
Karar her tarafa duyuruldu.Ve ordumuz Bağdat önlerine geldi...
Günlerden bir gün,sadrazamın kulağına,"genç bir yiğidin oratalığı kasıp kavurduğu"haberi geldi:
"Fırtına gibi esiyor,devletlü sadrazam,yıldırım gibi düşüyor.Genç hem de çok genç,ama yiğit mi yiğit.Analar neler doğuruyormuş meğer..."
Sadrazampaşa içinden sevindi ya,bunu belli etmeden sordu:
"Bıyığında tarak durur mu bu yiğidin?"
Karşısındakiler hayretle cevap verdi:
"Ne bıyığı,ne tarağı devletlü sadrazam,daha çocuk o..."
"Derhal yanıma getirin!"
Genç Osmanı sadrazam paşanın yanına götürdüler.Başı önünde bir zaman bekledikten sonra,sadrazam sordu:
"Adın ne senin?"
"Genç Osman derler,paşa baba..."
"Bu yaşta onca işi yaptın,nam saldın ha!"
"Allah'ın yardımıyla paşa baba..."
"Peki,sakalında tarak durmayan gençler orduya girmesin,diye bir fermanımız vardı,duymadın mı?"
"Duydum paşa baba."
Sadrazam öfkeyle ayağa fırladı:
"Hay bre çocuk!Duydun da ne diye orduya karıştın?Emri nasıl hiçe sayarsın?"
"Haşa paşa baba,emrinizi hiçe saymam,ama benim bıyığımda tarak durur."
"Şu tarağı bıyığında durdur da görelim."
"Gördüğünüz gibi paşa baba,bıyığımda tarak durdu."
"Var ol yiğit oğlum!Meğer boş yere dile destan olmamışsın.
Gazan mübarek olsun!"