Faizin Yasaklanmasının Hikmeti
Fahreddin Er-Râzî "Tefsîr-i Kebir"inde faizin haram oluş hikmetlerini şöyle belirtmektedir:
1- Faiz, insanın malını, bir karşılık vermeden almak demektir. Çünkü bir dirhemi iki dirhem karşılığında alıp-satan, fazladan karşılıksız bir dirhem almış olur. İnsanların, mallarına ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla malın, bu bakımdan büyük bir saygınlığı (hürmeti) vardır. Nitekim Hz. Peygamber "İnsanın malının haramlığı kanın-canın haramlığı gibidir" buyurmuştur. Binaenaleyh, bir insanın malını karşılıksız almanın haram olması gerekir... İmdi şayet, "Anaparanın, o kimsenin elinde uzun müddet kalmasının, fazladan alınacak paraya bir karşılık sayılması niçin câiz olmasın? Çünkü anapara, şayet bu müddet içerisinde esas sahibinin elinde olsaydı, onun bu parayla ticaret yaparak kazanç elde etmesi mümkün olurdu. Parayı borçluya verdiğine, borçlu da bu paradan istifade ettiğine göre, borçlunun alacaklıya, o paradan ettiği istifadeye karşılık fazladan bir para vermesi yadırganmamalıdır" denilir ise biz de deriz ki: Sizin bahsettiğiniz istifâde, olması da olmaması da muhtemel mevhum (varsayılan) bir şeydir. Halbuki anaparadan fazlasını almak, kesin bir iştir. Binaenaleyh kesin olanı, varsayılan zannî bir şeyden dolayı elden çıkarmak, her halukârda zarardır... (Bu madde, tüketim faizi üretim faizi ayırımını yapıp üretim için verilen ödünçten alınan faizi meşru sayan reformistlere armağan olsun. S.D.)
2- Bazı alimler şöyle demişlerdir: Allah Teâlâ, faizi, insanları çalışmaktan alıkoyacağı için haram kılmıştır. Çünkü parası olan kimseler, ister vâdeli, ister peşin olsun, yapacakları faiz akdi vasıtasıyla kâr elde etme imkânı bulduklarında, geçimlerini kolayca sağlarlar ve çalışma, ticaret ile güç sanatların meşakkatlerine girmezler. Bu da, insanların menfaatlerinin zedelenmesi neticesine götürür. Halbuki âlemin menfaatinin, ancak ticaret, sanat ve elsanatları ile, imar ile nizam ve düzene girdiği malumdur... (Bu hükmü 28.08.1997 tarihli Sabah Gazetesi'ndeki, "Üretimde Kazanan Yok" başlıklı haberle delillendirebiliriz: "İSO'nun 500 büyük firma araştırmasına göre en büyük şirketler yine kamuda. Ancak hem kamu hem de özel sektörde gelirler faize dayanıyor. (...) Şirketlerin kârlarının yarısından fazlası faiz gelirlerinden oluşan faaliyet dışı gelirlerden kaynaklandı."... Bunun sebebi hiç şüphesiz üretimdeki kâr haddinin faiz haddinin altında olmasıdır. Firmalar üretime yatırmaktansa paralarını faize vermeyi daha kârlı bulmaktalar. Bu ise netice itibariyle hem milli gelirin-üretimin düşmesine hem de yatırım ve üretim olmadığı için işsizliğin artmasına yol açmaktadır... S.D.)
3- Şu izah da yapılmıştır: Faiz muamelesinin haramlığındaki hikmet, bunun insanlar arasında bilinen ve yaygın olan karzın (borçlanmanın) sona ermesine sebeb olmasıdır. Çünkü faiz haram kılındığında, insanlar borç para vermekten ve bu yaygın borç vermeyi sürdürmekten hoşlanırlar. Eğer faiz helâl olsaydı, ihtiyaç sahiplerinin içinde bulunduğu zaruret, bu ihtiyaç sahibini, aldığı bir dirheme mukabil iki dirhem ödemeye mecbur ederdi. Bu da, eşitliğin, ma'ruf ve ihsanın sona ermesi neticesine götürür... (Bu maddeyle aşağıdaki maddeden çıkarılacak sonuç, faizin mülkiyet dağılımını sürekli zenginler lehine bozacağıdır. Faizi müesseseleştiren Kapitalist dünyada olduğu gibi. Örneğin Amerika'da nüfusun % 20'si yoksulluk sınırının altında yaşarken küçük bir azınlık muazzam servetlere sahiptir... S.D.)
4- Genel olarak borç veren zengin, borç alan da fakirdir. Binaenaleyh faiz akdinin câiz olduğunu söylemek; zengine, fakir ve güçsüz kimseden fazladan para alma imkânı vermek olurdu. Bu ise rahîm olan Allah'ın rahmetinden dolayı câiz değildir... (Son yüzyıllarda artık zenginlerden ziyade zengin sayılamayacak halk yığınlarının borç verdiğini, borç alanların ise artık fakirler değil zengin müteşebbisler olduğunu bu yüzden "faizin fakir ve yoksulları ezdiği" yollu iddiaların geçerliliğini yitirdiğini söyleyenler ilk bakışta haklı görülebilirler. Ama gerçekte müteşebbislerin, ödedikleri faizi, ürettikleri mallar aracılığı ile tüketici halk kitlelerine misliyle yansıttıkları gözönünde tutulursa, faiz yüzünden sömürülenlerin yine fakirler ve yoksullar olduğu görülecektir... S.D.)
(Faizin yasaklanmasının hikmetine dair Fahri Râzî'nin yukarıdaki görüşleri, dikkat edilirse iktisadî yönü ağır basan görüşlerdir. Diğer tefsir ve fıkıh kitaplarında daha birçok hikmet işâret olunmuştur. Bu hikmetlerden bazıları:)
5- Faiz, münakaşanın meydana gelmesini tevlid edebilir ve içtimaî tesanüdü (karşılıklı yardımlaşmayı) ihlâl eder. Hiçbir faize tâbi borçlu yoktur ki, gönül hoşluğu ile borcunu getirip, Allah râzı olsun diyerek versin. İhtiyaçtan dolayı istemeyerek alınan faizli bir borcun minnet ve şükranla verilmeyeceği pek tabiîdir. Borç ödenmediği takdirde ise vaziyet daha müşküldür. Binâenaleyh bir milletin fertleri arasında faizciliğin umumîleşmesi ve intişarı neticesinde içtimaî tesânüd yok olur ve yıkılır... (Günümüzün faizi meşrulaştırıp müesseseleştirmiş her ülkesi istisnasız bu hükmü delillendirir... S.D.)
6- Faiz yoluyla zengin olanlara, bütün insanların nazarı dikkatleri yönelir. Ve böyle zenginlere düşmanlıkda bulunanlar çoğalır... (Batı dünyasında özel mülkiyet düşmanı anarşist, sosyalist ve komünist akımların doğmasında ve yayılmasındaki temel sebeblerden birisi burada belirtildiği üzere faizdir... S.D.)
(Yukarıdaki hikmetlere istinaden psikologlar, sosyologlar, ahlak bilimcileri ve iktisatçılar faizin niçin yasaklandığına dair daha teferruatlı sebebler ileri sürebilirler... S.D.)
7- Faizin haramlığı Nass (âyet) ile sâbittir. Mükellefiyetlerin hepsinin hikmetinin, insanlarca bilinmesi şart değildir. Biz, faiz ile ilgili hikmetin ne olduğunu kesin olarak bilmesek bile, faiz akdinin haram olduğunu kesin bilmek (itikad etmek) gerekir.