Sîmâ: Yüz, işaret, iz, alâmet, nişan, yüz özelliği ve fizyonomi anlamına gelir.
Vucûh: “Vech”in çoğulu. Yüzler demektir. Bazı ayetlerde; bütün benlik, zat, itibar ve yöneliş, yön, şeriat, gidilen yol mezhep, Allah’ın memnuniyeti anlamında kullanılmıştır.
Rahman süresinde: “Her kim varsa fanidir. Güç ve ikram sahibi olan Rabbin yüzü (zatı) bakidir” buyrulur.
Bu ayetten anlaşılan; yüzden maksat; bizzat kendisidir. Bütün şahsiyetidir.
Bir başka ayette; "Onları, yüzlerindeki nimet pırıltısından tanırsın" buyrulur.
Bir deyim olarak kullanılan “yüzün ağarması” da bu anlamda kullanılmaktadır. Ayette şöyle ifade ediliyor: "Bazı yüzlerin ağaracağı, bazı yüzlerin de kararacağı gün..."
Konu edindiğimiz ayeti de aynı şekilde düşünebiliriz…
Yüz, insanın aynasıdır. Mutlu insan, mutsuz insan, hüzünlü insan, asabi insan…
Ağlayan, gülen, sevinen insan; yüzünden anlaşılır. Yüz, insanın aklını, gönlünü ve bütün uzuvlarını temsil eder. İnsanlar daha çok yüzlerinden tanınırlar.
Anlaşılıyor ki; yüzden maksat; insanın bütün düşünce ve davranışlarıdır.
Yüz, bir bakıma insanın hem keyfiyet, hem de kemiyet anlamında şahsiyetinin kimliğidir.
Başa aldığımız ayeti şöyle de yorumlayabiliriz: “Secdede (namazda) verdikleri sözü, bütün hayatlarına yansıtan insanların; inanç, düşünce ve davranışlarına, ahlaklarına, kişilik ve duruşlarına bakarak O Müslümanları tanırsın.”
Her sözünde ve her işinde, vahyin güzel kokusu duyulan insandır Müslüman.
Vahyi öyle yaşar ki; her halinde vahyin örneğini görür insanlar onda. Müslüman, adeta vahyin somutlaşmış şeklidir. Mananın, maddeye dönüşmüş şekli… Vahiy, Müslüman’ın hayatında dile gelir…
Tanınmaz mı böyle Müslüman?
Namaz kılan Müslümanlar tanındığı gibi; “Suçlu günahkâr (kimseler de) simalarından (ortaya koydukları düşüncelerinden ve davranışlarından) tanınırlar.” Yüz, belirttiğimiz gibi insanın aynasıdır. İnsanların iç güzelliklerini ve çirkinliklerini çoğu kez yüzlerinden okursunuz…
Secde (namaz, Allah’a ibadet ve itaat); aklı, gönlü, düşünceyi, sözü; bütün azaları; bütün davranışları; bütün hayatı güzelleştirdiği gibi; bizzat insanın bilinen yüzünü de güzelleştirmez mi dersiniz?..
Her düşüncesi, sözü ve davranışıyla güzel olan Müslüman’ın, yüzü de güzel olacaktır elbet. Müslüman, güzel insan demektir…
Allah’ın emir ve yasaklarına uymayan; kâfirler gibi düşünüp yaşayan, fakat Müslüman olduklarını söyleyen kimseler, nelerinden, nasıl tanınacaklar?
Hayatlarında namazın izini taşımayanlar; hayat bulması için İslam’ı yüreklerine ekemeyenler; namaz ile dirilemeyen insanları kim tanır Müslüman olarak!..
Kılsa da; namazı niçin kıldığını, ne yaptığını, Rabbe ne söz verdiğini bilmeyen; kıldığı namazın izi, düşünce ve davranışlarında görülmeyen insanı tanımak da zor.
Kınıyor Rabbimiz onları: “Yazıklar olsun namaz kılan kimselere ki; onlar, namazlarında gaflet içerisindeler” buyuruyor.
Kıldığımız namazın izi, bizde görülmeyecekse; okuduğumuz Kur’an, yaptığımız dualar düşünce ve davranışlarımıza yansımayacaksa; neden okuyoruz Kur’an’ı?
Niçin samimi olmadığımız duaları yapıyoruz? Namazı ne diye kılıyoruz?
Bize bakan, yüzümüzden (hayat tarzımızdan) bizim Müslüman olduğumuzu tanımıyorsa; o kimseyi, lisan-ı halimizle vahiy ile tanıştıramıyorsak; Müslümanlığımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekir sanıyorum.
A'lamenittebeğalhüda.
"idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız,
inkar'ın basitliğinden sıyrılınız"
B)