İçinden geçeni paylaş...
1.544.519 görüntülenme · 25.047 yanıt
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i:
"Şüphesiz ki benim ümmetim, kıyamet gününde, abdest izlerinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları parlak olarak çağırılacaktır. Yüzünün nûrunu artırmaya gücü yeten kimse bunu yapsın" buyururken işittim.
Buhârî, Vudû' 3; Müslim, Tahâret 35
Muaz b. Cebel'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- yine şöyle buyurmuştur:
"İşin (dînin) başı; İslâm'dır (kelime-i şehâdettir). Onu (ayakta tuta)n direği; namazdır ve onun en yüksek noktası (zirvesi); Allah yolunda savaştır."
(Tirmizî, sahih bir isnadla rivâyet etmiştir. Hadis no: 2616)
Rabbim;
bizleri huzur ve mutluluk içinde burada biraraya getirdiği gibi CENNET te de bir araya getirsin inşallah...
AMİNNN...
HAYIRLI GÜNLER DİLİYORUM.
ALLAHA EMANET OLUN.
SELAMETLE KALIN.
"İşin (dînin) başı; İslâm'dır (kelime-i şehâdettir). Onu (ayakta tuta)n direği; namazdır ve onun en yüksek noktası (zirvesi); Allah yolunda savaştır."
(Tirmizî, sahih bir isnadla rivâyet etmiştir. Hadis no: 2616)
Rabbim;
bizleri huzur ve mutluluk içinde burada biraraya getirdiği gibi CENNET te de bir araya getirsin inşallah...
AMİNNN...
HAYIRLI GÜNLER DİLİYORUM.
ALLAHA EMANET OLUN.
SELAMETLE KALIN.
Şişşşt, n’aber. Tanıdın mı beni? Benim ben, içindeki çocuk. Tanıştığımıza memnun oldum. Azcık bana kulak verirsen, seni de memnun edebilirim.
Beni her gün biraz daha fazla ihmal ettiğinin farkındasın sanırım. Çok üzüyor bu beni. Sanki ben hiç yokmuşum gibi işe gidiyorsun, yemek yiyorsun, arkadaşlarınla buluşuyorsun… Beni, içindeki çocuğu ancak canın sıkıldığında, depresyona girdiğinde ya da evde hasta yattığında hatırlıyorsun. Peki, beni gerçekten önemsiyor musun? Ne istediğim umurunda mı?
Önce annen ve baban beni parça parça unuttu, sonra da sen onların bıraktığı kısımlarımı unuttun. Ama hatırlaman gerek.
Dur sana kendimi biraz daha yakından tanıtayım. Ben senin hayallerinim, rüyalarınım, düşlerinim… Ben, parka gitmekten acayip zevk alan, dondurma diye tutturan, oyun oynamadan duramayan sen’im. Aynı zamanda sevildiğini hep bilmek, hep hissetmek isteyenim. Elimin tutulması, başımın okşanması en büyük besinim. Tabi bi de elma şekerim…
Yetişkin olman, kocaman dertlerle boğuşman, devasa holdingleri yönetmen hiç mi hiç umurumda değil. Bunlar neden beni unutmana bahane olsun? Yetişkinler neden bir çocuk gibi zevk alamasın yaşamaktan? Büyümek, niçin içerdeki çocuğun çenesini kapaması demek olsun?
İnan bana, büyüklerin dünyası, yaşamak için hiç de kolay bir yer değil. Hoşlanmadığın insanlarla yemek yerken karnımı nasıl da tıka basa doldurduğunda ne hissediyorum dersin? Hazım güçlüğü çekmen ve kilo alman bana verdiğin bu sıkıntıdan olmasın sakın!
Problemlerinin kaynağı hakkında bir fikrin var mı? İyi arkadaşlara ihtiyacın var. Övgülere ihtiyacın var. Beğenilmeye ihtiyacın var. Kabul! Ama benimle dost olabilirsen, başkalarından beklediğin olumlamalara çok daha az gereksinim duyacağını biliyor musun?
Duygularına, sezgilerine, içinden sana seslenen minik uyarılara kulak verdiğinde beni yatıştırmak ve doyurmak için dışarıdan bir şey bulup getirmene gerek kalmayacak. Kendine daha nazik davrandığında, dışarıdakilere nazik davranmak bu kadar güç gelmeyecek sana.
Daha iyi bir hayat için çalıştığını biliyorum. Bunun için benimle daha fazla vakit geçirmelisin. Bazı terapiler deniyorsun, seni benim farklı parçalarımla tanıştırıyorlar. Fakat ben, bütünümü bilmeni, beni her şeyimle fark etmeni istiyorum. Yeterince uzun süredir bekliyorum seni. Bir gecede değişmeni isteyecek değilim. Sabrederim.
Bir çocuk dünyaya getirecek olsan onun için nasıl da deli divane olursun, değil mi? Üşümesin, üzülmesin, aç kalmasın, hastalanmasın diye kendinden vazgeçersin. İşte ben de senin çocuğunum. Tek fark, ben senden doğmadım, sen benden doğdun… Yani aslında senden büyüğüm, senden akıllım, senden tecrübeliyim. Bilgeliğime ulaşmak için önce beni fark etmeli, beni bilmelisin.
Saklambacı severim ama bu sefer senden saklanmıyorum. Hadi bul beni, tut elimi!
Yaşlandığımız için oyun oynamaktan vazgeçmiyoruz; oyundan vazgeçtiğimiz için yaşlanıyoruz
Beni her gün biraz daha fazla ihmal ettiğinin farkındasın sanırım. Çok üzüyor bu beni. Sanki ben hiç yokmuşum gibi işe gidiyorsun, yemek yiyorsun, arkadaşlarınla buluşuyorsun… Beni, içindeki çocuğu ancak canın sıkıldığında, depresyona girdiğinde ya da evde hasta yattığında hatırlıyorsun. Peki, beni gerçekten önemsiyor musun? Ne istediğim umurunda mı?
Önce annen ve baban beni parça parça unuttu, sonra da sen onların bıraktığı kısımlarımı unuttun. Ama hatırlaman gerek.
Dur sana kendimi biraz daha yakından tanıtayım. Ben senin hayallerinim, rüyalarınım, düşlerinim… Ben, parka gitmekten acayip zevk alan, dondurma diye tutturan, oyun oynamadan duramayan sen’im. Aynı zamanda sevildiğini hep bilmek, hep hissetmek isteyenim. Elimin tutulması, başımın okşanması en büyük besinim. Tabi bi de elma şekerim…
Yetişkin olman, kocaman dertlerle boğuşman, devasa holdingleri yönetmen hiç mi hiç umurumda değil. Bunlar neden beni unutmana bahane olsun? Yetişkinler neden bir çocuk gibi zevk alamasın yaşamaktan? Büyümek, niçin içerdeki çocuğun çenesini kapaması demek olsun?
İnan bana, büyüklerin dünyası, yaşamak için hiç de kolay bir yer değil. Hoşlanmadığın insanlarla yemek yerken karnımı nasıl da tıka basa doldurduğunda ne hissediyorum dersin? Hazım güçlüğü çekmen ve kilo alman bana verdiğin bu sıkıntıdan olmasın sakın!
Problemlerinin kaynağı hakkında bir fikrin var mı? İyi arkadaşlara ihtiyacın var. Övgülere ihtiyacın var. Beğenilmeye ihtiyacın var. Kabul! Ama benimle dost olabilirsen, başkalarından beklediğin olumlamalara çok daha az gereksinim duyacağını biliyor musun?
Duygularına, sezgilerine, içinden sana seslenen minik uyarılara kulak verdiğinde beni yatıştırmak ve doyurmak için dışarıdan bir şey bulup getirmene gerek kalmayacak. Kendine daha nazik davrandığında, dışarıdakilere nazik davranmak bu kadar güç gelmeyecek sana.
Daha iyi bir hayat için çalıştığını biliyorum. Bunun için benimle daha fazla vakit geçirmelisin. Bazı terapiler deniyorsun, seni benim farklı parçalarımla tanıştırıyorlar. Fakat ben, bütünümü bilmeni, beni her şeyimle fark etmeni istiyorum. Yeterince uzun süredir bekliyorum seni. Bir gecede değişmeni isteyecek değilim. Sabrederim.
Bir çocuk dünyaya getirecek olsan onun için nasıl da deli divane olursun, değil mi? Üşümesin, üzülmesin, aç kalmasın, hastalanmasın diye kendinden vazgeçersin. İşte ben de senin çocuğunum. Tek fark, ben senden doğmadım, sen benden doğdun… Yani aslında senden büyüğüm, senden akıllım, senden tecrübeliyim. Bilgeliğime ulaşmak için önce beni fark etmeli, beni bilmelisin.
Saklambacı severim ama bu sefer senden saklanmıyorum. Hadi bul beni, tut elimi!
Yaşlandığımız için oyun oynamaktan vazgeçmiyoruz; oyundan vazgeçtiğimiz için yaşlanıyoruz
.................
ahmet_99Selamun aleyküm kardeşim, hayırlı sabahlar :)
İşte kardeşim, sen kendi dibine baktığın için aydınlığı göremiyordun en nihayetinde :) Bir baksan şöyle etrafına aydınlığı göreceksin de :) :)
ve aleykumusselam abim hayırlı günler :)
İnanamıyorum abiiii ben gidiyorum yaa :p
Öyle diyorsanız öyledir abim:)
.....
Bir gemi arıyorum pusulası İmandan.
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Çeşm-i Bülbülve aleykumusselam abim hayırlı günler :)
İnanamıyorum abiiii ben gidiyorum yaa :p
Öyle diyorsanız öyledir abim:)
Sana da hayırlı günler kardeşim..
Dediğim cümleden tam olarak ne anladığını çok merak etmekteyim kardeşim yüksek müsadelerinle :))
ahmet_99, post: 1499818, member: 118313hemşerim uğramak istiyoruz da, işte yollar çetin.. :)
hemşerim uzun zamandır ney paylaşmamıştım, vesilenle onu da paylaşayım :)
geç o yolları hemşerimm gözlerimiz seni ve ney paylaşımlarını arıyoo :)
vayy en sevdiklerimdenn :)
Gül BerraŞişşşt, n’aber. Tanıdın mı beni? Benim ben, içindeki çocuk. Tanıştığımıza memnun oldum. Azcık bana kulak verirsen, seni de memnun edebilirim.
Beni her gün biraz daha fazla ihmal ettiğinin farkındasın sanırım. Çok üzüyor bu beni. Sanki ben hiç yokmuşum gibi işe gidiyorsun, yemek yiyorsun, arkadaşlarınla buluşuyorsun… Beni, içindeki çocuğu ancak canın sıkıldığında, depresyona girdiğinde ya da evde hasta yattığında hatırlıyorsun. Peki, beni gerçekten önemsiyor musun? Ne istediğim umurunda mı?
Önce annen ve baban beni parça parça unuttu, sonra da sen onların bıraktığı kısımlarımı unuttun. Ama hatırlaman gerek.
Dur sana kendimi biraz daha yakından tanıtayım. Ben senin hayallerinim, rüyalarınım, düşlerinim… Ben, parka gitmekten acayip zevk alan, dondurma diye tutturan, oyun oynamadan duramayan sen’im. Aynı zamanda sevildiğini hep bilmek, hep hissetmek isteyenim. Elimin tutulması, başımın okşanması en büyük besinim. Tabi bi de elma şekerim…
Yetişkin olman, kocaman dertlerle boğuşman, devasa holdingleri yönetmen hiç mi hiç umurumda değil. Bunlar neden beni unutmana bahane olsun? Yetişkinler neden bir çocuk gibi zevk alamasın yaşamaktan? Büyümek, niçin içerdeki çocuğun çenesini kapaması demek olsun?
İnan bana, büyüklerin dünyası, yaşamak için hiç de kolay bir yer değil. Hoşlanmadığın insanlarla yemek yerken karnımı nasıl da tıka basa doldurduğunda ne hissediyorum dersin? Hazım güçlüğü çekmen ve kilo alman bana verdiğin bu sıkıntıdan olmasın sakın!
Problemlerinin kaynağı hakkında bir fikrin var mı? İyi arkadaşlara ihtiyacın var. Övgülere ihtiyacın var. Beğenilmeye ihtiyacın var. Kabul! Ama benimle dost olabilirsen, başkalarından beklediğin olumlamalara çok daha az gereksinim duyacağını biliyor musun?
Duygularına, sezgilerine, içinden sana seslenen minik uyarılara kulak verdiğinde beni yatıştırmak ve doyurmak için dışarıdan bir şey bulup getirmene gerek kalmayacak. Kendine daha nazik davrandığında, dışarıdakilere nazik davranmak bu kadar güç gelmeyecek sana.
Daha iyi bir hayat için çalıştığını biliyorum. Bunun için benimle daha fazla vakit geçirmelisin. Bazı terapiler deniyorsun, seni benim farklı parçalarımla tanıştırıyorlar. Fakat ben, bütünümü bilmeni, beni her şeyimle fark etmeni istiyorum. Yeterince uzun süredir bekliyorum seni. Bir gecede değişmeni isteyecek değilim. Sabrederim.
Bir çocuk dünyaya getirecek olsan onun için nasıl da deli divane olursun, değil mi? Üşümesin, üzülmesin, aç kalmasın, hastalanmasın diye kendinden vazgeçersin. İşte ben de senin çocuğunum. Tek fark, ben senden doğmadım, sen benden doğdun… Yani aslında senden büyüğüm, senden akıllım, senden tecrübeliyim. Bilgeliğime ulaşmak için önce beni fark etmeli, beni bilmelisin.
Saklambacı severim ama bu sefer senden saklanmıyorum. Hadi bul beni, tut elimi!
Yaşlandığımız için oyun oynamaktan vazgeçmiyoruz; oyundan vazgeçtiğimiz için yaşlanıyoruz
Eline emegine saglik guzel paylasimin icin. Selametle dua ile...
‘Ney’in feryadı ile baslar Mesnevî’sine Mevlânâ; dogdugu topraklardan kopusunu, hayat dedigimiz bize ayrılan zaman dilimindeki seyahatini, bir diyardan digerine, bir sevdadan baska sevdalara gidisini anlatır ‘ney’in. En sade ve öz haliyle, insanın, hepimizin öyküsüdür ney’in hikayesi. Her birimizin baslı basina bir dünya oldugunun; her bir gönlün acılar, sevdalar, umutlar, asklar, dert ve dermanlarla yogrulmus seyahatinin ney’e yansıyan sedasıdır.
.. Bası ve sonu olan herseyin bitmesinin, gecip gitmesinin kacınılmaz oldugu bir dünyada, nüfus kâgıtlarımızdaki bilgilere ya da cüzdanımızın kalınlıgına bakılmaksızın yeri, ismi ve zamanı bilinmeyen bir istasyonda hayat treninden indirilecegimiz gercekligi ayrım yapmaksızın hepimizin karsısına cıkar. Kimimiz seyahatinin mektuplarını yazar, kimimiz nakseder; kimi seyahatler ise sabırla baslayıp sırla mühürlenir; kelimelerin kifayetsiz, namelerin caresiz kaldıgı seyahatler vardır. ‘Ney’inki böylesi bir seyahattir, namesi herhangi bir seyahate degil “seyahat”in kendisine ait bir feryattır; hayatının özünün, henüz isimlerle, sıfatlarla, mal-mülk-varlık-yokluk endisesi ile tozlanıp kirlenmemis, yeni dogmus bebegin heyecanla carpan yüregi gibi kayıtsız, hesapsız carpısının ifadesidir. Belki de tüm seyahatler en basta sahip olup elimizden kus gibi ucan bu saflıgı, ictenligi bulmaya dair bir arayıstan ibarettir.
Besyüz milyar yıldan daha yaslı bir dünyada, tarihi otuzbes bin yıla ancak uzanan insanın, yetmis yıllık hayatı Yunus’un bir göz acıp yummasından dahi kısa bir sürece tekabül eder. Sadece kendimizin sahip oldugu bu “seyahat an’ını” kosturmacalar, telaseler, endiseler, anlamsız mücadeleler icinde yitiririz cogu zaman. Binalar, caddeler, betonlar arasında .., Ask’tan baska hicbir söz söylemeyenMevlânâ’nın, Yunus’un yani gercek âsık’ların sohbeti; cömertligi ve berraklıgı ile kimseyi ayırmadan, secmeden, elemeden, herkesin üzerine aydınlığını salan günesin kara bulutların arasından cıkıvermesi kabilinden hayatımızı ask ve sevgiyle aydınlatır.
Âsık’ların dili birdir; ask dilini konusurlar, anlamak için ne tercüman, ne sözlük gerekir; ask’a talip olma istegi, talebin kabul edildiginin mesajıdır. Âsık’ın mekânı gönül evidir.. Tozların, masalların, mitolojilerin alımlı yollarından ziyade, gönül evimizde bizi hasretle bekleyen sevgilimize kavusma yolundaki seyahatimizin nameleridir buradaki sesler..
.. Bası ve sonu olan herseyin bitmesinin, gecip gitmesinin kacınılmaz oldugu bir dünyada, nüfus kâgıtlarımızdaki bilgilere ya da cüzdanımızın kalınlıgına bakılmaksızın yeri, ismi ve zamanı bilinmeyen bir istasyonda hayat treninden indirilecegimiz gercekligi ayrım yapmaksızın hepimizin karsısına cıkar. Kimimiz seyahatinin mektuplarını yazar, kimimiz nakseder; kimi seyahatler ise sabırla baslayıp sırla mühürlenir; kelimelerin kifayetsiz, namelerin caresiz kaldıgı seyahatler vardır. ‘Ney’inki böylesi bir seyahattir, namesi herhangi bir seyahate degil “seyahat”in kendisine ait bir feryattır; hayatının özünün, henüz isimlerle, sıfatlarla, mal-mülk-varlık-yokluk endisesi ile tozlanıp kirlenmemis, yeni dogmus bebegin heyecanla carpan yüregi gibi kayıtsız, hesapsız carpısının ifadesidir. Belki de tüm seyahatler en basta sahip olup elimizden kus gibi ucan bu saflıgı, ictenligi bulmaya dair bir arayıstan ibarettir.
Besyüz milyar yıldan daha yaslı bir dünyada, tarihi otuzbes bin yıla ancak uzanan insanın, yetmis yıllık hayatı Yunus’un bir göz acıp yummasından dahi kısa bir sürece tekabül eder. Sadece kendimizin sahip oldugu bu “seyahat an’ını” kosturmacalar, telaseler, endiseler, anlamsız mücadeleler icinde yitiririz cogu zaman. Binalar, caddeler, betonlar arasında .., Ask’tan baska hicbir söz söylemeyenMevlânâ’nın, Yunus’un yani gercek âsık’ların sohbeti; cömertligi ve berraklıgı ile kimseyi ayırmadan, secmeden, elemeden, herkesin üzerine aydınlığını salan günesin kara bulutların arasından cıkıvermesi kabilinden hayatımızı ask ve sevgiyle aydınlatır.
Âsık’ların dili birdir; ask dilini konusurlar, anlamak için ne tercüman, ne sözlük gerekir; ask’a talip olma istegi, talebin kabul edildiginin mesajıdır. Âsık’ın mekânı gönül evidir.. Tozların, masalların, mitolojilerin alımlı yollarından ziyade, gönül evimizde bizi hasretle bekleyen sevgilimize kavusma yolundaki seyahatimizin nameleridir buradaki sesler..
ahmet_99, post: 1499813, member: 63093Sana da hayırlı günler kardeşim..
Dediğim cümleden tam olarak ne anladığını çok merak etmekteyim kardeşim yüksek müsadelerinle :))
EyvALLAH abim müsade sizin :D
.....
Bir gemi arıyorum pusulası İmandan.
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
..Sus..
. B)
. B)
.....
Bir gemi arıyorum pusulası İmandan.
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Sevdiğini Hissettirmek, Sevildiğini Hissetmek
Sevdiğini sadece kendi için sevmek, hiçbir şey talep etmemek, olduğu gibi kabullenmek bence sanılanın aksine bir nevi bencillik olmalı. Ruhuna sevmenin keyfini tattıran insan, karşısındakine sevildiğini hissettirmiyorsa, tek kişilik bir oyunun baş kahramanı olmaktan öte gitmez. Anne, baba ya da sevgili, hiç fark etmez. Sevmenin keyfini alıp ruhunu sakinleştiren ve sevdikleri içinde aynı durumun geçerli olduğunu düşünen insan. Oysa bilmez ki zaman insanları yorar ve yorulan insan için çoğu kez sevilmek, sevildiğini hissetmek hayati önem taşır. Kendi için seven insan her şeyin yolunda olduğunu düşünürken, yavaş yavaş kopmalar başlar, evladın annesinden sevgilinin sevdiğinden... İfade edilmemiş sevgi sözcükleri, gerek duyulmamış bir başını okşama, zamanla kapanmaz uçurumlar açar iki şaşkın bakış arasında. Oysa karşıdan beklendiğini bildiğin sıcak bir gülümseme, hiçbir özel güne amade olmayan sıkı bir kucaklama, belki küçük bir tenkit bile sevgiyle yapılmış, insanı insana bağlar, muhatap kılar.
Zaman herkeste aynı izler bırakmaz geçerken ve her zaman sevdiği müddetçe sevileceğini düşünen insan belki de hayatının en büyük yanılgısını yaşar. Sevmek, devamlılık için hiçbir zaman tek başına yeterli olmaz eğer gerçekten istenen devamlılıksa. Sevgi, tek başına kendine saklandıkça çoğalıp anlamını bulamaz. Çocuk güvende olduğunu hissetmek ister onay veren bir bakışla ve insan hissetmek ister sevildiğini...
Sevdiğini sadece kendi için sevmek, hiçbir şey talep etmemek, olduğu gibi kabullenmek bence sanılanın aksine bir nevi bencillik olmalı. Ruhuna sevmenin keyfini tattıran insan, karşısındakine sevildiğini hissettirmiyorsa, tek kişilik bir oyunun baş kahramanı olmaktan öte gitmez. Anne, baba ya da sevgili, hiç fark etmez. Sevmenin keyfini alıp ruhunu sakinleştiren ve sevdikleri içinde aynı durumun geçerli olduğunu düşünen insan. Oysa bilmez ki zaman insanları yorar ve yorulan insan için çoğu kez sevilmek, sevildiğini hissetmek hayati önem taşır. Kendi için seven insan her şeyin yolunda olduğunu düşünürken, yavaş yavaş kopmalar başlar, evladın annesinden sevgilinin sevdiğinden... İfade edilmemiş sevgi sözcükleri, gerek duyulmamış bir başını okşama, zamanla kapanmaz uçurumlar açar iki şaşkın bakış arasında. Oysa karşıdan beklendiğini bildiğin sıcak bir gülümseme, hiçbir özel güne amade olmayan sıkı bir kucaklama, belki küçük bir tenkit bile sevgiyle yapılmış, insanı insana bağlar, muhatap kılar.
Zaman herkeste aynı izler bırakmaz geçerken ve her zaman sevdiği müddetçe sevileceğini düşünen insan belki de hayatının en büyük yanılgısını yaşar. Sevmek, devamlılık için hiçbir zaman tek başına yeterli olmaz eğer gerçekten istenen devamlılıksa. Sevgi, tek başına kendine saklandıkça çoğalıp anlamını bulamaz. Çocuk güvende olduğunu hissetmek ister onay veren bir bakışla ve insan hissetmek ister sevildiğini...
.................
Sebepsiz hüzün lütuftur derler.. - Serdar Tuncer
Peki ya sebepli - sebepsiz olan ?
Peki ya sebepli - sebepsiz olan ?
.....
Bir gemi arıyorum pusulası İmandan.
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK
Siz de 1 cüz ile aramıza katılmak ister misiniz?
İslamiyet.gen.tr Hatim Grubumuza dahil olmak..
http://forum.islamiyet.gen.tr/kuran-i-kerim/113654-islamiyetgentr-255-hatim.html
İslamiyet.gen.tr Hatim Grubumuza dahil olmak..
http://forum.islamiyet.gen.tr/kuran-i-kerim/113654-islamiyetgentr-255-hatim.html
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/71296-icinden-geceni-paylas · 07.09.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
Giriş yap ve cevap yaz.
