2- Kur'an'ı Modernizmin Aracı Kılma Çabası
İslam modernizmi, 12 Eylül rejiminin üretmek istediği bir gündemdi. Kur'an ayetleri ve diğer İslami birikimi üst entellektüel bir söylem kullanarak ulus-devleti, laikliği, demokratlığı ve batılı yaşam tarzını meşrulaştırmaya çalışan bu akım, İslam'ı sadece bir inanç sistemi ve Kur'an'ı da bir ahlak kitabı olarak göstermek istiyordu, ilk cumhuriyet uygulamalarında baskı ve şiddetle oturtulan laiklik ilkesini, geleneği aşmak konusunda bir imkan olarak gören Fazlurrahman tipi uzlaşmacı-modernist akademisyenler hiç bir zaman müstekbirler, firavunî yöneticiler ve modern yaşamın ifsadı karşısında tavır sahibi olmadılar, İslam modemizminin Kur'an'ı bir ahlak kitabına indirgemeye çalışıp da, çağdaş zulüm, sömürü ve ahlaksızlık karşısında tavır almamaları önemli bir ahlaksızlık ve iki yüzlülüktü.
İslam'ı, Kur'an ayetlerini eğip bükerek hayata müdahale eden siyasi söyleminden arındırmaya çalışan bu akım; Kur'an'dan yararlanma yöntemine ve İslam kültürünü tahkik etmeye yönelik çalışmalarıyla ilgisini çektikleri Kur'an'a yönelen insanların ilgi alanlarını daraltmaya ve Kur'ani bilinçlenme potansiyelini rejim adına kontrol altına almaya çalışıyorlardı.
Bazı samimi kişileri bilgi güçleri ile etkileyen bu akımın genellikle ilahiyat mensubu temsilcileri, kurulu düzene ve emperyalist emele hizmet eden yaklaşımlarını "bilimsellik" maskesiyle gizleyerek özellikle Kur'ani ilimlere meyleden genç kuşağı bugün de aldatmaya çalışmaktadırlar. Ancak Kur'an'ın zorba ve müstekbir güçlere karşı açık mesajını örtmeye-saptırmaya çalışan bu akımın "bilimsellik" yutturmacası gittikçe sadece laik ve İslam karşıtı güçlerin nezdinde itibar kazanmaktadır.
3- "Kur'an İslamı" Terkibi ve Saptırıcılar
İslam, "sabit" ve "değişebilir" ilkeler bütünlüğünde yaşanılan bir dindir. Onun değişebilir yanı zaman ve mekanla kayıtlı olan kültürü ve medeniyeti oluşturan bir dinamizmi içerir. Ancak İslam kültürü de İslam medeniyeti de zaman, mekan ve insan aklı ile sınırlı bir üretimdir.
İslam, kültürün üretilmesine karşı değildir. Ancak üretilmiş olan, vahiyle "iletilmiş" olan sabit ölçülerin bir açılımı olmalı veya açık nasslarla çelişmemelidir. Yoksa Kur'an'ın sabit-evrensel ilkelerini ölçü edinememiş bir kültür, yorum veya medeniyet İslam'la vasıflandırılsa bile İslami değildir ve Kur'an'ın mesajını perdeleyen büyük bir aldanış oluşturmaktadır.
Muharref geleneğin, uzlaşmacı tutumların İslam'la vasfedildiği veya İslami uyanışın "Siyasal İslam", "Radikal İslam", "İslamcılık" terkipleriyle karalanmaya çalışıldığı son dönemlerde, İslami kültürü modern ve geleneksel tahrifattan arındırma, müslümanları sahih bir kimliğe ve tevhidi hedeflere yöneltme azmiyle kullanılmaya başlanılan "kur'an islami" ifadesi kitlelere tevhidi gerçekleri gösterme açısından önemli bir imkan oluşturuyordu.
"Kur'an'daki islam", "Kur'anî islam" vurgularıyla da zikredilmeye çalışılan "Kur'an İslami" terkibi dinimizin temel kitabını ölçü edinmeyi esas alan; din adına ortaya konan her türlü fikir ve eylemin Kur'an'la uyum içerisinde olması gerektiğini hatırlatan bir kullanımdı.
Esasında saf ve net bir tanımı içeren "İslam" kavramının İslam olarak; "rnüslüman" kavramının müslüman olarak kullanımı yeterliydi. Ama "müslüman" kavramının "muvahhid", "gerçek", "tevhidi" gibi sıfatlarla kullanılması kitleler nezdinde anlam kaymasına uğrayan değerini düzeltme kaygısı taşıyordu ve bu kaygı islam konusunda da "Kur'an İslami" terkibini oluşturmuştu.
Bu terkipler usuli arınma hedefli, tevhidi tavır netliği aşilayan kullanımlardı. Ancak anlamları Kur'an'da belirtildiği bütünlükten saptırılan "islam" ve "müslüman" kavramları gibi "muvahhid müslüman" veya "Kur'an İslami" terkiplerinin de saptırılmayacağının hiçbir garantisi yoktu. Bu tehlikeye' karşı anlatım kolaylığı sağlasa da sadece Kur'ani kavramlarla kendimizi tanımlamak ve ifade etmeye çalışmak ve bu kavramların şahitliğimizle içini dolduran örneklikler sergilemek daha doğru bir hareket olmalıydı.
"Kur'an islami" terkibinin kitleleri islami mücadeleye sevketmede kaynak ve usul sorununu aydınlatması açısından kullanım elverişliliği egemenlerin ve Samiri misyonuna endekslenmiş bazı ilahiyatçıların hemen ilgisini çekti. Devlet eliyle Milli Güvenlik Kurulu'nda, MGK Genel Sekreteri ve bazı ilahiyatçılarla "Kur'an islamı" terkibinin sisteme karşı olmaktan çıkartılıp, devletin çıkarları doğrultusunda nasıl kullanılacağına ilgili bir divan oluşturuldu.
Ve bundan sonra Kur'ani nasslardan kalkılarak muharref geleneğin bid'at ve hurafeleri aşağılayıcı bir üslupla eleştirilirken; laik, ulusçu, vatancı, devletçi tezler "Kur'an İslami" terkibiyle rasyonalize edilip Kur'an'ın bildirdiği değerlermiş gibi gösterilmeye çalışıldı. "Kur'an islamı" artık düzen tarafından benimsendi ve her türlü islami gelişme karşısında medyatik bir saldırı aracı haline getirildi.
Samiri kılıklı ilahiyatçıların Kur'an bilgisinin imkanlarıyla şekillenen ve uluslararası egemen sermayenin ve emperyalistlerin Türkiye taşeronluğunu yapan Lions ve Rotary kulüpleriyle Anadolu halkına taşınan bu söylem, insanları Kur'an'la aldatmaya başladı. Ancak bu saptırılmış çizginin İslami duyarlılık taşıyan camialar arasında değil de, modern yaşamı benimsemiş laik kesimler arasında yaygınlık kazanabilmesi bozguncu etkisini sınırlandırmaktadır.
4-Kur'an'ın Anlaşılmasını Uzmanlaşma Kıskacına Hapsedenler
Kur'an anlaşılan bir kitaptır. Anlaşılmasında uzmanlık gerektiren bazı kelime ve terkipler hariç mesajı apaçık olan bir kitaptır. Onun mesajını yüklenmek ve şirk-tevhid çatışmasında rol üstlenmek yerine detay konulan abartanlar, Kur'an'ın yaşadığımız ortamdaki egemenlere, hukuki, ekonomik, siyasi yapıya yönelik olarak müslümanlara nasıl bir görev yüklediğini gizlemeye çalışmaktadırlar.
Kur'an'ın hayatla irtibatı üzerinde durmayan, ve sadece usuli ve detay konularda yoğunlaşan bu resmi ve sivil Kur.'an akademisyenlerinin dikkatle izlendiğinde, siyasal, anlamda sığınmacı-uzletçi suskun bir tablo çizdikleri görülecektir. Bunlardan iyi niyetli olanlar ise İslami mücadeleyi, zulüm ve şirk düzenine karşı üstlenilmesi gereken islami şahitliği sürekli erteleyici bir tavır içine girmektedirler. "Siyasal İslam" ve "Radikalizm" eleştirilerini islami çevrelerde tartışma gündemine getirmeyi çokça seven bu kesim, hayatın öncelikli sorunlarından uzaklaşarak yaptıkları Kur'an araştırmalarıyla samimi insanların ilgilerini tevhidi bütünlükten koparmakta ve usuli meselelerle sınırlandırmaktadırlar. Anlaşılanları önemsemeyen bu tavır, ilgileri ihtilaflar üzerinde kilitleyip enerjilerin dar konularda deşarjına ve uyuşturulmasına neden olmaktadır.
5- Tarihselcilik ve Görelilik İddialarıyla Kur'an'a Bilimsellik Zırhı İçinde Saldıranlar
Kur'an'ın muhkem hükümlerini ve evrenselliğini geçersiz kılmaya yönelen "tarihselcilik" ve "görelilik" yaklaşımları, oryantalistlerin Kur'an hakkında ve müslümanların teme! inançlarında şüphe uyandırmak üzere gündeme soktukları tartışmalardır.
Kur'ani mesajı yaşamlaştırma gayretini taşımayan bazı yerel Kur'an araştırmacıları, oryantalistlerin bilgi gücü karşısında düştükleri aşağılık duygusunun bir ürünü olarak bu tezleri çeviri-telif ağırlıklı bir çabayla Türkiye'deki Kur'an çalışmalarına ilgi duyan genç kuşağın gündemine sokmaya çalışmaktadırlar. "Türk İslamı", "Ilımlı İslam", "Toplumsal Uzlaşı" hedefleri için elverişlilik taşıyan ve Kur'an'ı tarihsel verilerle tanımlamaya çalışan bu çabalar, en başta Kur'an'ın sabit olan metnine, evrensel hükümler taşıyan nasslarına karşı kesin bir inançsızlık beslemektedirler.
Bu söylemin kitlesel boyutu yoktur. Ancak ingiliz emperyalizminin dostu Sir Seyyid Ahmed Han'dan bu yana geliştirilmeye çalışılan ve islam düşmanlarınca desteklenen bu çizginin en önemli hedefi, Kur'an merkezli islami harekete ligi duyan genç kuşağı temel değerlen konusunda şüpheye düşürmek ve bireyciliği yaygınlaştırmaktır.
Sonuç
İslam'ı yaşamak, içinde olunan şartların kötülüğüne rağmen Kur'ani mesajın sosyalleştirilmesine çalışmaktır. İslam'ı yaşamak, şirk ve ifsad karşısında tevhidi mücadeleyi sosyal şahitlikte yükseltebilmektir. Kur'an'a ve Rasulullah'ın sünnetine bağlılığın gösterdiği hedef budur. Kur'an'ı savunan, Kur'an'ı dillendiren, Kur'an ifadelerini taşıyan kişilerin samimiyeti, sergiledikleri pratikle anlam kazanabilir.
Kur'an'ın sabit ve evrensel ilkeleri, öncelikle zulüm ve şirk karşısında tevhid ve adaleti yüklenen bir şahitliğin üstlenilmesini emretmektedir, Türkiye'de "Şeriat" veya vahyi hukuk karşıtlığını alenen ilan etmiş olan sisteme tavır almayan, Kur'ani bir söylem; ya Kur'an bütünlüğünü doğru kavramamıştır ya da Allah'ın bazı ayetlerini gizleyen bir ihanet içindedir. Artık Türkiye'de Kur'an adına konuşanlar ve Kur'an araştırması yapanların samimi olup olmadıklarının sınanacağı günler gelmiştir.
Artık bölgemizde yeniden bir Kur'an nesli oluşturma kararlılığında tevhidi bilgi birikimine ve mücadele tecrübesine sahip müslümanların varlığı, islam düşmanlarının ve işbirlikçilerinin oyunlarını boşa çıkartacak bir güce ulaşmaktadır.
Düşünce ve pratiğin belirlenmesinde Kur'an'ı merkeze almayan bir gelenek ve cemaatleşme tüm iyi niyetine rağmen muharref değerlerden ve kimlik bulanıklığından kurtulamaz. Bu tarihi-sosyal durum, sahih bir İslami yaşam ve mücadele çizgisinin önünde engeldir ve ıslah edilmelidir.
Ancak inanç ve düşünce hürriyetini kısıtlayanlara, islami değerlere saldıranlara, yolsuzluk ve vurgunculuğun temsilcilerine, fuhuş ve ahlaksızlığı normlaştıranlara, işkencecilere, yargısız infazcılara ve diğer kötü amellerin kaynağını oluşturan çağdaş, laik, ulusçu-Kemalist düzene karşı Kur'an'ın açık ayetlerini gündeme getirmeyen, zulüm ve şirk karşısında tevhid ve adaleti üstlenmeyen, "men" ve "tebliğ" mücadelesini yürütmeyen bir söylem, mesajımızın bulandırılması ve saptırılması konusunda daha büyük bir engeldir.
Kendini Kur'an'la dillendiren, ancak modem zulüm ve şirk karşısında suskunluğu veya tevilciliği öne çıkartan uzlaşmacılar uyarılmalı ve yanlışlıklarında münafıkça inatlaşanlar ifşa edilip İslami kamuoyundan tasfiye edilmelidirler.
Artık Kur'an araştırması ve çalışmaları yapmak, dört duvar arasında kelime/kavram çözümlemeleriyle yetinmek, kelam tartışmalarına benzer soyut münazaralarla oyalanmak ve hayatin kenarında kalan sorunları gündemleştirmek anlamına gelmemelidir.
Kur'an çalışması yapmak demek, bilgi-eylem bütünlüğünü üstlenmek, cahili sistemin kuşattığı hayata müdahale etmek ve Kur'ani mesajı sosyalleştirmeyi amaç edinmek anlamına gelmelidir. Kur'an, artık islami mücadeleyi ertelemeyen bir eğitim kitabı ve hayat rehberi olarak algılanmalıdır. Bu tespitlerimiz yeni keşfettiğimiz bir hakikat değil, Kur'an'ı ahlak edinen bir peygamberin mücadele süreci içinde somut olarak örnekliğini ortaya koyduğu bir hayat gerçeğidir.
Artık Kur'an'ın soyut bir bilgilenme aracı ve kelimelerinin yerlerinden değiştirilerek veya bir takım ayetlerinin gizlenerek insanların aldatıldığı bir kitap olarak kullanılmasına izin vermeyecek, bu sapmalar karşısında sesini yükseltecek bir Kur'an neslinin oluşmakta olduğu günler gelmiştir. Bilgi ve eylemi kuşanmış bir Kur'an neslinin inşasında saf tutmak, müslümanların öncelikli görevi olmalıdır.

B)idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız
inkar'ın basitliğinden sıyrılınızB)