Gölgeler
29.309 görüntülenme · 183 yanıt
Zar peşinde kumarbaz meçhul zevkinde abes
Kelimenin üstünde
Cümlelerin altında
Benim büyük meselem
Güzelin hor duruşu sadık âşıka nefes
Ufuk kaçar özünde
Bir sayının ardında
Sütle yazılmış kasem
Olmaz bilmez çocukta geçmek bilmez ki heves
Sıcak ütü bütünde
Rüyâ dili katında
Nazı çözüyor ensem
Altun pınar başında mihenge gelir herkes
İlk dörtlüğün kökünde
Bir balığın sırtında
Benim büyük meselem
1986
Salih MİRZABEYOĞLU
Kelimenin üstünde
Cümlelerin altında
Benim büyük meselem
Güzelin hor duruşu sadık âşıka nefes
Ufuk kaçar özünde
Bir sayının ardında
Sütle yazılmış kasem
Olmaz bilmez çocukta geçmek bilmez ki heves
Sıcak ütü bütünde
Rüyâ dili katında
Nazı çözüyor ensem
Altun pınar başında mihenge gelir herkes
İlk dörtlüğün kökünde
Bir balığın sırtında
Benim büyük meselem
1986
Salih MİRZABEYOĞLU
kalbiminurlandır
Mazlum yarsına melhem diyerek
Gözyaşı sürersen benide çağır...
Söz ola kese başı,
Söz ola eğe başı,
Söz ola kese sözü..
Gönlüne bereket gönüldaş..
Rabbimiz yar ve yardımcın olsun inşaALLAH kardeşimiz...
BESMELE...SELAM...DUA...
SUYA ZİNCİR VURULMAZ
Şühedânın yurdunda öter kara baykuşlar
Vahşet için kan alır, irin satar baykuşlar
İnsanlığın başını topa tutar baykuşlar
Kafesteki bülbüle vatan düşü sorulmaz
Düşe zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Rahmet yüklü bulutlar volkan taşır özümden
Yumak yumak dertlerim sarar yaşı gözümden
Bu cihan çıkmaz sokak kim gelir ki izimden
Bir şerefli maziyiz, bizde leke görülmez
Düne zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
lİim, ahlâk, fazilet yükledikse gemiye
Sizin için en güzel kıymet yetmez hediye
Sevinmeyin donanma kaptansız çıktı diye
Her insana sorulur, garibe yol sorulmaz
Yola zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Geçtik zümrüt bağları, aştık ulu dağları
Adaletin gürzüyle deldik koca çağları
Muhabbet ile kurduk o kutlu otağları
Hey sırtlan yavruları kanla devlet kurulmaz
Kana zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Kâbus çöktü üstüme yetiş boz atlı Hızır
Şu ölü toprağını savur, üstümden savur
Ki mazluma uzanan eli, kolu, beli kır
Ahı arşa yükselen gülden demet derilmez
Güle zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Kutlu sefer olanda ateş yakan arslanım
Şark´ta gök gürleyince, Garpt´a çakan arslanım
Haç tasmalı yerlere Hilâl takan arslanım
Çeliği sert verilmiş kılıncımız kırılmaz
Dağa zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Fırat ile Dicle´den, Tuna´ya köprü kursam
Kan köpük sularında bir sevda izi sürsem
Kosova´dan uzanıp Bosna gülleri dersem
Mihrican vurmuş bağın bağbanı kim sorulmaz
Tene zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Durali, yüreğimi hangi çöle salayım
Ferhat gibi külünkle dağları mı deleyim
Nen çalıp umudumu kundağa mı beleyim
Kaç tan attı, gün doğdu, aslıyâre erilmez
Yâre zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Durali Doğan
Şühedânın yurdunda öter kara baykuşlar
Vahşet için kan alır, irin satar baykuşlar
İnsanlığın başını topa tutar baykuşlar
Kafesteki bülbüle vatan düşü sorulmaz
Düşe zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Rahmet yüklü bulutlar volkan taşır özümden
Yumak yumak dertlerim sarar yaşı gözümden
Bu cihan çıkmaz sokak kim gelir ki izimden
Bir şerefli maziyiz, bizde leke görülmez
Düne zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
lİim, ahlâk, fazilet yükledikse gemiye
Sizin için en güzel kıymet yetmez hediye
Sevinmeyin donanma kaptansız çıktı diye
Her insana sorulur, garibe yol sorulmaz
Yola zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Geçtik zümrüt bağları, aştık ulu dağları
Adaletin gürzüyle deldik koca çağları
Muhabbet ile kurduk o kutlu otağları
Hey sırtlan yavruları kanla devlet kurulmaz
Kana zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Kâbus çöktü üstüme yetiş boz atlı Hızır
Şu ölü toprağını savur, üstümden savur
Ki mazluma uzanan eli, kolu, beli kır
Ahı arşa yükselen gülden demet derilmez
Güle zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Kutlu sefer olanda ateş yakan arslanım
Şark´ta gök gürleyince, Garpt´a çakan arslanım
Haç tasmalı yerlere Hilâl takan arslanım
Çeliği sert verilmiş kılıncımız kırılmaz
Dağa zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Fırat ile Dicle´den, Tuna´ya köprü kursam
Kan köpük sularında bir sevda izi sürsem
Kosova´dan uzanıp Bosna gülleri dersem
Mihrican vurmuş bağın bağbanı kim sorulmaz
Tene zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Durali, yüreğimi hangi çöle salayım
Ferhat gibi külünkle dağları mı deleyim
Nen çalıp umudumu kundağa mı beleyim
Kaç tan attı, gün doğdu, aslıyâre erilmez
Yâre zincir vurulur, suya zincir vurulmaz
Durali Doğan
kaçağım,
eşkıya aşklar yaşarım durmadan,
kaşla göz,
dağla uçurum arası.
konar göçerim,
sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar.
sığsın isterler defnelerim küçücük saksılarına.
yetmez dağ başlarımın teslimiyeti istenir.
ya katlim ya ihanetim.
bilmezler bir başka yol olduğunu.
yani ben eşkıya, her yanı pusu.
gözlerimdeki dumanlı dağlara sevdam,
zülfümde gölgeye sığınmam bundandır.
o zaman keyif çatarım silah diye sevdanın doruğuna.
buzullar erir, nehirler yatak değiştirir,
sevdaların ışıklarında ...
-alıntı-

eşkıya aşklar yaşarım durmadan,
kaşla göz,
dağla uçurum arası.
konar göçerim,
sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar.
sığsın isterler defnelerim küçücük saksılarına.
yetmez dağ başlarımın teslimiyeti istenir.
ya katlim ya ihanetim.
bilmezler bir başka yol olduğunu.
yani ben eşkıya, her yanı pusu.
gözlerimdeki dumanlı dağlara sevdam,
zülfümde gölgeye sığınmam bundandır.
o zaman keyif çatarım silah diye sevdanın doruğuna.
buzullar erir, nehirler yatak değiştirir,
sevdaların ışıklarında ...
-alıntı-

aydın.aVe Aleyküm Selam gönüldaş kardeşim...selamun aleyküm emeğine sağlık kardeşim...
selam ve dua'ile...
Büyük Doğu gençliği, arslanlardan gür sesli;
Sahabî mayasından, yüce Fatih'in nesli...
N.F.K
Allahcc senden razı olsun inşaALLAH...
Rabbimize emanetsin...
O EN GÜZEL VEKİLDİR...
Besmele...Selam...Dua...
SIRMALI'YA
Yanıyorum görmüyor musun?
her taraf duman-sırmalı
görmemek için yalnız
senin gözlerin olmalı!
Görsen de görmesen de
boğacak bu hava seni
bir bir yutturacağım
işlediğin yalanı!
Kararım kararında
menzile giden oktur
sanmaki döner geri!
MÜNŞEAT
Salih MİRZABEYOĞLU
Yanıyorum görmüyor musun?
her taraf duman-sırmalı
görmemek için yalnız
senin gözlerin olmalı!
Görsen de görmesen de
boğacak bu hava seni
bir bir yutturacağım
işlediğin yalanı!
Kararım kararında
menzile giden oktur
sanmaki döner geri!
MÜNŞEAT
Salih MİRZABEYOĞLU
CAN PAZARINDA
Bir bilemedin iki yaşında
Daha ömrümün henüz başında
Açılmış niyetime derin hakikat -çukur!- kabir
-''Ecel erdi mi yaş ha bin olmuş ha-bir!''
Habir- herşeyi bilen Allah
Taze ve yeni şey- o hayat bu ölüm
Can pazarında bahanem ishal- döndüm
Müshil tesiri yapan ilaç- ruha misal
Can pazarında verdiğim eser bilmem kaç
Bilmem kaç oldu çektiğim zulüm!
Yaramı deşme deştirme bana
Hala ip üstünde canbazım ben
İpin üstünde yazar- ipin ucunda söverim
Yiğitliği severim- yiğittir kardeşlerim- çocuklarım
Hainlere önerim-'' uzak durunuz bizden!''
Üzerim üzgün geçen ömrümün hatırına
Ah keşke yapabilseydim- yaparım
Ömrüm olursa bundan sonra!
Salih MİRZABEYOĞLU Münşeat'tan..
Bir bilemedin iki yaşında
Daha ömrümün henüz başında
Açılmış niyetime derin hakikat -çukur!- kabir
-''Ecel erdi mi yaş ha bin olmuş ha-bir!''
Habir- herşeyi bilen Allah
Taze ve yeni şey- o hayat bu ölüm
Can pazarında bahanem ishal- döndüm
Müshil tesiri yapan ilaç- ruha misal
Can pazarında verdiğim eser bilmem kaç
Bilmem kaç oldu çektiğim zulüm!
Yaramı deşme deştirme bana
Hala ip üstünde canbazım ben
İpin üstünde yazar- ipin ucunda söverim
Yiğitliği severim- yiğittir kardeşlerim- çocuklarım
Hainlere önerim-'' uzak durunuz bizden!''
Üzerim üzgün geçen ömrümün hatırına
Ah keşke yapabilseydim- yaparım
Ömrüm olursa bundan sonra!
Salih MİRZABEYOĞLU Münşeat'tan..
Ali HIŞIROĞLU
PERVAZ
Ah gözlerin vefasız,saçlarınsa yanılgı
Efsunlu bakışınla uçurtmamı vurdun sen.
Daha dün gibi yıllar,bitmeyecek sanıldı
Bahardan bir tül gibi incelmiş bak elbisen.
Bir benzetişmiş tutkum,gölgeye meyledişim,
Böyle tükeniverdim akrebin kıskacında.
Sen o sızlayan,müzbin,çürümüş azı dişim,
Eriyen buz kitlesi kalbimin yamacında.
Biliyordum, bir ömür kaçacaktın sen benden,
Elimi uzattıkça ya...
PERVAZ
Ah gözlerin vefasız,saçlarınsa yanılgı
Efsunlu bakışınla uçurtmamı vurdun sen.
Daha dün gibi yıllar,bitmeyecek sanıldı
Bahardan bir tül gibi incelmiş bak elbisen.
Bir benzetişmiş tutkum,gölgeye meyledişim,
Böyle tükeniverdim akrebin kıskacında.
Sen o sızlayan,müzbin,çürümüş azı dişim,
Eriyen buz kitlesi kalbimin yamacında.
Biliyordum, bir ömür kaçacaktın sen benden,
Elimi uzattıkça ya...
BAKİYE
Yıllar geçer gider hep,
Bir mahzun bakış kalır.
Yüreğim çığlık çığlık
Ezelden koku alır.
Bir köşede babannem,
Beni hep babam sanır.
Ulvi bir derde düştüm,
Ne düşman ne dost tanır.
Müslümanım diyenler
Yaşamaya utanır.
Aman düşme içime,
Sonra için daralır.
Gölge gölge hep gölge,
Gölgelere dayanır.
Aslı yokluk eşyanın
Eşya yoka dolanır.
Yıllar geçer gider hep
Bir mahzun bakış kalır
Ali HIŞIROĞLU
Yıllar geçer gider hep,
Bir mahzun bakış kalır.
Yüreğim çığlık çığlık
Ezelden koku alır.
Bir köşede babannem,
Beni hep babam sanır.
Ulvi bir derde düştüm,
Ne düşman ne dost tanır.
Müslümanım diyenler
Yaşamaya utanır.
Aman düşme içime,
Sonra için daralır.
Gölge gölge hep gölge,
Gölgelere dayanır.
Aslı yokluk eşyanın
Eşya yoka dolanır.
Yıllar geçer gider hep
Bir mahzun bakış kalır
Ali HIŞIROĞLU
MAHAL
Hayat küsmüş zamana zehirli bir ok gibi,
Varlık mağrur bakışlı,zaman onu törpüler..
Katil zannısı güzel,hürriyet zincirlenmiş,
Delik deşik ahından ağlar artık örtüler.
Başın mı döndü zaman,düşmüşsün bir çukura,
Sen dönedur rayında,sana çorap ördüler.
Bir tarihi sır vardı,atalardan emanet,
O çekirke furyası,neyim varsa gömdüler.
........
Ali HIŞIROĞLU
Hayat küsmüş zamana zehirli bir ok gibi,
Varlık mağrur bakışlı,zaman onu törpüler..
Katil zannısı güzel,hürriyet zincirlenmiş,
Delik deşik ahından ağlar artık örtüler.
Başın mı döndü zaman,düşmüşsün bir çukura,
Sen dönedur rayında,sana çorap ördüler.
Bir tarihi sır vardı,atalardan emanet,
O çekirke furyası,neyim varsa gömdüler.
........
Ali HIŞIROĞLU
SAFİYAR
Düştüm cihana gezdim bir hayli,
Bir şey görmedim gördüm safiyar...
Ne gelir elden herşey hayali
Her mekan sürgün hasret her diyar.
Bir göz buldumki hallaç bakışı
Eşya maskeymiş gizlenen o yar ...
Açtım perdeyi buldum nakışı,
Kimse duymasa,o beni duyar.
Eskiymiş yeni renkler solarmış
Dilek kasesi bir gün dolarmış,
yar bana her dem selam yolarmış,
Aldım selamın,oldum bahtiyar...
Ali HIŞIROĞLU
Düştüm cihana gezdim bir hayli,
Bir şey görmedim gördüm safiyar...
Ne gelir elden herşey hayali
Her mekan sürgün hasret her diyar.
Bir göz buldumki hallaç bakışı
Eşya maskeymiş gizlenen o yar ...
Açtım perdeyi buldum nakışı,
Kimse duymasa,o beni duyar.
Eskiymiş yeni renkler solarmış
Dilek kasesi bir gün dolarmış,
yar bana her dem selam yolarmış,
Aldım selamın,oldum bahtiyar...
Ali HIŞIROĞLU
BEKLİYORUM
Bahar yağmuru gibi,görünüpte kayboldun,
Yağsaydın yabir süre,yağsaydın çatıma...
Üç-beş demet umuttun,onuda hep sen yoldun,
Kırık dökük şiirler yazmak düştü bahtıma...
İflah olmaz kuraklık, yağsaydı ya bir süre
Beşiğinde umutlar annesiz çıldıracak.
Zifiri suratlar var aynalarda her gece,
Duvarda tebessümler, sanki beni boğacak...
Tutulmamış vaatler, umutlar boşa çıkmış,
Gittiğin günde...
Ali HIŞIROĞLU
Bahar yağmuru gibi,görünüpte kayboldun,
Yağsaydın yabir süre,yağsaydın çatıma...
Üç-beş demet umuttun,onuda hep sen yoldun,
Kırık dökük şiirler yazmak düştü bahtıma...
İflah olmaz kuraklık, yağsaydı ya bir süre
Beşiğinde umutlar annesiz çıldıracak.
Zifiri suratlar var aynalarda her gece,
Duvarda tebessümler, sanki beni boğacak...
Tutulmamış vaatler, umutlar boşa çıkmış,
Gittiğin günde...
Ali HIŞIROĞLU
‘’ Ben uzun süredir şiir yazamıyorum. Bu söz bu dilden anlayan kimseye birçok şey söylemeli. ‘’
Salih Mirzabeyoğlu
Işıklı Tabelalar Şehri
Bütün kasvetiyle çöktü gece.
Sabaha ulaşmak için çetin bir mücadele başlıyor yine…
Kafamı uzatıyorum pencereden.
Kendimi , temiz olduğu hususunda avuttuğum havadan almak için.
Işıklı tabelalar ilişiyor hemen gözlerime.
Hepsi yükseklerde , yukardan bakıyorlar insana.
Şatafatı ve zenginliği ihtiva eder mahiyetteler...
Geçici bir aydınlık sağlıyorlar çevrelerine.
Ve ‘buradayım’ diyorlar müşterilere…
İnsanları ikiye ayırıyorlar ; satıcı ve alıcı …
Işığı , bir düğmenin ucunda olan tenekelerden başka ne beklenirdi ki !...
Haberlerde duymuştum geçen.
Işıklı tabela düşmüş yoldan geçen adamın birinin kafasına.
Havanın aşırı rüzgarlı oluşuna bağlıyordu sunucu bu durumu.
Trajikomik bulmuştum doğrusu.
Tabelaları baş tacı edip başımızın üstünde yeriniz var demenin sonuydu bu kanımca.
Kapitalizmden gelen her şeye nefretle baktığımdandır belki de.
Asıl dostlarımızı unutturmuştur bize şehrin yalancı ışıkları.
Oysa hala en iyi arkadaşlardandır yıldızlar…
İzlendikçe rahatlatan bir güzellik sunuyorlar her gece.
Göğü temiz şehirlerin , çocuklarına.
Yaratıldıklarından beri asılı duruyorlar.
Göğün , namütenahi maviliğinde.
Göktaşları gibi ‘düşerim ha’ da demiyorlar.
Kirliliğe dayanamadıkları en zor zamanlarda utangaç bir kız gibi yüzlerini gizliyorlar yalnız.
O kadar kirlendi ki kalplerimiz.
Yıldızları göremez olduk.
Hava kirliliğinin, yıldızların görünmesine engel olduğunu söyleyen pozitivistlere lafım yok.
Çünkü her şeye sadece bilimle bakacak kadar salak olmadım hiç.
Soruyorum ; peki kalplerimiz yıldızları görmeye yetecek kadar temiz mi ?
Ya da tersten göstereyim kulağımı.
Kalbini temiz tutamayanların gökyüzünü temiz tutabilme ihtimali nedir ?
Köyde , dam üstünde yatanlar bir gerçeği çok iyi bilir.
Yıldızlar , gecelerin en güzel örtüsüdür.
Karşılıksız gülerler.
Fakat , rahatsız edici bir kokana kahkahası değildir bu asla.
Paranın her şey olmadığı zamanlardaki gibi samimi ve mahcup.
Gülümsüyoruz şimdi birbirimize.
Ayrılık vakti gelmiş olmalı.
Göz kırpıp kayboluyorlar sırayla .
Şafak sökerken göz kapaklarım yenik düşüyor uykuya.
Zırıltısını bekliyorum şimdi çalar saatin.
Abdulbasit KÖRÜK
Salih Mirzabeyoğlu
Işıklı Tabelalar Şehri
Bütün kasvetiyle çöktü gece.
Sabaha ulaşmak için çetin bir mücadele başlıyor yine…
Kafamı uzatıyorum pencereden.
Kendimi , temiz olduğu hususunda avuttuğum havadan almak için.
Işıklı tabelalar ilişiyor hemen gözlerime.
Hepsi yükseklerde , yukardan bakıyorlar insana.
Şatafatı ve zenginliği ihtiva eder mahiyetteler...
Geçici bir aydınlık sağlıyorlar çevrelerine.
Ve ‘buradayım’ diyorlar müşterilere…
İnsanları ikiye ayırıyorlar ; satıcı ve alıcı …
Işığı , bir düğmenin ucunda olan tenekelerden başka ne beklenirdi ki !...
Haberlerde duymuştum geçen.
Işıklı tabela düşmüş yoldan geçen adamın birinin kafasına.
Havanın aşırı rüzgarlı oluşuna bağlıyordu sunucu bu durumu.
Trajikomik bulmuştum doğrusu.
Tabelaları baş tacı edip başımızın üstünde yeriniz var demenin sonuydu bu kanımca.
Kapitalizmden gelen her şeye nefretle baktığımdandır belki de.
Asıl dostlarımızı unutturmuştur bize şehrin yalancı ışıkları.
Oysa hala en iyi arkadaşlardandır yıldızlar…
İzlendikçe rahatlatan bir güzellik sunuyorlar her gece.
Göğü temiz şehirlerin , çocuklarına.
Yaratıldıklarından beri asılı duruyorlar.
Göğün , namütenahi maviliğinde.
Göktaşları gibi ‘düşerim ha’ da demiyorlar.
Kirliliğe dayanamadıkları en zor zamanlarda utangaç bir kız gibi yüzlerini gizliyorlar yalnız.
O kadar kirlendi ki kalplerimiz.
Yıldızları göremez olduk.
Hava kirliliğinin, yıldızların görünmesine engel olduğunu söyleyen pozitivistlere lafım yok.
Çünkü her şeye sadece bilimle bakacak kadar salak olmadım hiç.
Soruyorum ; peki kalplerimiz yıldızları görmeye yetecek kadar temiz mi ?
Ya da tersten göstereyim kulağımı.
Kalbini temiz tutamayanların gökyüzünü temiz tutabilme ihtimali nedir ?
Köyde , dam üstünde yatanlar bir gerçeği çok iyi bilir.
Yıldızlar , gecelerin en güzel örtüsüdür.
Karşılıksız gülerler.
Fakat , rahatsız edici bir kokana kahkahası değildir bu asla.
Paranın her şey olmadığı zamanlardaki gibi samimi ve mahcup.
Gülümsüyoruz şimdi birbirimize.
Ayrılık vakti gelmiş olmalı.
Göz kırpıp kayboluyorlar sırayla .
Şafak sökerken göz kapaklarım yenik düşüyor uykuya.
Zırıltısını bekliyorum şimdi çalar saatin.
Abdulbasit KÖRÜK
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/49643-golgeler · 02.09.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
Giriş yap ve cevap yaz.

