İmam (a.s) daha sonra şöyle buyurdu: “Bunlar inandıktan sonra kafir olanlardır. Bu zalim kavim Allah’ın rahmetinden uzak olsun”
İmam Hüseyin (a.s) hutbenin üçüncü bölümünde kendini tanıtarak onlara şu şekilde nasihat ve öğüt verdi:
“Ey insanlar! Soyumu söyleyin, ben kimim? Sonra kendinize gelin, nefsinizi kınayın.
Bakın, beni öldürmeniz, hürmetimi gözetmemeniz size caiz midir? Ben, Peygamberinizin kızının oğlu değil miyim?
Ben, Peygamberinizin vasisi ve amcası oğlunun oğlu değil miyim?
Ben, herkesten önce Allah’a iman eden ve Peygamber’in risaletini tasdik eden kimsenin oğlu değil miyim?
Seyyid-uş Şüheda olan Hamza, babamın amcası değil midir?
Cafer-i Tayyar amcam değil midir? Peygamber’in benim ve kardeşim hakkındaki: “Bu ikisi cennet gençlerinin efendileridir” sözünü duymamış mısınız?
Eğer sözümü tasdik ederseniz, bu söylediğim sözler bir gerçektir. Allah’a andolsun ki, Allah Teala’nın yalancıya gazab ettiğini ve uydurduğu sözün zararını kendisine çevirdiğini bildiğim günden beri yalan söylemiş değilim. Eğer beni yalanlarsanız şimdi müslümanların arasında Peygamber’in ashabından olan kimseler mevcuttur; bunu onlardan soracak olursanız size söylerler. Cabir b. Abdullah-i Ensari, Ebu Said-i Hudri, Sehl b. Sa’d-is Saidi, Zeyd b. Erkam ve Enes b. Malik’ten sorun, öğrenin; şüphesiz onların hepsi, Resulullah’ın benim ve kardeşimin (Hasan’ın) hakkında buyurduğu sözü duymuşlardır. Bu sözler, sizi kanımı dökmekten alıkoymuyor mu?”
Bu arada Şimr b. Zil Cuşen bağırarak dedi ki:
“O kalbiyle değil de diliyle Allah'a ibadet ediyor, ne söylediğini bilmiyor”
Habib b. Mezahir İmam’ın (a.s) ordusunun adına ona şöyle cevap verdi:
“Hayır, Allah’a diliyle ibadet eden ve tam bir sapıklık içerisinde olan sensin. Evet, ben çok iyi biliyorum ki sen mevlam Hüseyin’in (a.s) buyurmuş olduğu şeyden korkmuyorsun. Çünkü Allah, pâk olmayan kalbini mühürlemiş, taş gibi yapmıştır.”
İmam (a.s) sözlerine şöyle devam etti:
“Ben ve kardeşim hakkında Peygamber'in buyurduğu bu sözde şüpheniz varsa benim Peygamberinizin kızının oğlu olduğumda da mı şüphe ediyorsunuz? Allah’a andolsun ki, doğu ve batı arasında (bütün dünyada), sizin ve dışınızdakiler arasında da Resulullah’ın benden başka torunu yoktur. Yazıklar olsun size! Acaba öldürdüğüm bir kimse veya zayi ettiğim bir mal ya da (size vurduğum) bir yara karşılığında mı beni cezalandırmak istiyorsunuz?
İmam Hüseyin’in (a.s) sözü bu noktaya varınca Kufe ordusu tam bir sessizlik içerisinde idi ve onlardan bir tepki ve cevap müşahede etmiyordu. Sonra kendisini davet eden ve Ömer-i Sa’d ordusu içerisinde olan ünlü kişilerden birkaçına hiteben şöyle buyurdu:
“Ey Şebes b. Rib’i, ey Haccar b. Ebcer, ey Kays b. Eş’as ve ey Yezid b. Haris! “Meyvalarımız yetişmiş, çevremiz (bağ ve bahçelerimiz) yeşermiştir ve senin emrinde olacak donanmış bir ordu da hazırdır” diye mektup yazan siz değil miydiniz?! Söz ve ahdinizi unuttunuz mu?”
Onlar: “Biz böyle bir şey yazmadık” diye İmam’ın sözlerini inkar ettiler.
İmam: “Hayır! Vallahi siz böyle yazdınız" dedi.
Bu arada Kays b. Eş’as yüksek bir sesle: “Biz ne dediğini bilmiyoruz. Niçin amcan oğlu Yezid’e biat etmiyorsun? Biat ettiğin takdirde sana karşı istediğin gibi davranılacak ve sana en ufak bir zarar bile gelmeyecektir.” dedi.
İmam Hüseyin (a.s) ona cevaben buyurdu ki:
“Ey Kays! Sen Haşimoğulları’nın Müslüm’ün kanından başka bir kan mı senden istemelerinden korkuyorsun? Hayır, Allah’a andolsun ki, ben onlara zillet elini vermeyeceğim ve köleler gibi de onların önünden kaçmayacağım... Rabbimiz olan Allah’a sığınırım.”