(Ey Resûlüm!) O küfredenlere de ki:
´Yakında mağlup olacaksınız ve toptan Cehenneme sürükleneceksiniz!´
O, ne kötü yataktır!
Karşılaşan iki cemiyet hakkında sizin için muhakkak bir ibret vardı.
Onlardan bir cemiyet Allah yolunda dövüşüyordu, diğeri ise kâfirdi.
Onlar, öbürlerini (Müslümanları) dış gözleriyle kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı.
Allah kimi dilerse onu yardımıyla destekler.
Şüphe yok ki, bunda, kalb gözleri açık olanlar için kesin bir ibret vardır!
Kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma ve güzel atlara, (deve, sığır, davar gibi) hayvanlara, ekinlere karşı aşırı sevgi insanlar için bezenmiş, süslenmiştir.
Bunlar dünya hayatının geçici birer faydası dır
Allah´a gelince, nihayet dönüp varılacak yerin bütün güzelliği O´nun katındadır.
(Ey Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi?
Takvaya (Allah´ın buyruklarını yerine getirmek, yasakladıklarından sakınmak mutluluğuna) erenler için, Rableri katında, altlarından ırmaklar akan cennetler-ki, orada temelli kalıcıdırlar-herşeyden temi*zlenmiş zevceler, Allah´tan da bir rıza, hoşnutluk vardır.
Allah kullarını hakkıyla görendir.
O takvaya erenler ki, onlar: ´Ey Rabbimiz! Biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı yarlığa ve bizi o ateşin (Cehennemin) azabından koru!" diyenlerdir.
Sabreden (karşılaştıkları güçlüklere göğüs gererek katlananlardır.
İmanlarında gerçek olanlardır
Allah´a itaatle boyun eğenlerdir.
İnfak edenlerdir.
Seherlerde Allah´tan yarlıganmak dileyenlerdir!
Allah, şu hakikat; Kendisinden başka hiçbir ilah olmadığını, adaleti ayakta tutarak delilleriyle, âyet-leriyle açıkladı. Melekler bunu ikrar etti. Gerçek ilim sahipleri (peygamberler ve bilginler) de böylece inandı ki, O´ndan (Allah´tan) başka hiçbir ilah yoktur.
O, izzetiyle herşeye üstün gelen Azîz´dir, hikmetiyle her yaptığını yerli yerince yapan Hakîm´dir.
Hak ve gerçek din, Allah katında İslâm´dır.
Kendilerine Kitab verilenler, başka suretle değil, ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan dolayı anlaşmazlığa düştüler.
Kim Allah´ın âyetlerini inkâr ederse, şüphe yok ki, Allah hesabı pek çabuk görendir.
(Ey Resûlüm!) Seninle mücadele eder, tartışırlarsa şöyle de:
´Ben, bana tâbi olanlarla birlikte, kendimi Allah´a teslim etmişimdir!´
Kendilerine kitab verilenlerle ümmîlere (Arap müşriklerine) de: ´Siz de İslâm´ı (Allah´a teslim olmayı) kabul ettiniz mi?´ de!
Eğer onlar İslâm´a girerlerse, muhakkak doğru yolu bulmuşlardır.
Yüz çevirirlerse, artık sana düşen (vazife) ancak tebliğdir!
Allah, kullarını lâyıkıyla görendir!
Allah´ın âyetlerini inkârla kâfir olanlar, haksız yere peygamberleri öldürenler ve insanların içinde
adaleti emredenlerin canına kıyanlar var ya! Onları pek acıklı bir azapla müjdele!
Onlar öyle kimselerdir ki, bütün yaptıkları dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir!
Onların (azabına mani olacak) hiçbir yardımcıları da yoktur!
Kitabdan kendilerine bir nasip verilmiş olanları görmedin mi ki, Allah´ın Kitabına (aralarında hakem olmak için) çağrılıyor da, sonra onlardan bir zümre o Kitaba arkasını çeviriyor!
Onlar böyle (gerçeklerden) yüz çevirmeyi âdet edinmiş kimselerdir!
Bunun sebebi şudur: Onlar, ´Sayılı günlerden başka bize asla ateş dokunmayacak!´ dediler.
Onların uydurdukları bu şey, dinleri hususunda da kendilerini aldatmıştır.
Onları (vukuunda) hiçbir şüphe olmayan bir günde topladığımız ve herkesirvhaksızlık edilmeyerek-kazandıklarının karşılığı eksiksiz olarak kendilerine ödendiği zaman halleri nice olur!
(Ey Resûlüm!) De ki:
´Ey mülkün sahibi olan Allah! Sen mülkü kime dilersen ona verirsin!
Sen mülkü kimden dilersen ondan alırsın!
Sen kimi dilersen onun kadrini yükseltirsin!
Sen kimi dilersen onu alçaltırsın!
Hayır yalnız Senin elindedir!
Hiç kuşkusuz Sen herşeye hakkıyla kadirsin!
Sen geceyi gündüzün içinde koyarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın!
Sen ölüden diri çıkarırsın! Diriden de ölü çıkarırsın!
Sen kimi dilersen ona sayısız rızık verirsin!´
Mü´minler, mü´minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin!
Kim bunu yaparsa, artk ona Allah´tan hiçbir şey (hiçbir yardım) yoktur!
Meğerki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olasınız!
Allah size asıl Kendisinden korkmanızı emrediyor!
Nihayet gidiş de ancak Allah´adır!
De ki: Göğüslerinizin içinde olanı gizleseniz de, onu açıklasanız da, onu Allah bilir!
Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini O bilir!
Allah herşeye hakkıyla gücü yetendir!
Anınız o günü ki, herkes (dünyada) ne hayır işlediyse karşısında onu hazırlanmış bulacak ve ne kötülük yaptıysa onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu edecektir.
Allah size asıl Kendisinden korkmanızı emreder. Allah kullarını pek çok esirgeyendir!
(Ey Resûlüm!) De ki: Eğer Allah´ı seviyorsanız, hemen bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün!
Çünkü, Allah çokyarlıgayıcı, çok esirgeyicidir!
De ki: Allah´a ve Peygambere itaat ediniz.
Eğer yüz çevirirlerse, şüphe yok ki, Allah da o kâfirleri sevmez.
Muhakkak ki, Allah, Âdem´i, Nuh´u, İbrahim hanedanını, İmran ailesini (hepsi de birbirinden gelme tek birzürriyet olarak) âlemlerin üzerine mümtaz kıldı.
Allah hakkıyla işitici ve kemâliyle bilicidir.
Hani, İmran´ın zevcesi:
´Rabbim! Kamımdakini azadlı (Beyt-i Makdis´e hizmet edecek) bir kul olmak üzere Sana adadım.
Benden olan bu adağı kabul et!
Hiç kuşkusuz niyazımı hakkıyla işiten, niyetimi kemâliyle bilen Sensin Sen!´ demişti.
Fakat kız çocuğu doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi biliciyken:
´Rabbim! Hakikat, ben onu kız olarak doğurdum! Erkek kız gibi değildir!
Gerçekten onun adını da Meryem koydum.
Onu da, onun zürriyetini de, o taşlanmış (kovulmuş) Seylan´dan Sana sığınır, ısmarlarım!´ dedi.
Bunun üzerine Rabbi, onu iyi bir rıza ile kabul etti.
Onu güzel bir nebat gibi büyüttü.
Zekeriya´yı, ona bakmaya memur etti.
Zekeriya, ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse, onun yanında biryiyecek buldu.
´Meryem! Bu sana nereden geliyor?´ der, o da:
´Bu, Allah tarafındandır! Hiç kuşkusuz Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir!´ derdi.
Orada, Zekeriya Rabbine dua etti:
´Rabbim! Bana Senin tarafından çok temiz bir zürriyet ihsan et!
Muhakkak ki, Sen duayı hakkıyla işitensin!´
O mihrabda durup namaz kılarken, hemen melekler ona şöyle nida etti:
´Gerçekten, Allah sana Kendisinden gelen bir Kelimeyi (Hz. İsa´yı) doğrulayıcı, efendi, nefsine hâkim ve sâlihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya´yı müjdeler!
Zekeriya:
´Rabbim! Kendime gerçekten ihtiyarlık çatmışken, zevcem de bir kısır iken benim nasıl bir oğlum olabilir?´ dedi.
´Öyledir! Fakat, Allah dilerse yapar!´ buyurdu.
Zekeriya:
´Rabbim! Bana bu hususta nişan, alâmet ver!´ dedi.
Allah ona:
´Senin nişanın, alâmetin, sade bir işaretten başka, insanlara üç gün söz söylem emendir!
Bununla beraber, Rabbini çok an ve akşam-sabah teşbih et!´ buyurdu.
Hani melekler
´Ey Meryem! Şüphe yok ki, Allah sana seçkin bir özellik verdi, seni tertemiz büyüttü, seni âlemin kadınları üzerine mümtaz kıldı.
Ey Meryem! Rükû ile Rabbin divanına dur! Secdeye kapan! Allah´a rükû edenlerle birlikte rükû et!´ demişti.
(Ey Resûlüm!) Bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.
Meryem´i onlardan hangisi himayesine alacak diye kalemlerini atarlarken, sen yanlarında değildin.
O hususta çekişirierken de yine yanlarında değildin!
Melekler
´Ey Meryem! Allah, Kendisinden bir Kelimeyi sana müjdeliyor Adı İsa, lakabı Mesih, sıfatı Meryemoğlu´dur. Onun dünyada da, ahirette de şanı yücedir! O Allah´a çok yakın kullardandır da! Beşiğinde de, yetişkinlik halinde de insanlara söz söyleyecektir. O, salihlerdendir´ dediği zaman da (sen yanlarında değildin)!
Meryem:
´Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken, benim nasıl bir çocuğum olabilir?!´ dedi.
Allah:
´Öyledir! Fakat, Allah dilerse yaratır!
Bir işe hükmedince ona ancak ´Ol´ der, o da oluverir.
Allah ona yazmayı, hikmeti, Tevrat´ı, İncil´i öğretecek, onu İsrail oğullarına peygamber olarak gön*derecektir.
O da onlara:
´Hakikat, ben size Rabbinizden bir âyet (mucize) getirdim:
Gerçekten ben size çamurdan kuş biçimi gibi birşey yapar, ona üfürürüm de, o Allah´ın izniyle der*hal canlı bir kuş olur!
Yine Allah´ın izniyle anadan doğma körü ve abrası iyi eder, ölüleri diriltirim!
Evlerinizde ne yiyor, ne biriktiriyorsanız size haber veririm!
Elbette bunlarda sizin için-eğer iman ediciler iseniz-kesin bir ibret vardır!
Önümdeki Tevrafı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri yararınıza helâl kılmak için geldim.
Size Rabbinizden (peygamberliğimi isbaflayıcı) âyet (mucize) getirdim!
Artık Allahtan korkunuz, bana da itaat ediniz!
Şüphe yok ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyle ise O´na kulluk ediniz!
İşte doğru yol budur!´ diyecektir [dedi].
Vaktâ ki İsa onlardan ısrarla taşan küfrü hissetti de:
´Allah´a doğru giden yolda bana yardım edecekler kimdir?´ dedi.
Havariler
´Biziz Allah´ın yardımcıları! Allah´a inandık! Sen de ey İsa, şahit ol ki, biz Müslümanlarız!
Ey Rabbimiz! Senin indirdiğin Kitaba inandık. O peygambere de tâbi olduk!
Artık bizi birliğini ve peygamberlerini tanıyan şahitlerle beraber yaz!´ dediler.
Yahudiler gizli hileye saptılar.
Allah da, onların o hilekârlıklarına mukabele etti.
Allah, bütün hilekâriarı hakkıyla bilendir.
O zaman Allah:
´Ey İsa! Şüphe yok ki seni öldürecek olan onlar değil, Benim!
Seni Kendime yükseltip kaldıracak, seni küfredenlerin içinden tertemiz kurtarıp çıkaracak ve sana tâbi olanları Kıyamet gününe kadar küfreden (Yahudi)lerin üstünde tutacak da Benim!
İşte o zaman aranızda, hakkında ihtilaf etmekte olduğunuz şeylerin hükmünü Ben vereceğim!
Fakat o küfredenlere gelince; Ben onlan dünyada da, ahirette de en çetin azap ile azaplandıra-cağım!
Onların hiçbir yardımcıları da yoktur!
İman edip iyi işler yapanlara gelince; Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah zâlim*leri sevmez!
(Bu hükümler, bu vak´alar var ya!) Biz bunları sana âyetlerimizden, hikmet dolu Kur´ân´dan okuy*oruz.
Muhakkak ki, İsa´nın hali de, Allah katında Âdem´in hali gibidir.
Allah, onu (Âdem´i) topraktan yarattı! Sonra ona ´ON´ buyurdu, o da oluverdi.
Bu hak ve hakikat Rabbinden gelen bir gerçektir. Bunda şüphecilerden olma!
Artık sana bu ilim geldikten sonra, kim onun hakkında seninle çekişirse, de ki:
´Geliniz! Oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi davet edip toplanalım.
Sonra da, hepimiz birarada olarak dua ve niyaz edelim de, Allah´ın lanetini yalancıların üstüne okuyalım!´
İşte İsa hakkında sana anlatılan bu haber, elbette en doğru bir haberin beyanıdır.
Allah´tan başka hiçbir ilah yoktur!
Allah, hiç şüphesiz, kudretiyle herşeye üstün gelen bir Azîz, hikmetiyle her yaptığını yerli yerince yapan bir Hakîm´dir!
Eğer haktan, imandan yine yüz çevirirlerse, muhakkak ki Allah o fesatçıları hakkıyla bilendir.
De ki:
´Ey Kitaplılar! Hepiniz, bizimle sizin aranızda müsavi ve adil bir kelimeye geliniz de, Allah´tan başkasına tapmayalım!
O´na hiçbir şeyi eş, ortak tutmayalım!
Allah´ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim, tanımayalım!
Buna rağmen, eğer yine yüz çevirirlerse, o zaman:
´Şahit olunuz ki, biz Müslümanlanz!´ deyiniz." [57]
Necran Hıristiyan Temsilcilerinin Mübâheleye (Lânetleşmeye) Davet Edilişi
Necran Hıristiyan temsilcileri, insaf ve adalet yolunun tutmadıkları ve iddialarında direndikleri takdirde aradaki anlaşmazlığı kaldırmak üzere Allah tarafından mübâheleye, yani yalancı ve haksız olanın lanete uğraması için Allah´a yalvarışa davet emri gelip,[58] Peygamberimiz Aleyhisselam bu husustaki âyetleri onlara okuyarak: [59]
"Eğer benim size söylediklerime inanmıyorsanız, geliniz sizinle mübâheleye (lânetleşmeye) gir*işeyim" buyurunca. [60] münakaşayı, tartışmayı kestiler[61] ve:
"Ey Ebu´l-Kâsım! Sen hele bizi kendi halimize bırak da, işimizi kendi aramızda bir düşünelim!
Sonra, sana gelir, bizi davet ettiğin şeyi yapmak isteriz" dediler. [62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrıldılar. [63]
Temsilciler, görüş sahibi olan Akîb Abdülmesih´le bir köşeye çekildiler ve:
"Ey Abdülmesih! Senin bu husustaki görüşün nedir?" diye sordular.
Abdülmesih:
"Vallahi ey Hıristiyan topluluğu! Muhammed´in, sahibiniz İsa hakkında kesip atıcı haberleri getiren gönderilmiş bir peygamber olduğunu siz de anlamış bulunuyorsunuz!
Yine de siz bilirsiniz ki; bir peygamberle lânetleşip de büyükleri sağ kalmış, küçükleri yetişmiş hiçbir kavim yoktur!
Eğer bunu yapmaya kalkışırsanız, kökünüzü kazıtmak için yapmış olursunuz!
Şayet siz onun davetini dininize olan sevginizden ve sahibinizin size söylediği sözden dolayı kendi dininizde kalmak üzere kabul etmiyorsanız, bu zât ile muahede ve anlaşma yapınız, sonra da yurt*larınıza dönünüz!" dedi.[64]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ertesi günü sabaha çıkınca, Necran Hıristiyanlar! temsilcilerine haber gönderdi. [65]
Sabahleyin Akfb Abdülmesih[66] ile Seyyid[67] oğullarıyla birlikte geldiler. [68] Üzerlerinde inciler ve zinet eşyaları bulunuyordu.
En büyük bilginleri olan Ebu Hârise´nin yanına vardılar.
Ebu Harise, Peygamberimiz Aleyhisselam için:
"Bakınız, onun yanında bakalım kimler gelecek?" dedi. [69]
Sabahleyin Peygamberimiz Aleyhisselam da, Hz. Hasanla Hz. Hüseyin´in ellerinden tutmuş, Hz. F âtı m a arkada, [70] Hz. Ali onun arkasında, [71] Peygamberimiz Aleyhisselamın bazı zevceleri de yanında bulunduğu halde geldi. [72]
Ebu Harise:
"Onun yanındakiler kimlerdir?" diye sordu.
"Şu, amcasının oğludur!
Şu kızıdır!
Şunlar da kızının oğullarıdır!" dediler. [73]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Allah´ım! Bunlar benim ev halkımdır!" dedi. [74]
Diz çöktü.
Peygamberimiz Aleyhisselam diz çökünce, Ebu Harise:
"Vallahi, peygamberlerin lânetleşmeler için diz çöktükleri gibi diz çöktü!" dedi.