İslam’da Egemenlik Hakkı
Burada demokrasilerde egemenlik anlayışını belirttikten sonra, İslam’da egemenlik hakkı üzerinde durmakta fayda vardır. Nasıl ki, demokrasilerde egemenlik, hakimiyet hakkının beşere ait olduğu noktasında hiçbir ihtilaf, şek ve şüphe yok ise, İslam’da da bu yetkinin ancak ve ancak Allah’u Tealâ’ya ait olduğu hususunda hiçbir şek ve şüphe olmayıp, tüm ümmet arasında ittifak vardır. İslam’da en yüksek otorite, kendisinden başka hiçbir otoritenin bulunmadığı tek sulta sahibi Allah’u Tealâ’nın bizzat kendisidir. O’nun hükmünü bozacak hiçbir mercii, O’nun sözünün üzerinde hiçbir söz sahibi yoktur. Bu tevhid kelimesine şahitlik eden her Müslüman’ın zihninde güneş gibi açık bir meseledir. Allah’u Tealâ şöyle buyuruyor:
“Hüküm ancak Allah’a aittir.” (Yusuf Suresi: 12/40)
Ayetin bu üslubu, Arap edebi sanatının hasr üslubu ile gelmektedir. Burada hüküm ancak Allah’a hasredilmiştir. Yani ondan başka hiçbir hüküm, yetki ve otorite sahibi yoktur. Aynı üslup Yusuf Suresi’nin, 67. ayette, Yakup (a.s)’ın diliyle oğullarına vasiyeti esnasında zikredilmektedir. Yine En’am Suresi’nin 57. ayetinde Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) müşriklerle mücadelesinde zikredilmekte olup, Allahu Tealâ, Rasulune müşriklere hitaben “Hüküm ancak Allah’ındır.” demesini emretmiştir. Buna çok yakın “Lehu’l hukm” şeklinde bir ifade ile egemenlik, yani hakimiyet yetkisini ancak Allah’u Tealâ’ya tahsis eden birçok ayet mevcuttur.
Diğer taraftan Allah’u Tealâ yaratmanın sadece kendisine ait olduğu gibi emretmenin, yani kulları üzerinde yegâne söz sahipliğinin de kendisine ait olduğunu şu şekilde bildirmektedir:
“Dikkat edin! Hem yaratmak, hem de emretmek sadece O’na mahsustur.” (Araf Suresi: 7/54)
Allah’u Tealâ, hükmün ve otoritenin tek sahibi olması dolayısıyla, kullar arasında ancak kendi hükümleri ile hükmedilmesini emretmekte, buna karşılık Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenlerin kâfirler, zalimler ve fasıklar olduğunu bildirmektedir:
“Onlar arasında Allah’ın indirdiği ile hükmet.” (Maide Suresi: 5/49)
“Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler, kâfirlerin, zalimlerin ve fasıkların ta kendileridir.” (Maide Suresi: 5/44-45-47)
Allah’u Tealâ, kulların arasında meydana gelebilecek bütün ihtilaflara dair yetkinin sadece kendisine ait olduğunu bildirmiş, hakkında ihtilafa düşülen bütün meselelerde O’nun hakemliğini tanımayı emretmiştir:
“Eğer bir şey hakkında ihtilafa düşerseniz, onun çözümünü Allah’a ve Rasulü’ne götürün.” (Nisa Suresi: 4/59)
“Hakkında ihtilafa düştüğünüz bir şeyin hükmü Allah’a aittir.” (Şura Suresi: 42/10)
Bununla beraber Allah’u Tealâ, ihtilafların ve anlaşmazlıkların çözümünü Allah’tan başkasının hükümlerine götüren kimselerin iman iddialarını ise reddetmektedir:
“Sana indirdiğimize ve senden önce indirdiklerimize iman ettiğini iddia edenleri görmedin mi? Tağuta muhakeme olmak istiyorlar. Ancak onun hükmünü inkâr etmekle emir olunmuşlardı. Şeytan, onları derin bir sapıklığa düşürmek istemektedir.” (Nisa Suresi: 4/60)
Ve nihai olarak Allah’u Tealâ hükmüne hiç kimseyi ortak tanımadığını beyan ederek, kendi hükmü dışında kalan bütün hükümlerin cahiliye hükümleri ya da tağutun otoritesi olarak isimlendirmiştir.
“O hiçbir kimseyi hükmünde ortak kabul etmez.” (Kehf Suresi: 18/26)
“Onlar cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar. Gerçekten inanan bir topluluk için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır.” (Maide Suresi: 5/50)