Vehhabiler, Peygamberleri ve salih kullardan Evliyayı vasıta yaparak, onları şefaatçi kılarak, Allahü teâlâdan dilekte bulunmaya ve Allahü teâlânın keramet olarak onlara verdiği kuvvet ile sıkıntıdan kurtarmalarını istemeye ve Allahü teâlânın bir dileğe kavuşturması veya bu sıkıntıdan kurtarması için, kabirlerine gidip, onlardan şefaat istemeye inanmıyorlar.
Dünyada bir şeye kavuşmak için, diriler sebep yapıldığı halde, ölülerin de, bir şeye kavuşmak için sebep yapılmasına bir türlü inanmıyorlar
KABİR EHLİNDEN YARDIM
MÜRİT- Şu hadisi kabul etmediğini söylemişsin:
İşlerinizde ne yapacağınızı şaşırdığınızda kabir ehlinden yardım isteyiniz.( Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi) başkanlığında bir heyet, Ruhul-Furkan Tefsiri İstanbul 1992 c. II, 82)
Bunun nesine karşı çıkıyorsun. Kabir ehlinden yardım istemek onlardan ibret almak demektir.
CEVAP- Öyleyse neden kabir ehlinden ibret alın denmiyor da onlardan yardım isteyin deniyor. Hadis diye uydurulmuş o sözün Arapçasında istiânede bulunun, yani yardım isteyin, ifadesi geçer. Halbuki Fatiha suresinde Yalnız senden istiânede bulunuruz anlamında iyyâke nestaînâyeti vardır. Bu âyet, yardımı tek bir yerden, yani yalnız Allahtan dilememiz gereğini ifade eder. O zaman yukarıdaki sözle bu âyet açıkca çatışmıyor mu?Fatihayı her namazda okuyup bu anlamı hep zihnimizde diri tutmamızın bir sebebi yok mudur?Yukarıdaki sözü Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme mal edenlerin yanında yer almak size ağır gelmiyor mu? Hiç düşünmez misiniz, temel görevi Kuranı anlatmak olan Hz. Muhammedin Kurana aykırı bir sözü olur mu? Sonra bu sözü Hz. Muhammedden duyan yok. Onunla birlikte ya da ondan sonra yaşayanlardan böyle bir söz söylemiş olan yok. Bunu nakletmiş sahih bir hadis kitabı da yok. Bunların hiç biri yok.Bunu size duyuralı çok oldu ama bu konuda siz de bir şey getiremediniz. Çünkü olmayan şey getirilemez.
MÜRİT-Aclûnînin Keşfül Hafâ adlı kitabında varya. Onun kitabında olması bizim için yeterlidir. Aclûnî büyük bir hadis alimidir. O da İbni Kemâlin el Erbaîninden almış.
CEVAP- Aclûnî bu eserini, halk arasında hadis diye bilinen sözlerin doğrusu ile asılsız olanını ortaya koymak için yazmıştır. Bu sebeple o kitapta çok sayıda uydurma hadis vardır. Aclûnî, kitabının başında Hafız ibni Hacerin şu sözünü naklediyor: Aslı olmayan hadisi kim nakletmişse Buhârînin Sülasiyyatında rivayet ettiği, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şu sözünün kaps***** girer : Kim benden söylemediğim bir şeyi naklederse Cehennemde oturacağı yere hazırlansın.(İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşful-hafâ, Beyrut 1988/1408, c. I, s. 8.)
Sonra alfabetik olarak hazırladığı kitabında hadislerin kaynaklarını veriyor. Ama bu sözle ilgili olarak sadece İbni Kemal Paşanın el Erbaîninde böyle geçmiştir ifadesini kullanıyor. İbni Kemal Paşanın bu eserine baktığımızda da hadis diye söylediği o söz için hiçbir kaynak göstermediğini görüyoruz. Bu sebeple aslı astarı olmayan bu sözü hadis diye nakledenlerin Cehennemde oturacakları yere hazırlanmaları gerekir.
MÜRİT - Yaşayan bir insandan yardım istemiyor muyuz? Bir veli ölünce ruhu, kınından çıkmış kılınç gibi olur( Ruhul Furkan, c. II, s. 67)
ve daha çok yardım yapma imkanı elde eder. Bunlar bir çok tasarruflarda bulunurlar.
CEVAP- Yaşayan insandan yardım isteme konusuna biraz sonra geleceğiz. Ama veli ölünce ruhunun kınından çıkmış kılınç gibi olduğunun Kurandan ve Sünnetten bir dayanağı var mıdır? Hz. Muhammed de ölmüştür. Onu hatırladığımızda ve kabrini ziyaret ettiğimizde ona salat ve selam getiririz. Yani Allahın rahmeti ve ebedi mutluluk onun olsun deriz. Böylece Allahtan Peygamberimize olan ikramını daha da artırmasını isteriz. Ama hiç bir duamızda Hz. Muhammed den bir isteğimiz olmaz. Çünkü o zaman Hıristiyanların Hz. İsaya yaptığını biz Hz. Muhammede yapmış oluruz ki bu, yoldan çıkmaktan başka bir şey olmaz.Ölmüş bir velinin daha çok tasarrufta bulunduğunu, yani daha çok iş çevirebildiğini ifade ettiniz. Bu konuda dayanağınız nedir?
MÜRİT- Bir veli ölünce ruhunun kınından çıkmış kılınç gibi olduğunu söyleyen bazı büyük alimler var.
CEVAP- Ama her şeyi bilen Allahın kitabında bunun böyle olmadığına dair açık âyetler vardır.
Allah ölüm esnasında ruhları alır, ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekileri belli bir vakte kadar salıverir.(Zümer 39/42)
Bu âyete göre Allah, ölülerin ruhunu, belli bir yerde, berzah aleminde tutmaktadır.Kabirdekilerle ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin.(Fatır 35/22)
Hz. İsa aleyhisselamın ahirette yapacağı konuşmayı veren şu âyet üzerinde düşünmek gerekir.
İçlerinde bulunduğum sürece onlara şahittim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi görüp gözetirsin.(Mâide 5/117)
B
üyük Peygamber Hz. İsa öldükten sonra ümmetinden habersiz oluyorsa ölen bir velinin ruhunun kınından çıkmış kılınç gibi olması nasıl kabul edilebilir?
Herhalde şu âyet konuya nokta koyacaktır
.
Allahın berisinden Kıyamete kadar kendisine cevap veremiyecek olana dua edenden daha sapık kim olabilir? Oysaki bunlar onların duasından habersizdirler. (Ahqâf 46/5)
Bazı meâller, âyetlerde geçen dua kelimesini ibadet diye tercüme ederek garip bir tutum içine girmişlerdir. Mesela bu âyette dua manasına iki ifade vardır. Bunlar ve kelimeleridir. Bu kelimeleri yabudu ve ibadet diye tercüme etmek doğru olmaz. Çünkü Kuranı Kerimde o iki kelime de geçer. Her şeyi bilen ve yerli yerine koyan Allah dileseydi burada o kelimeleri kullanırdı. Örnek olarak Hasan Basri ÇANTAYın ayete nasıl meal verdiğine bakalım. Allahı bırakıp da kendisine kıyâmete kadar cevap veremeyecek kişiye nesneye tapmakta olan kimseden daha sapık kimdir? Halbuki bunlar onların tapmalarından da habersizdirler. Bu gibi mealleri okuyanlar, âyeti puta tapanlarla sınırlayacak ve yaşadığı hayatla ilgilendirmeyecektir. Arapça tefsirlerde duanın ibadet manasına olduğu ifade edilir. Bir Arap için böyle bir açıklamaya ihtiyaç vardır. Çünkü Hz. Muhammed sallalahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
Dua ibadetin kendisidir. (Tirmizî,Dua 1, 3371 nolu hadis.) Arap o açıklamayı okuyunca duanın ibadet demek olduğunu öğrenmiş olur. Ama yukarıdaki meali okuyan bir Türkün böyle bir şeyi öğrenmesi imkansızdır. Bu bakımından Türkçe meal yapanların bu gibi hususlara dikkat etmesi gerekir. Bu mealde, âyet metninde geçen Allahın dunundan ifadesi Allahı bırakıp da şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme de yanlış anlamalara yolaçar. Yani bu tercümeden Allahtan başkasına dua edenlerin Allahı büsbütün devre dışı bıraktıkları anlaşılabilir. Halbuki Allahtan başka velilere tutunanlar, onların hep Allaha çok yakın olduğuna inanmışlardır. Hiç bir kâfir veya müşrik, hiç bir gayrimüslim Allahın varlığını inkâr etmez. Ama Allah ile kendi arasında, yetkisi Allah tarafından verilmiş bir kısım aracıların olduğunu kabul ederek Allaha boyun eğer gibi onlara da boyun eğerler.Ateistler Allahı inkar ettiklerini söylerler ama başları daralınca Allaha sığınırlar. Bu onların inkarda samimi olmadıklarını gösterir.
MÜRİT-
Kabirlere giderek hastalıklarına şifa bulanlar var. Bunlar en güvenilir zatların ağzından anlatılıyor, ona ne diyeceksin?
CEVAP- Benim bu gibi konularda bir şey söylememe gerek yok. Çünkü okuduğumuz ayetler bunun olamayacağını haykırıyor.
MÜRİT- Bir değerli büyüğümüz bayram sohbetinde şöyle demiş:
Benim bir hemşirem kızkardeşim vardı, yürüyemezdi. Adanada o zaman bulunan bütün doktorlara gittik, dışarıda hepsine gösterdik çare bulamadılar. Nihayet bize dediler ki, Toroslarda bir zatın türbesi var, hastayı götürün orada bir gece durdurun. Allahın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesilesi olur. Biz artık her türlü tıbbî ümidimiz kesildikten sonra oraya annemle birlikte hemşiremi sırtımızda götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryad etti. Annem, acaba aklına, şuuruna bir şey mi oluyor, korkuyor mu? diye hemen yanına fırladı. Hemşirem halâ bağırıyordu. İyi oldum, iyi oldum, yürüyorum, aman Allahım diye haykırıyordu. Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük. Sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi.(Bir Bayram Sohbeti, Altınoluk Mecmuası, Şubat l997, s. 13.)Bu değerli zatın sözü ve tecrübesi bizim için önemlidir. Bu konuda sen ne diyeceksin?
CEVAP- Kabir ehlinden yardım istenebileceği kabul edildikten sonra arkasından ister istemez böyle şeyler gelecektir. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuyor mu ki,
İnsan ölünce ameli yani işi biter.
Üç kişi bunun dışındadır.Sadakai câriyesi olan, yararlanılan bir ilim bırakan ve kendi için dua eden salih bir evladı olan.(Müslim, Vasiyyet 14 Ebû Davud Vesâyâ 14 Neseî, Vesâyâ 8)
Sadakai câriye, cami, çeşme ve köprü gibi halkın yararlandığı şeylerdir. Bunlardan insanlar yararlandıkça bu şahsın işi devam etmiş olur ve onun sevabından alır.Yararlanılan ilim de sadakai câriye gibidir. Yaptığı bir ilmî çalışmadan insanlar yararlanıyorlarsa bu şahsın işi o konuda devam ediyor demektir ve bunun sevabından yararlanır. Hayırlı evlat da böyledir. Bunların hepsi hayatta iken yaptıkları işlerin birer devamıdır. Yoksa insan ölünce yapacağı bir işi kalmaz.Anlattığınız olayda Allahın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesilesi olur diye bir söz geçti.
Ölülerin diriler için duacı olmaları diye bir şey yoktur. Bu olabilseydi herkes hastasını Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin kabrine götürürdü. Her halde onun dua ve ruhaniyeti daha etkili olurdu.Her türlü tıbbî ümidin kesilmesinden sonra bir ölünün kabrine gidip ondan şifa beklemek akıl kârı mıdır? Hiç düşünmez misiniz, dirilerin yapamadığı şeyi ölüler nasıl yapar?
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor Dirilerle ölüler bir olmaz. Şüphesiz Allah dilediğine işittirir. Ama sen kabirdekilere bir şey işittiremezsin. (Fatır 35/22)
Aslı astarı olmayan işleri halkın değer verdiği kişilerin yapması, üstelik iyi bir şey yapmış gibi tutup onu insanlara anlatması ne kötü.
MÜRİT-Ben bu zatın doğru söylediğine bütün kalbimle inanıyorum. Sen şimdi bunun olmadığını mı iddia ediyorsun?
CEVAP- Benimkisi bir iddia değildir, ayet ve hadislerin hükmüdür.O hasta orada gerçekten şifa bulmuş olabilir. Ama bir ölünün şifaya vesile sayılması asla kabul edilemez. Dünyada sadece bu olay olmuyor ki, her türlü olaylar oluyor. Önemli olan bunların doğru yorumunu yapmaktır.Aslında biz sırat köprüsünü bu dünyada geçiyoruz. Yanlış bir yorum ayağımızı kaydırabilir. Mesela Kadirî tarikatına mensup kişiler vucutlarına şiş batırırlar. Bazıları bunu, o tarikata mahsus bir keramet sayar. Diğer taraftan Hintliler özel dini günlerinde vücutlarına kılıç saplarlar. Keser sapı kalınlığındaki kamışları bir yanaklarından sokup diğer yanaklarından çıkarırlar. Eğer Kadirilerinki kerâmet ise bunun mucize sayılması gerekir. Aslında her ikisinin de dinle bir ilgisi yoktur. Yanlış olan onu din ile ilgilendirmektir. Bu bir hipnoz olayıdır. Hipnoz sayesinde bazı ameliyatlar uyuşturulmadan yapılıyor da hasta bundan dolayı bir acı hissetmiyor. Ben televizyonda bu şekilde bir açık beyin ameliyatı gördüm. Doktor ameliyatla meşgul iken hastaya, bir acı duyup duymadığı soruluyor, o da gıdıklanma gibi bir şeyler hissettiğini ama acı duymadığnı söylüyordu.
MÜRİT- Öyleyse kabrin başında şifa bulma olayını da izah et.
CEVAP- Bakın Kuranı Kerimde şeytan çarpmasından bahsedilir. Şöyle buyurulur:
Faiz yiyenler, sersemliklerinden dolayı başka değil, sadece şeytan çarpmış kimseler gibi doğrulurlar.(Bakara 2/275)
Şeytan çarpmış kimselerin nasıl doğrulduğu bilindiği için ayette bunun izahı yapılmamıştır. Şeytan çarpması elektrik çarpması gibi bir şeydir. İnsanı felç edebilir. Bazı organlar çalışamaz hale gelebilir. Tam doğrulamaz, yürüyemez, sersem gibi olur. Tıp buna çare bulamaz.O hanımefendiyi de şeytan yani cin çarpmış olabilir. Çünkü şeytan cinlerin kâfir olanıdır.Şeytan onların, bir kabir başına gelip, ölüden medet umduklarını görünce hastayı bırakmış olabilir. Çünkü şeytan tecrübesiyle bilir ki kabir başları insanların duygu yüklü oldukları yerlerdir.Onlar burada kolayca saptırılabilirler.Şeytan insanı saptırmak için her yolu kullanır. Zira o, Allahtan yetki alınca şöyle demişti:
İşte senin beni azgınlığa uğratmana karşılık andolsun ki, ben de senin doğru yolun üzerinde oturacağım.Sonra önlerinden arkalarından, sağlarından sollarındanlara sokulacağım. Sen de onların pek çoğunu artık sana şükreder bulamayacaksın. (Araf 7/16-17)
Mutlaka böyle olmuştur demiyorum ama bu kuvvetli bir ihtimaldir. Fakat o ölünün dua ve ruhaniyeti ile şifa bulmanın ihtimali yoktur.
İyi bilin ki Allahın velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.(Yunus 10/62-63)
Demek ki, inanıp takva ehli olanlar Allahın velisidir.Takva ehli olanların kimler olduğu da Bakara suresinin baş tarafında bildirilmiştir. Bu âyetlere göre Onlar gayba inanan, namaz kılan, kendilerine verilen rızıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammede ve ondan önceki elçilere indirilene inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimselerdir.(Bakara 2/2-4)
Kuranda veli tanımı bu iken siz niçin başka bir tanım yapıyorsunuz? Veli, dost demektir. Karşıtı düşmandır.
Bütün müminler Allaha dost yani Allahın velisidir. Kimileri şeytanı da veli edinir.
Kim Allahın berisinde şeytanı da veli edinirse doğrusu açık bir biçimde kaybetmiş olur.(Nisa 4/119)
Dostluk karşılıklı olur. Müminler Allahın velisi olduğu gibi Allah da müminlerin velisidir. Şeytan da kendini veli bilenlerin velisidir.
Allah müminlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Allahı tanımazlık edenlerin evliyası da zorbalardır. Bunlar onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Onlar cehennemlik kimselerdir. Orada devamlı kalacaklardır.(Bakara 2/257)
Allaha andolsun ki, biz senden önceki topluluklara da elçiler göndermiştik. Ama şeytan onların yaptıkları işleri kendilerine güzel göstermişti. O, bugün de onların velisidir. Onlar için acıklı bir azap vardır.(Nahl 16/63)Şeytanları inanmayanların evliyası kıldık.(Araf 7/27)
Onlar Allahın berisinden şeytanları kendilerine evliya edindiler. Zannediyorlar ki, doğru yoldadırlar.(Araf 7/30)
Müminler birbirlerinin velisidirler.Sakın ola müminler müminlerin berisinden kafirleri kendilerine veli edinmesinler. Her kim böyle yapacak olursa artık Allahtan hiç bir şey beklemesin. Ancak bunu onlardan korunmak için yapmışsa o başka.(Ali İmran 3/28)
Bu konuda çok âyet vardır.Dostluğun dereceleri olur. Öyle insanlar vardır ki, Allaha iyi bir kul olmak için elinden geleni yapar malını, canını ve her şeyini onun yoluna koyar. Tabii ki Allahın böylelerine olan dostluğu fazla olur.
Sana vahyettiğimiz Kitap gerçeğin ta kendisidir. Kendinden öncekileri de doğrulamaktadır. Allah kullarından, kesinkes haberdardır ve onları görmektedir.Sonra bu Kitabı kullarımız içinden seçtiklerimize bıraktık. Onlardan kimi kendini yanlışa sürükler, kimi orta yolu tutturur, kimi de Allahın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte faziletin büyüğü budur.(Fatır 35/31-32)
Bu büyük fazileti elde edenler her zaman Allahı kendileriyle beraber hissetmenin huzurunu ve mutluluğunu yaşarlar. Karşılaştıkları güçlükleri gözlerinde büyütmez, Allahın izniyle üstesinden geleceklerini bilir, Allaha dayanarak yollarına devam ederler. Bunların sıkıntıları hep görünüştedir, içleri daralmaz.
EVLİYÂNIN YARDIMI
ŞEYH EFENDİ- Abdülkadir Geylânî hazretleri bir şiirlerinde buyururlar ki:
Müridim ister doğuda olsun ister batıda
Hangi yerde olsa da yetişirim imdada
CEVAP- Bu Kuranı kerimin çok sayıda âyetine açıkca aykırıdır.
Darda kalmış kişi dua ettiği zaman onun yardımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzünün hakimleri yapıyor? Allah ile beraber başka bir tanrı mı var? Ne kadar az düşünüyorsunuz.(Neml 27/62)
Güç yetirilemeyen konularda Allahdan başkasından yardım istenir, o da yardıma koşarsa artık kim Allaha sığınma ihtiyacı duyar?
ŞEYH EFENDİ- Sen Abdülkadir Geylaniye inanmıyorsan seninle konuşacağımız bir şey yoktur.
CEVAP- Abdülkadir Geylaniye inanmak imanın şartlarından değildir ama Kuranı Kerime inanmak gerekir. Bana göre bu zatlarla ilgili bilgilerin çoğu uydurmadır. Yukarıdaki şiir o uydurmalardan biridir. Allahın Peygamberi için milyonlarca hadis uyduranlar Abdülkadir Geylani için, Mevlânâ için, İmam Rabbânî için niye bir şeyler uydurmasınlar ki? Ama Abdülkadir Geylaninin kendisi gelip bu sözü söylese, bir bildiği vardır, demez tereddütsüz reddederiz. Çünkü biz ahirette Abdülkâdir Geylaniden değil, Kurandan hesaba çekileceğiz.