700 yıllık çınar bizi bekliyordu...
Açık-saçık filmler gösteren bir sinemanın önünden geçiyorduk ki, Ebuzer frene bastı. "Ey gafiller!" diye 'seslendi sinemanın önünde toplanmış olan kalabalığa; "Karşıya bakın, ne görüyorsunuz?" "Bir kilise.""Evet, İtalyan yurttaşlarımızın kilisesi. Onlara saygı duymayabilirsiniz, ama bu mâbedde yaptıkları şeye saygı duymaya mecbursunuz. Bir kilisenin karşısında böyle bir sinemanın ne işi var?"
"Bilmiyoruz abi. Biz geldiğimizde burada duruyordu."
"Siz gelmezseniz durmaz."
"Doğru söylüyorsun."
"Dağılın öyleyse!"
Bazıları kaldı, bazıları gitti. Biz de gittik.
700 yıllık çınar bizi bekliyordu...
Osmangazi toprağa yakın duruyordu.
Sempozyumun yapıldığı salonun kapısında duran görevli davetiye sordu. Ebuzer, cebinden iki davetiye çıkarıp görevliye uzatırken, "Yanılmıyorsam belediyenin düzenlediği bir toplantı ile karşı karşıyayız" dedi. "Yaptığım araştırmaya göre bu şahane davetiyelerin tanesi 1 milyon liraya mâloldu.İşi alan ajansın keyfine diyecek yoktur, eminim. Fakat israfın zoraki finansörü olan yoksul halka yazıktır. Amirine söyle, belediye başkanına söylesin, kamu parasıyla caka satılmaz!"Salona girdik. Ebuzer doğruca kürsüye yürüdü. Hâzirûna üç maddelik bir tebliğ sunmak istediğini söyleyip, başladı konuşmaya...
1. Keşke Hüseyn bin Ali'nin devrim hareketi zaferle sonuçlanmış olsaydı. Olmadı. Hanedanlara kaldık. Devletin bekasına, muhterislerin ihtirasına, sultanların sefasına. Tonlarca masum kanı döküldü bu yolda. Ama iyi padişahlar, güzel günler de gördük.
2. ALLAH'a ve Hesap Gününe inandığı gözlerinden okunan tertemiz bir dervişti Osmangazi Toprağa yakın duruyordu. Kurduğu devlet de başlarda öyleydi, îyiye, doğruya yönelmişti. Peygamber'in sancağını hakkıyla taşıdı. Haçlılar'ı defaatle mağlubiyete uğrattı. Adaleti yaydı, mazlumları kurtardı, yoksulları doyurdu. İhlas, ALLAH'ın bereketini çekti. ALLAH'ın bereketi devleti büyüttü. Fakat hanedanlara mahsus kirlenme gecikmedi. Bizans ve İran saraylarına hayran olundu.
Bir dervişin tertemiz nefesi debdebede boğuldu.Tam boğulmadı.Bereket hemen kesilmedi. Haçlılar'a karşı yine zaferler kazanıldı.Fukarayı gözeten vakıflar yayılmaya devam etti. Boşnaklar, Arnavutlar, Ümmet'i Muhammed'e katıldı. Melek tadında besteler yapıldı. Altı asır sürdü bu macera. Ve bir gün kesildi bereket. Bereket kesilince ayrılık mukadder oldu. İlki gibi tertemiz olan son padişah, Vahdeddin, halkı için dua edip sahneden çekildi.
3. Goller Prensi Charles bir konulmasında şöyle demişti: Osmanlı Devleti'ni hıristiyanlığın dünya hakimiyetini engelleyen güç olarak görüyorduk... Ve Lübnanlı bir Hıristiyan, Nabi Avcı'ya şöyle demişti: Bölgeden çekilmeniz
sadece sizin için değil, bizim için de kötü oldu... Ve Makedonyalı bir dostum bana şöyle demişti: Osmanlı'dan önce buralarda medeniyetin izi bile yoktu...
Daha ziyade bunlar kalmış hafızalarda: Cihad, adalet ve zerafet. Osmangazi'nin çektiği kuvvetli besmele ile çelişen günahlar değil, o besmele kalmış. Ne güzel. Gerisi boştu zaten.
Ebuzer kürsüden indi, ön sırada oturan otantik giysili bir Afrikalı'yı sağ gözünden öptü ve bana dönüp "Gidelim" dedi. "Siyasete atılan bir kardeşimize uğramalıyız."