Tam konsantrasyon için beyni devre dışı bırakmak
Bir şeyi tam kavrayabilmek ya da kendi sınırlarınızı aşabilmek için konsantrasyonun, yani o konu üzerinde yoğunlaşmanın önemini bilmeyenimiz yoktur.
Ama bu işin nasıl becerilebileceğidir önemli olan.
Yemeği yedikten sonra midenize deseniz ki;”Hazmetme bu yediklerimi!”
Dinler mi sizi?
Midenizi ister tehdit edin, ister “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” taktiğini uygulayın, sonuç değişmez.
Mide bildiğini okur.
...
Ha keza beynimiz de aynı.
Uykudayken bile çalışan bir organımızı nasıl devre dışı bırakabiliriz?
O zaman Amerikan taktiğini uygularız biz de:
“Yok edemiyorsan, kendi çıkarların doğrultusunda yönlendir.”
Ama nasıl olacak bu?
....
Spora meraklıydım eskiden övünmek gibi olmasın.
Bir hareket vardı.
Denedim arka arkaya 100 defa yapabildim en fazla.
Daha sonraları kendimi epey zorlayıp 170’i buldum ama neredeyse kollarım koptu.
…
Bir gün akşam baktım, eşim ve çocuklar televizyona dalmışlar.
Fırsat bu fırsat diyerek onlara fark ettirmeden çıktım salondan ve kapıyı kapadım.
Ara kapıları da kapayıp, en arkadaki odaya gittim.
Hiç ışık açmadım giderken.
Ayakta durdum.
Gözlerimi kapadım ve o hareketi yapmaya başladım.
Hareketi her 100'e tamamladığımda da önce sağ elimden başlamak üzere parmaklarımı kapayacaktım ki karışmasın.
Şunu özellikle vurgulamam gerekir ki, sayma işini beynime değil de omuriliğe havale ettim.
Hani o refleks hareketlerini yönlendiren kısma.
Çünkü beyne saydırırsam, hareketi yaklaşık yüzüncü yapışımda dürtecek kolumun kasını ve ona artık yorulması gerektiğini hatırlatacak.
Kas da beynin bir bildiği vardır herhalde diye yorulacak.
Ama beyni başka bir şeyle meşgul edebilirsem, önüne hoşuna gidecek bir şeyler koyup da onunla oyalanmasını sağlayıp asıl görevini unutturabilirsem bu iş tamam olacak.
…
Bu beyin, yani benim beynim neyi düşünmekten hoşlanır?
Ha, tamam!
İçinde bulunduğum yerle olan tüm bağlarımı kopardım ve uzakları hayal ettim.
Bir yaz günü 3 kişi deniz gözlüklerimizi, paletlerimizi ve şnorkellerimizi alıp bizim komşu köyden denize girmiştik.
Sahil boyu yaklaşık 6 saat yüzmüş ve denizin dibindeki o eşsiz botanik bahçelerini incelemiştik hayranlık dolu bakışlarla.
Beynimle beni ayrı düşünemeyeceğimize göre onun da hoşuna gitmiş olmalıydı o manzaralar.
-Bu arada da hareketi yapmaya devam ediyorum-
Birden derinleşen ve insana ürperti veren koyu mavi geliveriyor gözümün önüne.
Üstten gelen güneş ışınları dalganın da etkisiyle kıvrıla kıvrıla iniyor aşağıya.
Biraz daha ilerilere yüzüyorum.
Denizin üstünden hiç belli olmamakla birlikte altta bir mağara var, karanlık...
Korkuyla karışık bir merakla tam teyakkuz halinde yavaşça ilerliyorum mağaranın içine doğru.
Gözümü alıştıra alıştıra.
...
O da ne?
Koskocaman bir yengeç.
Ev sahibi o herhalde, duruşundaki asalete bakılırsa.
Vakar fışkırıyor gözlerinden.
Baksanıza nasıl da dik dik bakıyor bana?
-Bu arada da hareketi yapmaya devam ediyorum-
Suyun kırılma indisi yüksek olduğu için olduğundan büyük görünüyor yengeç diyorum kendi kendime.
Maksadım daha ileri gitmek için kendime cesaret toplamak.
Biraz daha ilerliyordum ki, kafam neredeyse yandaki deniz kestanesine çarpacaktı az daha.
Mübareğin de dikeni battı mı kırılır da kırılır artık etin içerisinde.
Çıkar çıkar bitmez.
Panik yapmaya da gelmez yani.
Geri vitese takıp yavaşça çıktım oradan.
…
Neyse, biraz ötedeki sahile çıkıp biraz dinlendik.
Hem ellerim de buruş buruş olmuş saatlerce denizde kalmaktan.
Suratımda gözlüğün resmi çıkmış kırmızı çizgiler halinde.
Neyse, orada biraz deniz kabuğu bulup, sahile çıkmış bir pet şişenin içine dolduruyoruz.
İşimiz bittikten sonra pet şişenin kapağını kapatırken içerde hava kalmasına özellikle dikkat etmek lazım.
Böyle olursa şişe batmaz çünkü.
Tecrübe bunlar, herkes bilmez!
Başkasına nasihat vermesi kolay da, gel gelelim bulduğumuz kapak olmadı pet şişeye!
Biz boş kola şişesi bulmuştuk ama kapak bir hazır su şişesine ait.
Tutmuyordu işte meret.
…
Tam bu sırada eşimin sesini duydum, beni çağırıyordu!?
Yahu hanım gelmemişti ki bizimle yüzmeye?
Allah Allah!
Açılan kapı sesleri duydum ne alakaysa bu kumsalda?
“Telefon vaaar, seni arıyolaaar” diye bağırıyor hanım avaz avaz.
Güneş başımıza mı geçti ne?
Gerçi güneş kremi sürdük ama başımıza değil!
…
Bu arada ışık da yandı.
Ben bu sahilde ışığın da ne işi var diye düşünürken baktım hanım karşımda.
Bön bön benim uykulu gözlerime bakıyor.
Sorular da ardı ardına:
- Neden ışıklar kapalı?
- Neden ayaktasın?
- Ne yapıyorsun?
- Ayakta mı uyudun?...
…
Ya, ben daha 10 saniye önce sahilde bir kola kapağı arıyordum.
Nasıl cevaplayayım bu şimdi bu kadar çok soruyu bir anda?
Neyse kem küm gak guk ettim ve savuşturdum sorularını.
Zaten telefonla da konuşmam lazımdı.
Şimdi kadıncağıza durumu ayrıntılarıyla izah etmeye kalkıp da kocasının akli dengesinden şüphelenmesine mi neden olaydım?
…
Bu arada baktım o hareketi 917. kez yaparken gelmiş hanım.
Ne kolumda bir yorgunluk hissi vardı ne de yorulacakmış gibi bir hali!
Ama telefon görüşmesinden sonra 50 kere daha yap aynı hareketi desen, ııh!
Geçti!
Konsantrasyonum bitmişti artık.
…
Bu olay, bizzat yaşadığım bir örnektir.
Bunu baz alarak değişik yerlerde farklı konularda uyguladım.
Olağanüstü sonuçlar elde ettim.
Siz de deneyebilirsiniz kendinize uyarlayarak.
…
Yalnız iki şart var:
Bir, ilk denemede başarılı olmak zorundasınız!
Yoksa inancınız zayıflayabilir.
İki, yapacağınız bir sportif faaliyetse en az 2 hafta çalışıp ilgili organınızda alt yapıyı hazırlamalısınız.
Aksi halde sigarayı bırakanlara dönersiniz.
Sabah bırakır, akşam üstü başlarsınız.
Tabiri caizse yalama olur, dikiş tutmaz.
"Ben bu işi beceremiyorum" mazeretinin arkasına bir sığındınız mı artık kimse çıkaramaz sizi oradan.
Kendinize güvenin.
Benim yapabildiğimi siz niye yapamayasınız?
mescere
Not: Bu yazıyı 5-6 yıl kadar önce yazmıştım.
