Evlilik hayatında beyin hanımından hanımın da beyinden bekledikleri aşağı yukarı bellidir. Yeter ki taraflar bunları fark etsinler ve hayata geçirsinler.
İşte bir aile reisinin hanımından bekledikleri:
• Macera yaşamak veya evcilik oynamak değil, sonsuzluğa uzanan mutlu bir evlilik idealindeyim.
• Her insan apayrı bir fıtrat üzere yaratıldığından, en küçük teferruatına kadar mizacıma ait bütün özelliklerim tanınsın ve ona göre muamele edilsin.
• Kafamı iyice şişirmek yerine bedeni ve zihni ferahlığım sağlansın.
• Didişmek için değil huzur bulmak için evlendiğim unutulmasın.
• Eşim bana cariye olmalı ki ben de ona köle olayım, o bana yer olsun ki ben ona gök olayım.
• Her sözde ve davranışta mutlaka iyi niyet beklerim.
• İş stresi gereği eve asık suratla dönmüş olabilirim ama ben eşimde somurtkan bir çehre görmek istemem.
• Kusursuz insan olmaz; benim de kusursuz olamayacağım peşinen bilinmeli.
• Mutluluk için büyük bir sabır gerektiği unutulmamalı. Eşim, erkeklerin sert ve kaba kabuklarının altında daima aldanmaya hazır saf bir çocuğun varlığını bilmeli.
• Dünyada yaşıyoruz, sosyal hayat çok bozuk, problemler elbette olacaktır. Yeter ki büyütülmesin.
• Eşim bana her aklına geleni veya her istediğini söylerse, yani sesli düşünmeyi adet edinirse, benden de istemediği şeyleri işitir.
• Eşim benimle anlaşabilmeye gayret göstermelidir. Tartışma çıkarıp kavga etmeye değil.
• Beni tenkit edip suçlamadan önce, samimi olarak kendisini o konuda sigaya çekmesini beklerim.
• Saygı,sevgiyi besler ve geliştirir. Saygıdan mahrum bir sevginin ölü olduğu unutulmamalı.
• Eşim bana kendisini sevdirmek istiyorsa tatlı dilli, güler yüzlü ve güzel davranışlı olmalıdır.
• Aile reisliği özelliğimle ben, mutlu ve huzurlu olamazsam bundan en çok zararı çocuklar görecektir.
• Bazen eşimi üzdüğüm olabilir ama benim de çok üzüldüğüm unutulmamalı.
• Eşimin asla yapmaması gereken şey, benimle sinir harbi başlatıp galip çıkmaya çalışmasıdır.
• Sadece kendisini düşünen bir eş istemem. Kıskançlık sevgi ifadesidir ve güzel şeydir ama aşırısı mutluluğumuzu engeller.
• Hoşlanmadığım bir konuda iknaya zorlanmak istemem.
• Benim anlattıklarımı dinler gibi görünüp kafasında kendi söyleyeceği cümleleri kuran bir eş, fevkalade sinir bozucudur.
• Bir meseleyi tartışırken, “Sen hatalısın!” peşin hükmü yerine, “Acaba benim hatam nedir?” diye düşünebilmek, çözümü kolaylaştırır.
• Az, öz ve yerinde konuşabilen bir kadın, ALLAH’ın en büyük nimetlerinden biridir.
• Fedakarlığın ve hoşgörünün mümkün olduğu yerde problemin üstüne gitmek çok can sıkıcıdır.
• Gelip geçici duygular ve imkanlar üzerine kurulu bir evlilik kalıcı olmaz.
• Eşimin bildiği veya yeni öğrendiği ilmi, bana baskı unsuru olarak kullanıp bilgelik taslaması ve bu şekilde üstün çıkmaya çalışması hiç hazmedilir şey değil.
• Öfke gelince akıl baştan gider, insan deli gibi olur. Bu yüzden sinirim geçene kadar eşim susup sabredebilirse kavga çıkmaz. Yani ben deliysem, o veli olmalı.
• Eşimin beni, birçok kusurunu görmediği başka aile reisiyle kıyaslayıp dört dörtlük bir koca hayal etmesi fevkalade huzursuzluk sebebidir.
• İnatçılıkta ısrar eden ve bunu alışkanlık haline getiren, dediğinin olmasından başka bütün yolları kapayan bir kadına tahammül etmek zordur.
• Kendi durumundan daha iyi olanları sık sık gündeme getirip içinde bulunduğu nimetlere şükürsüzlük eden kadın, kocasını çileden çıkarır.
• Şu söz hiç unutulmamalı: “Güzele kırk günde doyulur, güzel huyluya kırk yılda doyulmaz.”
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan