Şunu da iyi anlamalı ki, tasavvufa sarılmak, herkesin bilmediklerini görmek, gayıbdan haber vermek, nûrları, ruhları ve kıymetli rü’yâlar görmek için değildir. Bunların hepsi, boş ve fâidesiz şeylerdir. Her zaman görülen zıyânın, çeşidli renklerin ve tabî’attaki güzelliklerin ne kusûrları vardır ki, insan bunları bırakıp da, başka şeyler görmek için, birçok sıkıntılara katlansın. Çünkü bu zıyâ da, o nûrlar da, bu güzel şekiller de, o şeyler de hepsi, Allahü teâlânın yarattığı şeylerdir ve hepsi Onun varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu gösteren şâhidlerdir.
Tasavvuf büyükleri, her sözlerinde ve her hareketlerinde, sünnete uyup da, kendilerinde hiçbir keşf, keramet, hâl, görüş ve bilişler hâsıl olmaz ise, hiç üzülmezler. Fakat bunların hepsi hâsıl olup da, sünnete uymakta gevşek davranırlarsa, bunları hiç beğenmezler.
İşte bunun içindir ki, bunların yolunda simâ’ ve raks, yani mûsikî ve dans gibi şeyler yasaktır. Böyle şeylerden hâsıl olacak lezzet ve hâllere kıymet vermemişlerdir.
İslâmiyetin izin vermediği şeylerin, hâsıl edeceği bütün hâller, zevkler, hep istidrâcdır. Zîrâ, kâfirlerde ve fâsıklarda da böyle hâller hâsıl olmakta ve bu kâinât aynasında, onlar da, tevhîd, keşf gibi şeyler öğrenmekte, içlerine doğmaktadır. Eski Yunân felesoflarından ve Hindistândaki cûkiyye ve Berehmen papaslarında da, bu hâller görülmektedir.
Hâllerin doğru olmasına alâmet, İslâmiyete uygun olmaları ve harâm şeylerden hâsıl olmamalarıdır. Simâ yani mûsikî ve raks yani dans, lehv ve la’bdır, yani oyundur. Lokmân sûresi altıncı âyetinde, (Lehv-el-hadîs) tegannî ile okumağı yasak etmek için idi.
Abdüllah ibni Abbâsın “radıyallahü anhümâ” talebesinden olan, imâm-ı Mücâhid, Tâbi’înin büyüklerindendir. Bu âyet-i kerîmenin, tegannîyi, müziği yasak ettiğini bildirdi.. Abdüllah ibni Abbâs ve Abdüllah ibni Mes’ûd “radıyallahü anhüm”, bu âyet-i kerîmenin, tegannîyi yasak ettiğine yemîn etmiştir.
* Allahü teâlâ rızka kefildir ama imana kefil değildir.