İnanamayacaksın ama; tenleri beyazdan daha beyaz olan insanlarla aynı bardaktan su içtim, ve aynı tabaktan yemek yedim.
Hepimiz bir kardeştik. Ben artık ırkçı bir Müslüman değilim. Gerçek peygamberimiz olan Hz. Muhammed ırkçılığı yasaklamıştır.
Amerika da Kuzey- Güney savaşından sonra en önemli olay, şüphesiz Müslümanlıktır. Müslümanlık denilince akla ilk gelen MALCOLM X ve ELİJAH MUHAMMED"dir. Malcolm X sadece bir Müslüman değil; mensubu bulunduğu toplumun, yani Amerikalı siyahların sorunlarının bir nevi tercümanı olarak kalacaktır hafızalarımızda.
Kuşatma ve baskı altındaki bu talihsiz fakat gururlu toplumun mensubuydu Malcolm X. Amerikalı siyahların büyük kısmı Hıristiyan"dı ve çoğu da köle olarak yaşıyordu. Bahsettiğimiz kölelik sosyal hakları elinden alınan, derisinin rengiyle aşağılanan ve Amerikalı beyazların sömürgesi haline gelen kölelikti.
Malcolm X bunu şöyle anlatıyordu:
“Tam dört yüz yıl Amerikalı siyahlar olarak şiddete maruz kaldık, sadık millet olarak yaşadık, tarla kölesi ve ev kölesi olarak... tarla kölesi tarlalarda yaşadı çalıştı, efendisinin verdiği kadar yedi, izin verdiği kadar dinlendi...ev kölesi ise, efendisinin artıklarını yedi ve eski elbiselerini giyindi, evleri yandığında yangına ilk koşan oydu, efendisi hasta olduğunda patron hasta mıyız? dedi...”
“Bir problem olduğunda yine efendilerimizin çomağını ensemizde hissettik, biz buraya Chiristof Colombo"nun gemileriyle falan gelmedik; Tanrı küçük günahları kendi gazabından olan ateşle pakladı! Siyah Halkımızın tam yüz milyonu; sizin atalarınız! Benimkiler! Bu beyazlar tarafından katledildiler. Kendilerine köle yapmak amacıyla on-beş milyonumuza kıydı beyazlar! Böylesi bir günde denizlerin dibini size gösterebilmek elimde olsaydı keşke. Kara kara bedenleri, kıpkızıl kanları, tepiklerle, çomaklarla paramparça edilmiş kemikleri! Hasta düştüklerinde kollarından tutulup denize fırlatılan o hamile siyah kadınlar! kolayına yaşayıp gitmek için en iyi yolun, önlerindeki köle gemisinin ardını bırakmamak olduğunu anlamış köpekbalıklarına yem olsun diye denizin göbeğine atılıveren o zavallı kadınlar!”
Siyah ırkın namusuna,özgürlüğüne daha o günden göz dilmişti beyazlar. Medenileşmiş insanoğlu böylesine kudurgan bir hırsı, bir cinayeti, bir şehveti asla duymamıştır...
Dirilişler dünyadaki bütün toplumlarda ancak çöküntüyü hissetmekle başlar. Tabi bu çöküntüyü de en iyi hisseden kimseden. Bundan dolayı uykuları kaçan ve kafasında en iyi analizleri yapanlar tarafından başlatılır...yani yıkıldığını hissetmeden insanoğlu kendini yenilemeyi, kendini geliştirmeyi pek düşünme ihtiyacı hissetmez. Eğer bir yokuştan bahsediyorsanız, inişin varlığından şüphe yoktur. Dirilmek hiçbir zaman kolay olmamıştır. Ahlaki çöküntü olmadan, sosyal hakların düzgün olduğu, adaletli bir toplumu uyarma gereği hissetmeyiz; ancak rütüşler yaparız oraya. Tarihte de ibret verici hadiselere baktığımızda.peygamberler hep bu toplumlara gelmiştir: Salih peygamberin kavmi, Hz Musa (as)nin kavmi...gerçeği kabullenmeyince ALLAH"IN gazabına uğramışlardır...Bir de Sokrat"ın yaşadığı toplumu düşünün....
Böyle bir yıkım ortamında dünyaya gelen ve Müslüman olan El-Hac Malik El-Şahbaz (Malcolm X)"ın hayatını sunuyoruz.
DOĞUMU VE AİLE ORTAMI
MALCOLM, 19 Mayıs 1925"te Omaha"da dünyaya geldi. Babası bir Baptist Hıristiyan vaizdi. Malcolm “korkak bir zenci değildi babam, o bir doksan boyunda, iriyarı ve kapkara bir adamdı...” der. Babası da, Marcus Garvey gibi Amerikalı siyahların hiçbir zaman gerçek özgürlüğe, bağımsızlığa ve itibara kavuşmayacağına inanmaktaydı. Bu yüzden de Amerika"yı bırakıp, kendi vatanlarına, Afrika"ya dönmeliydi siyahlar.
Babası vaazlarında bunu hep belirtiyordu, beyazlar bundan rahatsız olmalıydılar. ki; Malcolm"un doğumuna yakın bir zamanda, babası yokken bir gece evin yanına bir gurup insan gelmiş ve annesine kocasının nerede olduğunu sormuşlar. Annesi de:kocasının evde olmadığını, üç çocuğuyla evde yalnız olduğunu söyleyince, adamlar evin bütün camlarını tuz buz ettikten sonra, Rahip Earl Little"nin, Marcus Garvey"in görüşlerini vaazlarında işleyen, ve gerisin geri Afrika"ya dönüş projesi olan, Omaha"nın zencileri arasında hızla yayılan ve başlarına dert olan vaazlarına daha fazla tahammül edemeyeceklerini hatırlatıp ortadan kaybolmuşlar.
Malcolm orada dünyaya geldikten sonra Babası evi Milwauke"ye taşıdı. Burada fazla durmadan Lansing"e taşınıp bir ev aldılar. Babası adeti olduğu üzere orada da Baptist kiliselerini dolaşıp, Hıristiyanlığın esaslarını anlatmaktaydı...
ÇOCUKLUĞU
1929 yılında Malcolm 4 yaşındayken hayatının ilk canlı hatırasını şöyle anlatıyor: “Bir gece yarısı kendimizi tabanca seslerinin, çığlıkların, duman ve alevlerin ortasında bulduk kendimizi. Korkumuzdan neye uğradığımızı şaşırmıştık. Babam evimizi kundakladıktan sonra kaçmaya çalışan beyazların arkasından ateş açmaya çalışıyordu...Alevler içinde yanan ev üstümüze çökecekti,Annem kucağında yeni doğmuş bebeğiyle kendisini henüz dışarı atmıştı ki;ev etrafa kıvılcımlar saçarak,büyük bir gürültüyle çöktü. Gecenin yarısında don-gömlek dışarıda kalışımızı, feryatlar içinde dövünmemizi hiç unutamıyorum. Olay yerine gelen Polis ve İtfaiyeciler de etrafımıza dizilip evimizin sonuna kadar yanıp kül olmasını bizimle birlikte seyrettiler.”
Hayat uçurumda başlar, bütün insanlar için; ancak bu uçurumun boyutları Malcolm için herkesinkinden daha engin ve daha engebeliydi zannedersem....
Bu olaydan sonra doğu Lansing"de kenar mahallelerden birine taşındılar, burada da rahat olamadılar.Bir gece babası ve annesi tartıştıktan sonra, babası evi terk edip gitti, Annesi arkasından seslenmiş ancak babası onu dinlememişti. Babası o gece bir suikasta uğramış, adamlar ölünceye kadar dövdükten sonra, gelip geçen arabalar ezsin diye yolun ortasına atmışlar, polisler gece yarısı evden gelip annesini almışlar ve babasının vücudunu yarısı ezik, bazı kemikleri kırılmış, ölü vaziyette bulmuşlardı.
Artık sekiz kardeşle ortada kalmışlardı. Babasının hayat sigortasından kalan parayı aldılar ki, bu beş yüz dolar civarındaydı ve cenaze masraflarıyla bu da tükenmişti. Böylece Ailede maddi çöküntüyle birlikte psikolojik çöküntü de meydana geliyordu.
Malcolm"un Annesi batı Indiana"da dünyaya geldiğinden renk olarak beyaz kadınlarla hiç farkı yoktu. Kasabaya gidip ne iş bulursa yapıyordu, bir gün kardeşlerinden biri Annesine bir şey söylemek için çalıştığı eve gitmiş, işveren çocuğun siyah olduğunu görünce annesini işten kovmuştu. Sekiz çocuğun hayatını devam ettirmekle yükümlü bir annenin duygularını hissetmek için, bu duyguyu yaşamak lazım...
Kardeşlerinin en büyüğü geçimlerine yardım için çalışıyordu, annesi de temizlik v.s... gibi işlerde çalışıyordu...Hayat şartları hiç de kolay değildi, bazen beş kuruşlarını olmadığı zamanlar olurdu hiç bir şey alamazlardı, annesi bir tencere dolusu hindiba ağacı yaprağı kaynatırdı onu yerlerdi, Malcolm"un dediğine göre, bunu duyan arkadaşları: “pişmiş ot yiyorlar” diye onları kızdırırlardı...
Bazen de çocuklardan birkaçı Lansing"e bir fırına gidip, beş sente bir çuval dolusu bayat ekmek ve çörekleri aldıktan sonra çuvalı omuzlayıp, iki mil yol teptikten sonra evlerine dönerlerdi. Malcolm bu günlerini şöyle anlatıyor: “Annemiz bu bayat ekmeklerle çok değişik şeyler yapabiliyordu. Domatesle ekmek karıştırılıp kaynatılınca bize yemek oluyordu örneğin.Yumurtamız varsa pide balığı gibi şeyler yapardı bize annem. Ekmek tatlısı yapardı sonra, içine kuru üzüm de koyardı bazen. Ekmeği etinden kat kat fazla olsa da hamburger yediğimiz bile olurdu.Zaten çoğu ekmekten yapılmış olan bu yemekleri bir solukta silip süpürürdük”
Yardım kurumundan çeşitli paketler de gelirdi, bunların üzerinde parayla satılmaz ibaresi vardı. Malcolm ve kardeşleri bunu marka zannedecek değildi elbet, bunu yardım alanlar aldığını satmasın diye yazıyorlardı.
Bir ara annesi siyah bir adamla evlenmeye kalkışmış; ancak adam bundan vazgeçmişti. nedeni kendisini evde bekleyen sekiz boğazın yükümlülüğünü üstlenmekten korkmuş olmasıydı şüphesiz.! Annesi bu olaydan sonra daha da çöküntüye uğramış, artık kendi kendine konuşmaya bile başlamıştı. Bu arada Malcolm artık 10 yaşındaydı. Kardeşleriyle babasında kalma 22"lik kalibrelik tüfekle tavşan avlayıp yoldan gelip geçenlere satıyorlardı, Bazıları bunu sırf yardım olsun diye alıyordu.
Malcolm okuldan sonra doğru eve gideceğine, iki mil yürüdükten sonra Lansing"e gidiyordu dolaşmadık dükkan bırakmıyordu ve aşırdığı şeylerle kendisine güzel bir ziyafet(!) çekiyordu. Kendi deyimleriyle buna “Tilkilik” diyorlardı. Bunun yanında, geceleri bostanlıklara girip bir sepet çilek toplayıp satıyordu. Sıkı çalışırsa günde bir dolar kazanabiliyordu. O günlerinden şöyle bahsediyordu Malcolm “Hızla büyüyüp gelişiyordum; ama bu gelişme kafaca değildi, bedenceydi daha çok. Ben böyle evden uzak kala kala, konu komşunun eşiğini aşındıra aşındıra, dükkanlardan ufak tefek şeyler yürüte yürüte, büyüdükçe, isteklerimi elde etmekte daha da bir saldırgan, daha da bir sabırsız oluyordum giderek.”


