
O ebedi dirinin öldüğünü kim söyledi? O ümit güneşinin öldüğünü kim söyledi. O güneşin düşmanı damın üstüne geldi de iki gözünü yumdu güneş öldü dedi. Hz.Mevlana Hazan mevsimi biteli epey oldu şehirde. Şimdi kışın hüznünü yaşıyor cümle alem. Hazanın sararıp dökülmüş
sokaklarda ağırlanan sersefil yaprakları bile kalmadı. Hepsini son rüzgarlar savurdu
yağmurlar toprağa kardı. Şimdi toprağı örten yağan kardı. Kar yağıyor
yağdıkca örtüyor şehri
toprağı
çalıları
kusurları
günahları. Kar yağdıkca şehir beyazlıyor
bütün renksizliğinden soyunuyor
beyazı giyiniyor. İnsan ne zaman soyunur renklerinden
ne zaman giyinir beyazları. Ne zaman insanın üzerini de örter kar
toprak misali.. Sonbaharı geçtim
kısa geldi ömrüm. Sararıp dökülen yaprakların toprağa karılması gibi benim de ölüme terkettiğim geçmiş günlerim toprağın bağrında. Son günleri de bohçalayıp geçmişe teslim ettiğimde
artık günlerini tüketmiş
sararıp solmuş
ruhumun da terkettiği bedenim toprağa karılacak. Ben de geçmiş olacağım. Dili geçmiş zaman kipiyle anılacak adım. Annemizdi
diye söze başlayacak çocuklarım
eşim de beni yad ederken dili geçmiş zaman kipini kullanacak
arkadaşlarım
dostlarım ve dahi düşmanlarım…Benden haber veren sararmış fotoğraflarım bir süre misafir olacak ellerde. Bakıp bakıp ya gülümseyecekler
ya da yanık bir keşke çıkacak dudaklardan.Keşke diyecekler
keşke burada olsaydı…Heyhat
keşkelerin ne yaşayana
ne de ölene bir faydası olmayacak. Ne zaman duracak
ne değeri gelecek. Giden de geri gelmeyecek…Ne bugün ne de yarın.