SAVAŞÇI
İnsanların, genelde, erkeksi enerjinin Savaşçı biçiminden, bazı haklı gerekçelerle rahatsız olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Kadınlar ondan bilhassa rahatsız oluyor, çünkü, çoğunlukla Savaşçı`nın "gölge-olgunlaşmamış", meselâ sadistik biçiminin ilk kurbanı onlar. Yüzyılımızdaki savaş hâli, saldırgan enerjinin kendisine bile derin bir kuşku ve korkuyla bakıldığı inanılmaz ve yaygın buudlara ulaştı. Batı`da "yumuşak erkek" çağına geçildi ve radikal feministler Savaşçı enerjiye karşı düşmanca ve şiddetlice seslerini yükseltmeye başladı.
İlginçtir ki, erkeksi saldırganlığın kökünü kazımaya çalışanlar, bu kesinlikleriyle, kendileri bu arketipin gücüne kapılmış oluyor. Tüm arketipler gibi o da, kendisine karşı şuurlu tavırlarımıza rağmen yaşamayı sürdürür ve bir süre bastırılmış görünse de, farklı kılıklarda yine su yüzüne çıkar. Eğer o insiyakî bir arketipse, hiç kaybolmayacaktır ve onunla yüzleşmemiz kaçınılmazdır.
Savaşçı, erkek psikolojisinin temel bir yapı taşıdır ve neredeyse kesin olarak genlerimizde bulunmaktadır. Tarihte neler başardığı, savaşlar yahut devrimlerle ne köklü ve harika medeniyetler doğurttuğu tartışma götürmez. (Savaştan kaçmak, bir yerde medeniyetten, hayat hamlesinden kaçmak ve yokoluşa yol almak gibidir.)
Bütünlüklü Savaşçı: Saldırganlığın, Savaşçı`nın hususiyetlerinden biri olduğunu belirtmiştik. Saldırganlık, hayatın canlanması, enerji kazanması ve motive olması için atılan bir adımdır. Hayatî problemler ve vazifelerle ilgili savunmacı yahut "sabit" bir mevkîden çıkıp atağa geçmemizi sağlar. Samurayın nasihatı, kavgaya "ki"nin, yani "hayat enerjisi"nin emrinizdeki potansiyeliyle atılmak olmuştur. Japon savaşçı geleneği, hayat kavgasıyla karşılaşabileceğimiz tek bir mevkî olduğunu söyler: Yüzyüze! Ve sadece bir yönü olduğunu ekler: İleri!.. "Yüzyüze!" ve "İleri", bazen "sürekli taktik değiştirmek" demektir. Güçlüyken güçsüz, güçsüzken güçlü görünmek; bazen cebheden bazen zayıf kanatlardan saldırmak gibi...
General Patton, emrindekilere şöyle seslenir: "Bulunduğumuz yeri savunuyoruz diyen hiçbir mesaj istemiyorum... Sürekli ilerliyoruz... Hiçbir yere tutunup kalmak istemiyoruz, düşman dışında! Onları burunlarından tutacağız ve kıçlarına bir tekme atacağız! Onları cehenneme göndereceğiz ve paramparça edeceğiz!"
Doğru yer ve zamanlarda, hedeflenen gayeler için, stratejik olarak avantajlı olan durumlarda uygun bir saldırganlık, savaşın yarısını kazanmak demektir.
Savaşçı`ya ulaşmış bir erkek, saldırganlığın uygun olup olmadığını nereden bilecek? Bunu düşüncelerinin netliği ve kavrayış gücü vasıtasıyla bilir. Savaşçı daima dikkatli ve uyanıktır. Vücudu ve zihnini nasıl yoğunlaştıracağını bilir. Samurayların dediği gibi, "düşünceli"dir. Strateji ve taktik uzmanıdır ve neyin nerede gerektiğini bilerek, mevkiini ona göre ayarlar.
Gerilla savaşı, bunun iyi bir örneğidir. Gerilla ne zaman bildik ne zaman sıradışı vasıta veya silahlara başvuracağını bilir, cebheden saldırının işe yaramayacağını düşünürse karşılık vermez, yan kanadı zayıf bırakır ama sonra çarpışmanın içine atılır. Amerikan Devrimci Savaşında başkaldıran koloniler, Çin ve sonrasında Vietnam`da Komünistler, yakın zamanda Afgan Savaşı`nda Müslümanlar bu teknikleri çok başarılı uyguladılar.
İşte Savaşçı ve Kahraman arasındaki fark da budur. Kahraman`ın yönettiği bir erkek veya çocuk, daha önce de dediğimiz gibi, sınırlarını farketmez; incinmezliği mevzuunda oldukça romantiktir. Oysa Savaşçı, düşünüşündeki açıklık sayesinde kapasite ve sınırlarını her durumda gerçekçi olarak değerlendirir.
Tüm Savaşçı gelenekleri, bir Savaşçı`nın bu düşünce açıklığına ulaşmak için, eğitimin yanısıra, kendi muhtemel ölümünün farkında olarak yaşaması gerektiğini kabul eder. Savaşçı, hayatın kısalığını ve kırılganlığını bilir. Savaşçı`nın rehberliğindeki bir erkek günlerinin sayılı olduğunu bilir. Bu farkındalık, onu bunalıma sürüklemekten çok, bir hayat gücü seline ve başkalarının bilmediği yoğun bir hayat tecrübesine yöneltir. Her faaliyetin bir anlamı vardır. Her hareket sanki sonuncuymuş gibi yapılır. Samuray savaşçılarına, sanki ölüymüş gibi yaşamaları öğretilirdi. Kızılderili "bilgesi-büyücüsü" Don Juan, eğer "ebedî yoldaşımız" olarak ölümle yaşarsak, ancak o hâlde anlamlı faaliyetler için zamanımız olacağını, başka birşeye "vakit bulamayacağımızı" söyler.
Tereddüd edecek zaman yoktur. Ölümün yakınlığı duygusu, Savaşçı enerjisini kullanan erkeği kararlı davranmaya yöneltir. Yani hayata bağlanır. Asla hayattan geri çekilmez. "Çok fazla düşünmez". Çünkü çok fazla düşünmek, kuşkuya; kuşku, tereddüde ve tereddüd de eylemsizliğe, faaliyetsizliğe yol açar. Eylemsizlik, faaliyetsizlik, kavgayı yitirmeye sebeb olabilir. Savaşçı bir erkek, bu benlik-şuuru (kendisinin ve yaptıklarının sürekli farkında olma) diye târif ettiğimiz şeyden kaçınır. Eylemleri onun ikinci tabiatı olur. Şuurdışı refleks hareketlerine dönüşür. Fakat bunlar büyük bir öz-disiplin çalışması ile kazandığı meleke ve eylemlerdir.
Her tür hayatî durumda kararlı davranmak için, saldırganlık, zihnî açıklık ve ölümün farkında olmanın yanında, eğitim de önemlidir. Savaşçı enerjisi hem iç ve dış, hem psikolojik ve fizikî anlamda kontrol sahibi olmakla ve beceri, güç ve netlikle ilgilidir. Savaşçı enerji, erkeklerin duygu, düşünce, davranış, konuşma ve eylemlerinde "yapabilecekleri"nin en iyisini yapma eğitimiyle ilgilidir.
Kahraman`ın eylemlerinin tersine, Savaşçı`nın eylemleri asla aşırıya kaçmaz; drama olsun diye dramatik olmaz; hayal ettiği kadar güçlü olduğunu isbatlamaya çalışmaz. Savaşçı asla harcaması gereken enerjiden fazlasını harcamaz. Ve çok fazla konuşmaz.
Eğitimli öz-kontrolün bir örneğidir. Çok az şey söyleyip, yırtıcı bir hayvanın fizikî kontrolüyle hareket eder, sadece düşmana saldırır ve yaptığı işin tekniği üzerinde yetkin bir hâkimiyeti vardır. Bu, Savaşçı`nın, beceriye verdiği önemin bir başka yönüdür, teknik hâkimiyeti ve ustalığı, gayesine ulaşmasını sağlar. Becerisini, kararlarını hayata geçirmek için kullandığı "silahlar"la geliştirmiştir.
Zihni ve tavırları üzerinde kontrol sahibidir; eğer bunlar doğruysa, vücudu da onları izler. Bu kişi, fethedilemez bir ruha, büyük bir cesarete sahibtir, korkusuzdur; eylemlerinin sorumluluğunu alır ve öz-disiplin sahibidir. Disiplin, onun aklı ve vücudu üzerinde ustaca hâkimiyet geliştirecek kadar katılığa, psikolojik veya fizikî acılara dayanma kapasitesine sahib olduğu anlamına gelir. "Acı yoksa, kazanç da yok!" deriz ya. Savaşçı, hayatının her sahasında böyledir ve hepimiz içimizdeki Savaşçı`yı muhtelif gayeler ve durumlarda böyle yaşatırız. Ailede, işte, okulda, toplumda vb. akıl ve vücud disiplini...
Savaşçı enerjisi, "insanötesi bağlılık" dediğimiz şeye de sahibtir. Onun sadakati Kral gibi önemli biri üzerinde yoğunlaşmış olsa da, bu sadakat, kişilerden daha büyük mercîlere, Allah`a, devlete, halka, vazifeye ve benzeri bir sebebe yönelmiştir. Eğerverdiği savaş Ego`sunun tatminine veya "insanötesi" olmaktan uzak bir dünyevî faydaya, çıkara, şöhret ve kariyere, kadına vs. adanmışsa, artık Savaşçı kimliğini yitirmiş demektir.
Bu "insanötesi bağlılık", Savaşçı enerjisinin birçok başka hususiyetini açığa çıkarır. Öncelikle bütün şahsî ilişkilerini "izâfî" hâle getirir, yani onları "insanötesi" bağlılığından daha önemsiz hâle getirir. Bu "merkezî bağlılık", tâlî derecedeki önemsiz şeyleri dışlar. Din, demokrasi, komünizm, hürriyet gibi idealler veya başka değerli şahsî bağlılıkların ışığında yaşayan erkek, dağınık ve önemsiz ilgi ve uğraşlarını bir noktaya yoğunlaştırır ve şahsî Ego, artık bunlarla uğraşmaz.
Savaşçı`nın sadakati ve vazife duygusu, kendisinin ve ilgilerinin ötesinde birşeydir. Kahraman`ın sadakati ise, gördüğümüz gibi, gerçekten kendisine, kendisini ve başkalarını "kendi varlığıyla" etkilemeye yöneliktir. Savaşçıysa, bu bakımdan, tam bir çilecidir. Diğer insanların yaşadığının tam tersi bir hayatı vardır. Şahsî ihtiyaçlarını, arzularını veya zevklerini tatmin etmek için değil, faal bir ruhî makinede bilenmek, "insanötesi" hedefinin hizmetinde, dayanılmaz olana dayanmak üzere kendini eğitmek için yaşar.
Bu "insanötesi" ideale veya hedefe, şahsî yokoluş pahasına adanma, erkeği Savaşçı`nın bir başka hususiyetine yöneltir. Savaşçı`da olduğu sürece, bu erkek hissîlikten uzaktır. Bu demek değildir ki, bütünlüklü Savaşçı`yı yaşayan erkek zalim biridir. Sadece, kararlarını verirken ve bunları uygularken, ideali dışında hiç kimseyle yahut hiçbir şeyle hissî bir bağlantısı yoktur; "elde edilmez" ve "ulaşılmaz"dır.
"Ulaşılmaz olmak", etrafındaki dünyaya tutumlu bir şekilde yaklaşmak; yani hissî bir uzaklıkla yaklaşmak demektir. Bu tavır da, Savaşçı`nın zihnî açıklığının bir parçasıdır. Vazifelerine, kararlarına ve eylemlerine karşı tutkusuz ve hissî olmayan bir şekilde bakar.
Samuray eğitimi aşağıdaki gibi bir psikolojik alıştırmayı ihtivâ eder:
Eğitim süresince, kendinizi korkmuş veya umutsuz hissettiğiniz olursa kendi kendinize "Korkuyorum" veya "Umutsuzum" demeyin. Şöyle deyin: "Korkan birisi var" veya "Umutsuz biri var. Bu adam ne yapabilir?". Tehdit edici bir durumu böylesi bir uzaklıkla yaşatmak, durumu tarafsızlaştırır ve daha açık, daha stratejik bir bakış açısıyla bakılmasını sağlar.
Sık sık, hayatta, "gerilemeye" ihtiyaç duyarız. Böylece bulunduğumuz duruma biraz daha uzaktan bakıp perspektif kazanarak, eyleme geçmeyi başarabiliriz. Savaşçı, kılıcını bileyeceği bir odaya ihtiyaç duyar. Dış dünyadaki düşmanlarından ve kendi menfî duyguları şeklindeki iç düşmanlarından uzak kalmaya ihtiyacı vardır. Ringteki boksörler birbirine çok yaklaşınca veya birbirinin vücudunu tutunca, hakem onları ayırır.
Savaşçı çoğu zaman yıkıcıdır. Fakat müsbet Savaşçı enerjisi, daha yeni, daha canlı ve daha faziletli birşeyin doğması için yıkılması gereken şeyleri yıkar. Dünyamızdaki birçok şey -tiranlık, zulüm, haksızlık, saçma ve despotik hükümet sistemleri, rüşvet, şirketlerin performansını azaltan hiyerarşiler, tatmin etmeyen hayat tarzları ve iş muhitleri, yanlış ilişkiler veya kötü evlilikler- yıkılmak zorundadır. Savaşçı enerji, çoğunlukla, yeni medeniyetler, yeni mânevî, sınaî, ticarî ve kültürel ilişkiler inşâ eder.
Savaşçı enerji, diğer olgun erkeklik arketipleriyle bağlantıya geçtiğinde gerçekten muhteşem birşey ortaya çıkar. Savaşçı, Kralla bağ kurduğunda bu güçlere sahib olan erkek, şuurlu olarak "ülkesine-krallığına" hizmet eder. Kararlı eylemleri, zihnî açıklığı, disiplini ve cesareti gerçekten ibdâcı ve üreticidir.
Savaşçı enerjinin Büyücü arketipi ile tesirleşmesi, bir erkeğin kendisi ve kendi "silahları" üzerinde usta bir hâkimiyet ve kontrol kurmasına imkân verir. Gayelerini gerçekleştirmesi için, gücünü doğru yönde kullanmasını sağlar.
Âşık enerjisiyle oluşturduğu karışım, Savaşçıya şefkat ve tüm varlıklara yönelik bir bağlanma (onların "hürriyet"iyle bağ kurma) duygusu verir. Âşık, bir erkeği, tüm düşkünlükleri ve zayıflıklarıyla birlikte insanlarla ilişki kurmaya yönelten olgun erkek enerjisidir. Âşık, Savaşçının tesirindeki erkeği, vazifesini yaptığı zamanlarda bile şefkatli hâle getirir.
Ne var ki, Savaşçı, diğer arketiplerle ilişkisi olmadan işbaşında ise, bu erkek müsbet (bütünlüklü) Savaşçı`ya ulaşmış olsa bile, netice bir erkek için fecî olur. Daha önce de dediğimiz gibi, saf hâldeki Savaşçı hissîlikten uzaktır; onun "insanötesi" sadakati, insan ilişkilerinin önemini radikal olarak ikinci plana atar. Bu, Savaşçı`nın cinselliğe dönük tutumunda çok açıkça görülür. Savaşçı`ya göre kadınlar, ilişki kurmak, yakınlaşmak için değil, "eğlenmek" için vardır. "Bu benim tüfeğim, bu da benim cebhanelik. Bu savaşmak için, bu da eğlencelik" diyen savaş şarkısını çoğumuz duymuşuzdur. Bu tutum, askerî kampların çevresindeki fahişelerin varlığını açıklar. Hatta savaşta ele geçirilen kadınlara tecavüz edilmesi şeklindeki korkunç geleneği de açıklar.
Bir ailesi bile olsa, ölümlü savaşçıların başka vazifelere olan adanmışlığı, sık sık evlilik problemlerine yol açar. Yalnız ve dışlanmış bir subay eşinin hikâyesi, filmlerde sıkça rastladığımız bir mevzudur.
Aynı şey, ordu dışında, meslekleri fazlasıyla "insanötesi" adanma, disiplinli çalışma ve fedâkârlık isteyen erkeklerin ailelerinde ve ilişkilerinde de görülür. Bakanlar, doktorlar, avukatlar, siyasetçiler, çalışkan satıcılar ve daha birçoklarının şahsî hayatı, hissî olarak harab durumdadır. Karıları ve sevgilileri, çoğunlukla yabancılaşmış ve dışlanmış hisseder ve bu adamın "gerçek aşkı" yani işiyle umutsuzca yarışırlar. Ayrıca bu erkekler, Savşçının cinsî tutumunda olduğu gibi, sık sık hemşireler, sekreterler, resepsiyonistler, memureler ve onların erkeksi Savaşçı uzmanlık alanı ve adanmışlıklarından güvenli bir uzaklıkta (bazen yeterince güvenli olmayan uzaklıkta) olan kadınlarla ilişki kurar.
Sadist ve Mazoşist (Gölge Savaşçı): Savaşçı enerjinin insan ilişkilerinden uzak olması, hakiki problemlere yol açar. Karısına ve çocuklarına yönelik söz ve davranışlarının çoğu, aşağılayıcı, tenkidçi, emredicidir ve ona sevgiyle davranmaya çalışan aile mensublarıyla arasına mesafe koymaya çabalar. Sadist`in hükmü altındaki bu kişi, herkese karşı olduğu üzere, asker gibi değil de meselâ kız gibi davranması gereken kızlarına, onun rehberliği ve şefkatine ihtiyaç duyan oğluna, tabiî karısına da, sürekli olarak hissî "kılıç"ıyla saldırmaktadır.
Dediğimiz gibi, uzaklık kendi başına illâ da kötü bir şey değilse de, kapıları zalimlik "şeytanına" açık tutar. Savaşçının tesirindeki erkek, ilişkide bulunma mevzuunda çok narin olduğu için, aklını ve duygularını âcilen kontrol altına -bastırmaya değil, kontrol altına- almak zorundadır. Aksi takdirde, zalimlik, onun haberi yokken arka kapıdan içeriye süzülecektir.
Tutkusuz zalimlik ve tutkulu zalimlik olmak üzere iki çeşit zalimlik vardır. Birincisine örnek, milyonlarca insanı duygusuz ve sistematik şekilde işkence ederek öldüren Nazilerdir.
Tutkulu zalimlik ise, çok korkmuş ve kızgın olduğumuz zamanlarda, kin dolu bir ruh olarak bizi istilâ edendir. Vietnam`da Amerikan askerlerinin (şimdi Çeçenistan`da Rusların) yaptıkları, baştanbaşa böyle örneklerle doludur.
Bu zalimlik tutkusunun yanısıra, çaresiz ve kırılgan olana, "zayıf" olana karşı bir nefret de sözkonusudur (bu Sadist`in içindeki gizli mazoşsttir aslında)... Gerekli olduğu varsayılan "ritüel aşağılama" adına acemi erlerin şahsiyetleri yok sayılır ve "insanötesi" bir adanmanın güya hükmü altına sokulurlar. Çok sık olarak, talim çavuşunun güdüleri, emrindeki erkeklere hakaret etmek ve saldırmak isteyen sadistik Savaşçının güdüleridir.
İlk bakışta ters gelse de, sadistik Savaşçı`nın zalimliği, Kahraman`ın enerjisindeki yanlış yönelimlerle doğrudan ilişkilidir. Gölge Savaşçı ve Kahraman arasında benzerlikler vardır. Gölge Savaşçı, "ergen"in güvensizliğini, saldırgan hissîliğini; fonksiyonsuz Gölgesinin korkak ve mazoşistik kutbunu harekete geçiren boğucu kadınsı güce karşı durmaya çalışan Kahraman ümitsizliğini yetişkinliğe taşır. Gölge Savaşçının (sadist veya mazoşist) tesirindeki erkek, gücünden emin olmadığı için, aşırı güçlü kadınsılık olarak yaşadığı şeye; "yumuşak" ve ilişkiyle ilgili gördüğü herşeye karşı savaşmaya devam eder. Yetişkinlikte bile, bu güç tarafından yutulacağı korkusunu yaşamaktadır. Bu umutsuz korku, onu ahlâksız bir vahşîliğe götürür.
Sadistik Savaşçıya karşı, hepimiz şu veya bu şekilde kırılgan olsak da, bu enerjiye "demirçubuklarla" bağlı kesin bir kişilik tipi vardır. Bu "zoraki-ilcâî" kişilik bozukluğudur. "Zoraki" kişilikler işkoliklerdir; kendilerine sürekli iş icad ederler. Acıya korkunç bir dayanıklıkları vardır, çok büyük miktardaki işleri halledebilirler. Fakat onların bu hiç durmayan enerjilerinin motoru, derin kaygıdır. Kahramanın ümitsizliğidir. Kendilerinin değerli olduğu duygusunu çok az yaşarlar. Gerçekten ne istediklerini, neler kaybettiklerini ve nelere sahib olabileceklerini bilmezler. Tüm hayatlarını, herşeye ve herkese -işlerine, kendilerinden önce varolmuş problemlere, kendilerine ve etrafındakilere- "saldırarak" harcarlar. Bu süre zarfında Sadistik Savaşçı tarafından yutulurlar ve kısa süre sonra da "patlama" noktasına gelirler.
Bu "işkolik"leri hepimiz tanırız. Herkes evine gittikten sonra saatlerce büroda kalan idareciler, bakanlar, sosyal hizmetliler, terapistler, doktorlar, avukatlardır; gece gündüz çalışır ve başka insanların fizikî ve psikolojik açıklarını kapatmaya çalışarak, başkalarını "korumak" adına kendi hayatlarını fedâ ederler. Bu süreçte, hem kendilerine, hem de kendi imkânsız standardlarına bir türlü uyum gösteremeyen diğer insanlara gerçekten bir sürü zarar verirler. Kuşkusuz, kendilerini de kötüye kullanmış olurlar. Siz de kendinize gerçekten ihtimam göstermediğinizi, yani zihnî ve fizikî sağlığınıza dikkat etmediğinizikabul ediyorsanız, o zaman büyük ihtimalle Gölge Savaşçı sizi ele geçirmiş demektir.
Daha önce de dediğimiz gibi, bazı mesleklerdeki erkekler, fonksiyonsuz Savaşçı enerjisinin bilhassa tehdidi altındadır. Ordu (askerlik) bunun açık bir örneğidir. Açıkça görülemeyecek olan ise, her tür devrimci ve eylemcinin de Gölge Savaşçının sadistik kutbuna düşebileceğidir. Nefret ettiğimiz şeye dönüşeceğimizi söyleyen eski söz tam da burada geçerlidir. Siyasî, içtimaî, iktisadî devrimlerin veya işletmelerdeki yahut gönüllü müesseselerdeki küçük devrimlerin liderleri; tiranları ve ezici güçleri (sıklıkla şiddet ve terör yoluyla) devirdikten sonra, kendileri yeni tiranlara ve ezen güçlere dönüşürler.
Korkunç bir öz-disiplin ve kontrolle işkolik olanların içinde, zamanla bir "boşluk duygusu" yüzgösterir bazen; ve zoraki davranışlarının kendisine ve çevresine zarar verdiğini derinden farkettikten sonra, bu yabancılaşmayı aşıcı yeni bir sayfa açtıkları olur hayatlarında.
Bir insana sürekli en iyi performansıyla çalışması için büyük baskı uygulayan her meslek, bizleri Savaşçının gölge sistemine karşı korumasız bırakır. Eğer iç yapımız yeterince güvenli değilse, özgüvenimizi ayakta tutmak gayesiyle dış dünyadaki performansımıza yaslanmak zorunda kalırız. Ve bu ayakta tutma ihtiyacı çok büyük olduğu için, davranışlarımız zoraki, ilcâî olacaktır. "Başarılı olma"ya takmış bir insan, zaten kaybetmiştir. Sürekli mazoşistçe ve kendini cezalandıran davranışlarda bulunduğu hâlde, umutsuzca içindeki mazoşisti bastırmaya çalışır.
Mazoşist, Savaşçının Gölgesinin pasif kutbudur. Sadistin kin dolu davranışlarının altında kalan "itilmiş" ve "kırbaçlanmış hayvan"dır. Erkekler maço görüntülerinden korkmasalar da, içlerindeki Korkaktan korkarlar. Mazoşist, Savaşçı enerjiyi başkalarına yansıtır ve bulunduğu erkeğin kendini güçsüz hissetmesine sebeb olur. Mazoşistin hükmettiği erkek, kendini psikolojik olarak korumaktan âcizdir; başkalarının (ve de kendisinin) kendini ezmesine, dayanabileceği ve özsaygısını koruyabileceği sınırların aşılmasına izin verir, psikolojik ve fizikî sağlığını hiçe sayar. Hayat yollarımız ne olursa olsun, hepimiz, hayatlarımızın herhangi bir alanında Savaşçının ifrad veya tefrid Gölgesinin esiri olabiliriz. İmkânsız bir ilişkiyi, bir arkadaşlık zincirini veya engelleyici bir işi terketmemiz gerektiğini anlayamadığımızda, bu durum sözkonusudur. "Zararın neresinden dönülse kârdır", "Tadında bırak" gibi sözleri hepimiz duymuşuzdur. Zoraki kişilik, tehlike işaretleri ne kadar açık olursa olsun, bir rüya ne kadar imkânsız ve düşman ne kadar yenilmez olursa olsun, bulunduğu yere gömülür ve daha sıkı sarılır; imkânsızı elde etmeye çalışır ve elindeki altının küle dönüşmesini seyreder. Eğermazoşistin yönetimindeysek, uzun bir süre fazlasıyla kötüye kullanılıp, ardından sözlü ve hatta fizikî bir saldırganlıkla sadistik bir patlama yaşayacağız demektir. Arketipik Gölgelerin aktif ve pasif kutubları arasındaki bu türden gelip gitmeler, bu fonksiyonsuz sistemlerin hususiyetidir.
Savaşçıya Ulaşma: Savaşçının aktif kutbundaki Gölgenin hükmündeysek, onu sadistik hâliyle yaşarız. Kendimizi ve başkalarını kötüye kullanırız. Eğer Savaşçı ile temasımız yok gibi hissediyorsak, pasif kutub tarafından hükmediliyoruz demektir. Korkak mazoşistler hâline geliriz. Rüyalarımızı gerçek kılmak için kararlı eylemlerde bulunamayız. Hırstan mahrum olur ve bunalıma gireriz. Herhangi değerli bir gayeyi gerçekleştirmek için dayanılması gereken acıyı çekme kapasitesinden mahrum oluruz.Eğer öğrenciysek, verilen "ödev"leri yapmayız; raporlarımızı yazmayız. Satış işindeysek ve yeni bir bölge almışsak, oturup haritaya ve yapmamız gereken tüm görüşmelerin bulunduğu listeye bakarız ama bir türlü telefonu açıp aramaya başlayamayız.
Yapacağımız işe bakıp, başlamadan yenilgiyi kabul ederiz. "Kavgaya dalma"yı beceremeyiz. Siyasetin içindeysek, problemlerle ve halkın talebleriyle yüzyüze gelemeyiz, doğrudan yüzleşmenin dışında bir yol arayarak başımızı kuma sokarız.
Bu kitabta târif edilen tüm arketiplerde olduğu gibi, burada da kendimize, arketiplerin gölge sistemlerince ele geçirilip geçirilmediğimizi değil, bu erkeksi enerji potansiyellerini hangi şekilde uygulayamadığımızı sormalıyız.
Eğer Savaşçıya, doğru bir şekilde ulaşmışsak, enerjik, kararlı, cesur, dayanıklı, sabırlı ve kendi şahsî çıkarımızın ötesinde yüce bir şeye bağlı biri oluruz. Aynı zamanda, Savaşçıyı diğer olgun erkeklik enerjileri -Kral, Büyücü ve Âşık- ile de mayalamamız gerekir. Savaşçıya doğru bir şekilde ulaşıp kullanırsak, "mesafeli", sıcak, şefkatli, değerbilir ve üretici de oluruz. Kendimize ve başkalarına itinâ gösteririz. Dünyayı herkes ve herşey için daha iyi, daha doyurucu bir yer yapmak için savaşırız. Yaptığımız savaş, yeni, âdil ve hür olanın ibdâı için olur.