
B)idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız
inkar'ın basitliğinden sıyrılınızB)
Çok sevdiğiniz ve uzun süredir görüşemediğiniz bir
arkadaşınızın çok uzaklardan geldiğini haber aldığınızı düşünün. Çok
seviniyorsunuz, içiniz içinize sığmıyor,onu o kadar özlemişsinizki...
ki... Zaten herkesin birbirini kolay kolay anlayamayacağının da
farkındasınız hani. Ve özene bezene evinizde hazırlıklar
yapıyorsunuz. Onu rahat ettirmek için elinizden gelen her şeyi
yapmaya çalışıyorsunuz.
ki; bunu da her zaman, her vesileyle göstermek istiyorsunuz.
Bütün hazırlıklarınızı tamamladıktan sonra kendisini
telefonla arıyorsunuz ve davet ediyorsunuz evinize. Hem de bütün
samimi duygularınızla ve en içten dileklerinizle...
sizi çok özlediğini, görmeyi çok arzuladığını fakat çok önemli işleri
çıktığını söyleyip affınıza sığınarak özrünü beyan ettikten sonra,
“İnşallah başka bir zaman” diyor. İnsanlık hali deyip olgunlukla
karşılıyorsunuz.
onun hoşuna gidecek güzel bir ortam hazırladıktan sonra tekrar davet
ediyorsunuz. Fakat, yine özür beyan ederek affınıza sığınıyor.
şeyler çıkıyor. Oysa seni ne kadar çok sevdiğimi bilirsin” diyor.
Aksilikler gelince de hep böyle üst üste gelir zaten diyorsunuz
içinizden.
bu sefer yine önemli ve acil işlerini sıralıyor peş peşe, yine özür
diliyor. Onu görme heves ve heyecanınızın kırılarak azaldığını fark
ediyorsunuz.
o içten ve candan, samimi, birbirinin yardımına tereddütsüz koşan ve
birbiri için elinden gelen her şeyi hiç düşünmeden yapmaya çalışan
iki dost. Ne kadar da güzel günler yaşanmış ve bir o kadar da
mutluluklar ve acılar paylaşılmıştı.
vazgeçiyorsunuz. İşin doğrusu tahminlerinizde yanılmak istiyorsunuz.
Ve fakat, o çok, çok sevdiğiniz ve değer verdiğiniz arkadaşınız, siz
onunla her görüşmek istediğinizde, her davet ettiğinizde farklı
farklı bahanelerle özürler dilemesine rağmen resmen sizden kaçıyor.
Ve hasbelkader görüştüğünüzde ise, sizi ne kadar çok sevdiğini pişkin
pişkin söylemeyi de ihmal etmiyor hani.
Bütün bu gelişmelerden sonra ne düşünürsünüz?..
gibi devam mı edersiniz yine, yoksa ateş mi püskürürsünüz veya bir
kalemde siler misiniz defterden ya da aklınıza gelen bütün kötü
sıfatları yakıştırır mısınız ona?
böyle bir şey yapmamaya ciddi gayret ederdiniz değil mi? Kazara
yapsanız da; ne kadar da üzülür, ne kadar mahcup olurdunuz değil mi?..
Her ne düşünürseniz düşünün dostunuzun yaptığı şey
gerçekten hem büyük bir kabalık, hem bir kadirşinassızlık, hem de bir
nankörlük örneğidir maalesef...
kabul etsek, sürpriz olarak da kabul etsek hakikat budur.
Aynı şeyi biz yapıyoruz desem inanır mısınız? Evet
maalesef biraz farklı da olsa, az bir farkla da olsa, aslında hep
aynı şeyi yapıyoruz. Hem de toplum olarak çoğumuz aynı şeyi
yapıyoruz.
şahsı; her şeyin sahibi, her şeyin Rabb’i ve Yaratıcısı, her gün
binlerce hediyelerle bizi memnun eden, bizi bizden daha çok düşünen
ve bizi hakkıyla seven, merhamet eden ve sevdiğini her vesileyle
gösteren, Rahmetini her şeyde, her yerde tecelli ettiren; azametini
Himayala dağlarından, kainattaki milyarlarca galaksilere; atomun
partiküllerinden, dev nebulalara varıncaya kadar her bir şeyde
gözlerimizin önüne seren Sultan-ı kainat,
gün değil, her gün ama her gün beş defa huzuruna davet etmesine
rağmen her gün nankörce yüz çevirmiyor muyuz? Bizi her defasında aynı
sıcaklık ve şefkatle çağıran Rabb-i Rahimimizden her seferinde
çeşitli bahanelerle kaçmıyor muyuz? Nelerin uğruna, nelerin
hatırına...
söylüyoruz. Sevgi kelimesini herkes de üstelik, ne kadar çok
kullanıyor, ne kadar da çok “kullanıyor !!”
