RİYA - GÖSTERİŞ
Bil ki...
Riya haramdır. Riyakâr da, Allah'ın dargın olduğu kimseler arasındadır. Zikredeceğimiz üç âyet-i kerime riyanın yasak olduğunu anlatır ve riyakârları kötüler. Tam iyiliği bulmak için bir nevi şirk sayılan riyayı bırakmayı emreder.
«Yazıklar olsun onlara... Ki, onlar namazlarını yanlışlarla dolu kılarlar. Ayrıca onlar, gösterişe de kapılırlar.»
(Maun, 5-6).
«Kim Yaratanın yüce katına ak yüzle çıkmayı arzuluyorsa, iyi iş tutsun. Rabbina yaptığı ibadete kimseyi ortak etmesin.» (Kehf, 110). Bu âyet-i kerimeyi dinleyen bir sahabe, ya Resûlullah, bu şirkten kurtulmak nasıl mümkün olur? diye sorunca Peygamber s.a. efendimiz şöyle buyurdu:
«Kulun, Allah'a ibadette kulları ve onlara ait bir şeyi istememesi ile.»
Diğer bir hadîs-i şerifi ile Peygamber s.a. efendimiz şöyle anlatmıştır: . .
«Ümmetim için en çok korktuklarım arasında küçük şirk vardır.»
Küçük şirkin ne olduğu sorulunca da şöyle buyurdu:
«Riya... Kullar kıyamet günü amellerinin karşılığım almaya gelince, Allahü Teâlâ onlara şöyle hitab eder:
Yaptığınız bu amellerle, kimlere gösteriş yaptıysanız onlara gidiniz. Hele bir bakın, onlarda size verilecek bir mükâfat bulabilir misiniz?».
Bir başka hadîs-i şerifte ise şöyle buyurulur:
«Hazen kuyusuna atılmaktan Allah'a sığının...»
Bu Hazen, ne ola, ya Resûllulah, diye sorulunca:
«O, cehennemde bir deredir. Gösteriş için Kur'ân okuyanlara - hafızlara - hazırlanmıştır.» buyurdu...
Hased, riya ve kendini beğenmişlik, büyüklük satmak üzerine birçok rivayet ve haber vardır. Biz bunların hepsini özünde toplayan ve sana yetecek bir hadîs-i şerif zikredeceğiz.
Halid b. Ma'dan hazretlerine istinad ederek Abdullah b. Mübarek uzun bir hadîs-İ şerif anlatır.
Bu hadîs-i şerifin son ravisi Abdullah b. Mübarek'tir. Esas ravisi Muaz b. Cebel'dir. Bu hadîs-i şerifi Abdullah b. Mübarek'e anlatan zat, —Halid b. Ma'dan— şöyle anlatıyor:
Bir gün Muaz b. Cebel r.a. hazretlerinden bir hadîs-i şerif anlatmasını istedim. Peygamber s.a. efendimizden duyduğun bir taneyi anlat dedim. Ağlamaya başladı. O kadar çok ağladı ki, durmayacak sandım. Sonra durdu. Ve şöyle konuşmaya başladı: Ah, Resûlullah'a olan iştiyakım... Ona kavuşmak için duyduğum hasret ne kadar büyük, bir anlatabilsem.
Bundan sonra Peygamber s.a. efendimizden duyduğu uzun bir hadîs-i şerifi şöyle anlattı:
Resûlullah s.a. bana şöyle buyurdu:
«Ya Muaz, sana önem taşıyan birkaç öğütte bulunacağım. Bunları hafızana alır, gereği ile amel edecek olursan, Allah katında sana faydalı olur. Aksi halde unutur, hiçe sayarsan, hiçbir tutanağın kalmaz. Kıyamet günü alacağın iyiliğe dair hiçbir senedin de olmaz.
Ya Muaz, Allahü Teâlâ, yeri ve semâları yaratmadan Önce, yedi melek yarattı. Sonra yarattığı her semâya bu meleklerin birini kapıcı kıldı.
Hafaza melekleri, — kulun işlerini hesaba memur melekler — kulun günlük amelini alır, semâya yükselirler. Çıkardıkları amelin nuru, güneş gibi parlar. Bunu dünya semasına memur meleğe götürür, över, kabul olmasını dilerler. Fakat kabul ettiremez, hatta şu cevabı alırlar:
— Bunu götürünüz, sahibinin yüzüne vurunuz. Ben gıybet işlerine bakarım. Rabbımm emri şu ki, kapımdan gaybet edenin işi girmeye.
Buradan, insanların gaybetini yapan kimsenin işi geçip, öte varamaz.
Sonra Hafaza melekleri kulun salih amelini alır, ikinci semâya bakan meleğe götürürler. Amel nurludur, pâktir. över, büyütür ve kabulünü isterler. Ne yazık ki, buradan da alınan cevap, birinciden farksızdır:
— Bunu alın, sahibinin yüzüne vurun. Ben böbürlenme işlerine memurum. Rabbımm emri şu ki, kapımdan kibirli, kendini beğenmiş, kurulan kimselerin ameli geç meye. Dolayısıyla, bu ameller benden geçemez. Çünkü bu
amelin sahibi, insanlara karşı kurulur, meclislerinde üst başa oturur, üstünlük taslardı.
Hafaza melekleri buradan da red cevabı aldıktan sonra, kulun amellerinden namaz, oruç, sadaka gibi güzel işlerini parlar bir halde alır, üçüncü semâ meleğine giderler. Burada da alınan cevap öbürleri gibi olur.
— Durun. Bu ameli alın, sahibinin yüzüne çarpın. Ben
kibir işlerine bakarım. Böyle kibre kapılan bir kimsenin yaptığı işler kapımdan öte geçemez, Rabbım bana emri budur. O, insanlara kibirli davranırdı. Meclislerinde ken
disini yüksek gösterirdi.
Hafaza melekleri, yine kulun yıldızlar gibi parlayan ak amelini alır ve tath sesler çıkararak dördüncü semâya yükselirler. Bu güzel amelleri teşbih, namaz, oruç, hac ve umre gibi ibadetlerdir. Bu kadar güzel ibadetlerin reddine bir sebeb yokken, yine reddedilir. Alman cevaba gelince, diğerlerinden daha serttir.
— Durun, bu amelleri alın, sahibinin yüzüne, sırtına ve karnına vurun. Ben ucüp, kendini beğenmişlik haline bakarını. Rabbım emri şu ki, ucüp sahibinin amelini
kabul etmeyeyim. Bu işler benim kapımdan geçmeye. Bu şahıs yaptığı işlere ucüp kattı. Bu yüzden merduttur.
Bundan sonra Hafaza melekleri, yine kulun amelini alır, beşinci semâya yükselir. Bu ameller, daraad İçin süslenen bir gelin gibîair. Reddi için bir sebeb de yoktur. Bu semâ kapısının meleği de, bunları durdurur ve öbürlerine benzer cevap verir:
— Bunu alın, sahibinin yüzüne vurun, omuzuna yük-
leyin. Ben hased işlerine bakarım. Bu kimse, kendi gibi ilme çalışanı, amel yapanı çekemezdi. Kim daha fazla ibadet etse, çekemez ve hased ederdi. Arkalarından yersiz
atardı. Hatta gaybet bile ederdi.
Hafaza melekleri, bir başka şekilde kulun namaz, oruç, hac, umre, cîhad, zekât işlerini alır, altıncı semâya yükselirler. Orada da melek durdurur, öbürleri gibi reddeder:
— Durun! Ben rahmet meleğiyim. Bu amelin sahibi merhamet etmezdi. Hiçbir insana rahmet nazarı ile bakmadı. Allah'ın kullarından birinin başına bir felâket gelse, ona karşı sevinç duyardı. Rabbımın bana emri, bu gi bilerin amelini benden Öteye geçirmemektir. Bu yüzden götürün ve sahibinin yüzüne çarpın.
Bundan sonra. Hafaza melekleri kulun yaptığı ibadetlerden, oruç, cihad, namaz, sadaka gibi ibadetleri alır yükselir. Yedinci semâya varır. Bu amelleri götürürken, üçbin melek refakat eder. Çünkü yapılan ibadetler güzeldir. Güneş gibi parlar. Güzel terennümle yol alırlar.
Fakat burada duran melek de onların karşılarına çıkar, durdurur. Öbürleri gibi söyler ve yol vermez:
— Bu amelleri alın, sahibinin azalarına vurun. Kalbine de kilit asın. Ben zikir meleğiyim. Rabbımm rızası için yapılmayan her ibadeti atarım. Ona varmasına mani
olurum. Aldığım emir budur. Bu şahıs yaptığı işte Allah'tan başkasını arzuladı. Fakihlerin yanında yüksek bir mekân arzuladı. Şöhret arzuladı. Şöhreti ülkelere dağılsın, istedi. Rabbım bana emri şu ki, onun için yapılmayan İşleri kabul etmeyeyim. Bundan Öte yol vermeyeyim, Pâk, temiz olsa da Allah için olmayan her ibadet riyadır. Allah, riyakârın yaptığını kabul etmez.
Bu olan işlerden sonra, Hafaza melekleri, kulun bir sürü amelini alır, yola devam eder.
Namaz, oruç, hac, umre, iyi ahlâk, sükût hali ve zikir gibi işleri alır, yola çıkarlar. Bunları, yedi kat semânın melekleri uğurlar. Böylece bütün perdeler kalkar, ilâhî hazrete varırlar, önünde durur ve o işleri yapanın ihlâsma şehadet ederler. Bunun üzerine Allahü Teâlâ şöyle ferman eder:
— Siz, Hafaza meleklerisiniz. Onun ancak dış hallerini bilirsiniz. Fakat ben onun kalbini bilirim. O, yaptığı bu işlerle beni dilemedi. Benden başkasını arzuladı. Ona
lanetim olsun.
Sonra melekler hep bir ağızdan:
— Lanetin onun üzerine olduğu gibi, bizim de lane timiz onun üzerine olsun.
Sonra, yer ve semâlar, içinde bulunan cümle varlık ona Iânet eder ve yapılan ameller geri çevrilir.»
Bundan sonra Muaz r.a. hıçkıra hıçkıra ağladı. Sonra devam etti:
— Ya Resûlallah, sen Allah'ın Peygamberisin. Ben ise zavallı Muaz... Bu hallerden benim için kurtuluş nasıl olur? dedim.
Resûlullah, bu arzum üzerine şöyle buyurdu:
«Bana uy, Peygamberine tâbi ol... Yaptığın amel az da olsa bana uy.
Ya Muaz, sen kardeşlerinin gaybetini etme. Bilhassa Kur'ân hafızlarının gaybetini sakın yapma...
Günahlarını kendin yüklen, onlara günah isnadında bulunma. Onları zemmetmek sureti ile kendini üstün tutma.
Dünya için yaptığın işleri âhiret işine karıştırma.
İşlerini gösteriş için yapma.
Oturduğun mecliste, kibirli olma. İnsanlar huysuzluğundan bizar olmasın.
Üç kişi otururken; birini yalnız bırakıp, öbürü ile
gizli konuşma. Nasa karşı, azamet tavrı takınma, sonra dünya ve
âhiretin iyiliği senden kesilir.
Dilinle insanları incitme, gönüllerini kırma. Sonra kıyamet günü Cehennem köpekleri sana saldırır.
Allahü Teâlâ'nın Naşitat olarak anlattığı şeylerin ne olduğunu bilir misin?».
— Anam, babam sana feda olsun buyur, ya Resûlullah, dedim, şöyle buyurdu:
«Onlar ateşte bulunan köpeklerdir. Etleri kemiklerinden ayırırlar.»
Bunları dinledikten sonra, anam babam, sana feda olsun, bunlara kimin gücü yeter. Sayılan bu işleri kim yapabilir? dedim... Şöyle buyurdu:
«Ya Muaz, bunlar Allah'ın kolaylık verdiğine kolaydır. Saydıklarım arasında senin için en Önemli düstûr ve iş şu olmalı:
Kendin için sevdiğini başkaları için de sev. Kendin için kötü gördüğünü onlar için de kötü gör. Bunu yapabildiğin takdirde selâmeti buldun sayılır, ya Muaz.»
Bu badîs-i şerifi Abdullah b. Mübarek'e anlatan Had b. Ma'dan, Muaz hazretlerini anlatırken, ondan daha "çok Kur'ân okuyanı görmedim, diyor.
Hz. İkrime diyor ki: Allahü Teâlâ kulun niyeti için yaptığı ihsanı, ameline yapmaz. Çünkü niyet, ihlâs için daha şümullü olup, ona riya giremez.