BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
10.666 görüntülenme · 30 yanıt
RE: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
ALLAH RAZI OLSUN
KADINLARIN SAADET-I UHREVIYESI GIBI
SAADET-I DÜNYEVILERIDE VE FITRATLARINDAKI ULVI SECIYELERI DE
BOZULMAKTAN KURTULMANIN CARE-I YEGANESI DAIRE-I ISLAMIYEDEKI TERBIYE-I
DINIYEDEN BASKA YOKTUR
MÜELLIFI BEDIÜZZAMAN SAID NURSIB)B)B)B)B)
ALLAH RAZI OLSUN
KADINLARIN SAADET-I UHREVIYESI GIBI
SAADET-I DÜNYEVILERIDE VE FITRATLARINDAKI ULVI SECIYELERI DE
BOZULMAKTAN KURTULMANIN CARE-I YEGANESI DAIRE-I ISLAMIYEDEKI TERBIYE-I
DINIYEDEN BASKA YOKTUR
MÜELLIFI BEDIÜZZAMAN SAID NURSIB)B)B)B)B)
RE: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM.A.E.O
seher vakit yazdı:
ALLAH RAZI OLSUN
KADINLARIN SAADET-I UHREVIYESI GIBI
SAADET-I DÜNYEVILERIDE VE FITRATLARINDAKI ULVI SECIYELERI DE
BOZULMAKTAN KURTULMANIN CARE-I YEGANESI DAIRE-I ISLAMIYEDEKI TERBIYE-I
DINIYEDEN BASKA YOKTUR
MÜELLIFI BEDIÜZZAMAN SAID NURSIB)B)B)B)B)
ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM.A.E.O
RE: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza,annesinin Nuriyedir.Ağabeyi Molla Abdullah'ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi'nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs'a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi. Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888'de Muhammet celalî'den ders aldığı üç aylık devredir. O zattan Molla Cami'den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı. Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordu.alet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi. Usûl'den Cem'ül-cevâmi, Kelâm'dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyordu.Bu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı.
Bediüzzaman Said Nursi,1873 te Bitlis in Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde doğdu. Babasının adı Mirza,annesinin Nuriyedir.Ağabeyi Molla Abdullah'ın ilim tahsil etmesinin kendisine kazandırdığı itibara imrenerek 9 yaşında Tağ köyünde Muhammet Emin Efendi'nin medresesinde(alttaki resim) öğrenime başladıysa da çok geçmeden Nurs'a döndü ve haftada bir gün gelen ağabeyinden temel bilgileri öğrenmekle tahsilini devam ettirdi. Öğreniminin en verimli safhası, 15 yaşındayken 1888'de Muhammet celalî'den ders aldığı üç aylık devredir. O zattan Molla Cami'den nihayete kadar, ortalama on yılda okutulan bütün metinleri üç ayda okuyup diploma aldı. Kitaplardan sadece anahtar bilgileri öğreniyordu.alet ilimlerini kapsayan bu Öğrenimin ardından,sıcaktan kavrulmuş toprağın suyu yutması gibi temel ilimlere yöneldi. Usûl'den Cem'ül-cevâmi, Kelâm'dan Şerhül-Mevâkıf gibi ağır metinlerden günde ortalama iki yüz sayfalık bir kısmı anlayarak okuyordu.Bu sıralarda Şirvandaki ağabeyinin yanına gittiğinde icâzet aldığını söyleyince o inanmamış, sıkı bir sınamadan sonra küçük kardeşinin kendisini geçtiğini görerek talebelerinden gizlice ondan ders almaya başlamıştı.
RE: Risale-i Nur’un Büyük Cümleleri
RE: Risale-i Nur’un Büyük Cümleleri
RİSALE-İ NUR’A MUHATAP olan herkesin hafızasında, ondan alınan kısa ama özlü sözler mevcuttur. Risale-i Nur’u okuyup da zihnine hiçbir söz nakşetmeden duran birileri olduğunu sanmıyorum. Bu, Risale-i Nur’un kâinata ve fıtrata gereğince muhatap olan ve daima ‘hayatın içinden’ konuşan müellifinin güçlü tefekkürü ve samimî üslubu ile de kesinlikle ilgili bir vâkıadır.
Gelin görün ki, Risale-i Nur’dan hafızaya nakşolunan sözler ile Risale-i Nur’un özünün özü, temelinin temeli olan sözler arasında bir karşılaştırma yaptığımda, maalesef birebir eşleşmeler de göremiyorum. Zihinlere kazınan ve dillerde dolaşan sözler elbette haklı ve hakikatlı olmakla birlikte, bu sözlerin pek çoğu, hakikatın özü ve kökünden ziyade, dalı ve budağı mahiyetinde gözüküyor. Risale-i Nur’un, bütün bu hakikatlı sözlerin özünü ve kökünü teşkil eden büyük cümleleri ise, nedense, nazarlardan gizli kalıyor. Dahası, dillerde dolaşan o güzel sözlerin, bu büyük cümleler ile rabıtası hakkıyla kurulamıyor.
Meramımı biraz daha açayım. Meselâ, Risale-i Nur’un "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır" cümlesi dilden dile dolaşmakla birlikte, bu ‘güzel görme’nin temelini ve altyapısını oluşturan şu büyük cümle nazarlardan gizli kalıyor: "Madem hayat esma-i hüsnanın nukuşunu gösterir. Hayatın başına gelen herşey hasendir." Bu sözün de daha gerisinde ise, özün özü, temelin temeli olan şu cümle, belki üzerinde hiç çalışılmamış olarak, keşfedilmeyi bekliyor: "Hakikî hakâik-ı eşya, esmâ-i ilahiyedir."
Velhasıl, Risale-i Nur’un insanı cennet-misal bir iklime sürükleyen imanî tahlillerinden ve sözlerinden hepimiz kabiliyetimiz nisbetinde istifade ediyoruz; ama bu tahlillerin temeline inme, hakikat çekirdeklerini yakalama, yediğimiz meyvelerin hangi gövdeden, hangi kökten ve hangi çekirdekten geldiğini keşfetme noktasında yeterince dikkatli değiliz.
Bunu, biraz da işim icabı, İslâm düşünce tarihinin ve de genel olarak düşünce tarihinin temel meselelerine dair kitapları okurken; ve buralarda ele alınan konuları Risale-i Nur’la karşılaştırırken daha bir rahatlıkla görüyorum. Meselâ Haşir Risalesi’ndeki bir söz, genel olarak düşünce tarihinin, hususan İslâm düşünce tarihinin çok problemli bir konusunu, haşrin isbatı konusunu bir cümleye sığdırıyor: "Madem dünya var, elbette ahiret var." Bu cümle, derinliğini henüz kavrayamadığımız, henüz hakkıyla dile getiremediğimiz muazzam bir muhakemeyi dile getiriyor. Yine böyle büyük bir cümle daha: "Zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler O’nundur." Dili biraz ağır, ama hayli letafetli olan ve de rasyonalizmin en kısa, net ve dengeli bir reddiyesi: "Ger fikret-i beyzada süveyda-i kalb olmazsa halita-i dimağî ilim ve marifet olmaz. Kalbsiz akıl olamaz."
Risale-i Nur’da, her biri meyveli bir ağaca dönüşen böylesi birçok hakikat çekirdeği; çok hakikatın özü, temeli ve özeti olan birçok büyük cümle mevcut. Fakat, bu cümlelerin ne hangi ağaçtan beslendiğini hakkıyla ortaya koyabilmiş durumdayız; ne de hangi ağaçların bu çekirdeklerden çıktığını. O yüzden, Risale-i Nur’dan gene de istifade ediliyor, ama yeterince istifade edilmiyor. İki açıdan yeterince istifade edilmiyor: (1) Onu zaten okuyor olanlar yeterince istifade edemiyor. (2) Onun böylesi temel konularda nasıl net, öz ve özlü hükümler sergilediğini göremeyenlerin istifadesi olmuyor.
Sözün kısası, Risale-i Nur gerçekte bir uçak ya da füze mesabesinde iken, onu bir araba yerine kullandığımız kanaatindeyim. Evet, araba da bir taşıma aracıdır; o yüzden, böyle bir kullanımla da bir yerlere gidilir. Ama, bir uçağı araba niyetine kullanmak, ciddi bir zaman ve emek israfıdır; ve Risale uçağını bekleyen birçok uyanık dimağı, başkalarının dolmuşuna binmeye zorlamaktadır.
RE: Risale-i Nur’un Büyük Cümleleri
RİSALE-İ NUR’A MUHATAP olan herkesin hafızasında, ondan alınan kısa ama özlü sözler mevcuttur. Risale-i Nur’u okuyup da zihnine hiçbir söz nakşetmeden duran birileri olduğunu sanmıyorum. Bu, Risale-i Nur’un kâinata ve fıtrata gereğince muhatap olan ve daima ‘hayatın içinden’ konuşan müellifinin güçlü tefekkürü ve samimî üslubu ile de kesinlikle ilgili bir vâkıadır.
Gelin görün ki, Risale-i Nur’dan hafızaya nakşolunan sözler ile Risale-i Nur’un özünün özü, temelinin temeli olan sözler arasında bir karşılaştırma yaptığımda, maalesef birebir eşleşmeler de göremiyorum. Zihinlere kazınan ve dillerde dolaşan sözler elbette haklı ve hakikatlı olmakla birlikte, bu sözlerin pek çoğu, hakikatın özü ve kökünden ziyade, dalı ve budağı mahiyetinde gözüküyor. Risale-i Nur’un, bütün bu hakikatlı sözlerin özünü ve kökünü teşkil eden büyük cümleleri ise, nedense, nazarlardan gizli kalıyor. Dahası, dillerde dolaşan o güzel sözlerin, bu büyük cümleler ile rabıtası hakkıyla kurulamıyor.
Meramımı biraz daha açayım. Meselâ, Risale-i Nur’un "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır" cümlesi dilden dile dolaşmakla birlikte, bu ‘güzel görme’nin temelini ve altyapısını oluşturan şu büyük cümle nazarlardan gizli kalıyor: "Madem hayat esma-i hüsnanın nukuşunu gösterir. Hayatın başına gelen herşey hasendir." Bu sözün de daha gerisinde ise, özün özü, temelin temeli olan şu cümle, belki üzerinde hiç çalışılmamış olarak, keşfedilmeyi bekliyor: "Hakikî hakâik-ı eşya, esmâ-i ilahiyedir."
Velhasıl, Risale-i Nur’un insanı cennet-misal bir iklime sürükleyen imanî tahlillerinden ve sözlerinden hepimiz kabiliyetimiz nisbetinde istifade ediyoruz; ama bu tahlillerin temeline inme, hakikat çekirdeklerini yakalama, yediğimiz meyvelerin hangi gövdeden, hangi kökten ve hangi çekirdekten geldiğini keşfetme noktasında yeterince dikkatli değiliz.
Bunu, biraz da işim icabı, İslâm düşünce tarihinin ve de genel olarak düşünce tarihinin temel meselelerine dair kitapları okurken; ve buralarda ele alınan konuları Risale-i Nur’la karşılaştırırken daha bir rahatlıkla görüyorum. Meselâ Haşir Risalesi’ndeki bir söz, genel olarak düşünce tarihinin, hususan İslâm düşünce tarihinin çok problemli bir konusunu, haşrin isbatı konusunu bir cümleye sığdırıyor: "Madem dünya var, elbette ahiret var." Bu cümle, derinliğini henüz kavrayamadığımız, henüz hakkıyla dile getiremediğimiz muazzam bir muhakemeyi dile getiriyor. Yine böyle büyük bir cümle daha: "Zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler O’nundur." Dili biraz ağır, ama hayli letafetli olan ve de rasyonalizmin en kısa, net ve dengeli bir reddiyesi: "Ger fikret-i beyzada süveyda-i kalb olmazsa halita-i dimağî ilim ve marifet olmaz. Kalbsiz akıl olamaz."
Risale-i Nur’da, her biri meyveli bir ağaca dönüşen böylesi birçok hakikat çekirdeği; çok hakikatın özü, temeli ve özeti olan birçok büyük cümle mevcut. Fakat, bu cümlelerin ne hangi ağaçtan beslendiğini hakkıyla ortaya koyabilmiş durumdayız; ne de hangi ağaçların bu çekirdeklerden çıktığını. O yüzden, Risale-i Nur’dan gene de istifade ediliyor, ama yeterince istifade edilmiyor. İki açıdan yeterince istifade edilmiyor: (1) Onu zaten okuyor olanlar yeterince istifade edemiyor. (2) Onun böylesi temel konularda nasıl net, öz ve özlü hükümler sergilediğini göremeyenlerin istifadesi olmuyor.
Sözün kısası, Risale-i Nur gerçekte bir uçak ya da füze mesabesinde iken, onu bir araba yerine kullandığımız kanaatindeyim. Evet, araba da bir taşıma aracıdır; o yüzden, böyle bir kullanımla da bir yerlere gidilir. Ama, bir uçağı araba niyetine kullanmak, ciddi bir zaman ve emek israfıdır; ve Risale uçağını bekleyen birçok uyanık dimağı, başkalarının dolmuşuna binmeye zorlamaktadır.
RE: BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ
ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN SELAM VE DUA İLE
miyase yazdı:
UNUTMADIĞIMIZ BÜYÜK ÜSTADLARIMIZI HATIRLATTIĞIN VE PAYLAŞTIĞIN İÇİN RABBİM RAZI OLSUN,ONLARIN YÜZÜSUYU HÜRMETİNE BİZLERİ AFFETSİN,AMİN
ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN SELAM VE DUA İLE
Yüce Mevlam gelip geçmiş bütün Hakkı sevip fiilen yaşayanlardan ve üstad Bediüzzamandan ebediyen razı olsun...Amin........
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/6534-bediuzzaman-said-nursi · 22.08.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
◆İlgili Konular
- Bediüzzaman Said Nursi "Hayatı Resimli" Risale-i Nur 3 cevap
- SAİD NURSİ BEDİÜZZAMAN İslam Alimlerimiz - Büyüklerimiz 38 cevap
- BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ İslam Alimlerimiz - Büyüklerimiz 5 cevap
- 20.Yüzyılın Yıldızı Bediüzzaman Said Nursi'nin güzel sözlerini paylaşalım... Risale-i Nur 41 cevap
- BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ İslam Alimlerimiz - Büyüklerimiz 2 cevap
- Bediüzzaman said nursi üstaddan nasihatlar Nasihatler 6 cevap
Giriş yap ve cevap yaz.
