amerika'nın bütün diğer halklara karşı sürdürdüğü ekonomik sömürü ve savaşın küstah sembolüydü. Diğer hedef Pentagon ise askeri ve teknolojik gücün merkeziydi. Pentagon'a atılan golle bir bakıma emperyalist ABD'nin coğrafi, askeri, maddi ve sembolik kutsallığı sona erdi. Tüm suçlular gibi ABD'de de 11 Eylül eylemine kadar yaptığı zulümlerin hesabını vereceğini düşünmüyordu. Saldırıyla birlikte yaptığı zulümlerin bedelini ödemek, savaş suçlarının hesabını vermek zorunda kaldı.
Amerikan ordusu, 11 Eylül saldırısından sonra İslâm topraklarını bir bir kuşatmaya başladı. Bu kuşatma dalgasıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
11 Eylül 2001 sonrası dünya, strateji uzmanlarının öngördüğü gibi bir medeniyetler çatışması yaşamayacaktır. Aksine maddenin, ahlaksızlığın, metanın baskıcı hükümranlığını yıkmaya yönelik manevi ve devrimci bir güç olan İslâm, dünyanın gündemine daha fazla girecektir. Bugün dünyaya dayatılan kapitalist sistemde insan da ticari bir mala dönüştürülmeye çalışılıyor. Müslümanların tüm dünyayı yönetmek isteyen Siyonizm ve emperyalizmin önünü kesmeleri gerekiyor. Büyük bir devrim gücü olan İslâm, halkların köleleşmesine karşı çıkabilecek tek güçtür. 11 Eylül eylemi ABD'nin yıllarca önce kararlaştırdığı işgal planlarının bahanesi oldu. Mevcut olan işgal zaten gerçekleşecekti. Çünkü kapitalizm devamlı olarak büyümek, dünyayı pazar haline getirmek zorundadır. Bu büyüme durduğu an kapitalizm çökme sürecine girer. Batının tüketim kültürüne meydan okuyan, kafa tutan tek din, tek inanç sistemi İslâm olduğu için bu durum ABD'yi rahatsız ediyordu. Bush ve adamları 11 Eylül eyleminden sonra uzun bir savaş için Ortadoğu topraklarına çıkarma yaptılar. Ancak, ABD şu an savaşı kaybediyor ve Allah'ın izniyle de en yakın zamanda Ortadoğu topraklarından defolup gidecektir.