.
.
.

.
.
Sis çöküyor içime...
Uzadıkça, üzüyor gece...
bir beyaz güvercin gibi oturuyorken parmaklarımın arasında...
Böceklere terkedilmiş yuvalar gibi, şimdi boomboş avuçlarım...
Korkuyorum
İçime bakmaktan
Üzüyor üşüdükçe ve içimi sis bastıkça, hatırlıyorum;
sen ve ben
"bir" olurduk... Bir "bütün"lüktü bu birlik, çokluktu; yokluk değil...
Az değildik bir iken fazlaydık, ve yoğunduk...
Çoğulduk,
ve zengindik... Çoktuk bir'ken!
Ya şimdi?..
Ben, bir... Ve bir de yalnızlığım, asla "iki"
etmiyor!..
Lokmamı kırsam bile paylaşmak için avucumda kalıyor...
Sözüm, dudağımda kalıyor ve gözüm kucağında kapanıyor yine, yalnızlığımın...
Toplanmaya çalışsam da olmuyor...
Doksandokuz parçamın her biri bir köşede boncuklarım saçılmış bir araya gelmiyor...
Üşüyor gece...
Üşüdükçe, uzuyor; uzadıkça üzüyor ve sis çöküyor içime...
Mevsimler dökülüyor kurşun rengi ağaçlardan kavruk sarı,
ve savruk sarı bir yel esiyor içimde!..
Bilmiyorum...
Yokluğundan daha soğuk bir mevsimi tanımadım ki...
Bilmiyorum sensizlikten daha soğuk bir mevsim...
Alıp götürsün beni bu hüzünlü limandan..
NFK