Sokaklarda ve dergahlarda, İstanbul’da, kodları çözülmüş insanlar olarak geziyor, yaşıyoruz, secde ediyoruz. Yazdığımız her kelime, anında istihbarat odalarında okunuyor. Serseri bir tebessümle alay ediliyoruz da belki -kimbilir-. Eko-ergonomik durumumuzu gözetleyen vazife sahiplerine Haman’ın haberi gelmemiş de olabilir. Namluyu yanlış yere çevirdiğinizde size şu tokat yeter: Allah’tan korkan, başka kimden korkabilir? Oysa kıskanılacak bir inancınız yok diye mi bu telaş? Dinlemeye devam edin o hâlde. Genel prensibimiz, iyilik, dürüstlük ve içtenliktir. Hâl ehliyiz. Hâlden hâle gireriz. O hâlde, dinlemeye devam et:
Bugün sabâ ile risali yârdan
Bize bir haber var, inceden ince
Ol zülf-ü zetar-i hâyâl-i yârdan
Bir buyi eser var, inceden ince
Olmak istiyorsan muhabbet-pezir
Zincir-i hevâya gel olma esir
Sen de âşık olup, var şu bezme gir
Bak gör ki neler var, inceden ince
Ey Emrah aldanma sen bu lâneye
Düşer dâm-ı dehre sunam daneye
Külbe-i fen derler bu gamhâneye
Bin türlü hüner var, inceden ince
Sonra,
Şehrin ta öbür ucundan koşarak gelen adam: “Değiştirmeye çalışmıyorum. Bunu önemsemiyorum. Değişecek güç insanın öz-dinamiklerinde mevcuttur da ondan. Değiştirmeye çalışmak bir yetersizliktir. Ben ancak yeni pencereler açabilirim. Kabalık, sevgiyi de yok eder, etkiyi de. Başarılar takdir bekler. Hangi kapının nereye çıktığına dair bir altyapının oluşmasında belki sana yeni pencereler açabilirim. Bu, metod açısından önemlidir, özeldir. Ve tebessüm, baş kakıncı edilmiş sadakadan hayırlıdır. Bunun en minik imâsı bile iğrençtir. Doğal ve yavaş bir şekilde sana anlatıyorum. Sen konuşurken ben cümle hazırlamıyorum. Seni dinliyorum. Düşünüyorum. Karar ve hayat senindir. Ben ancak uyarabilirim. Sevgi ağacının kökü saygıdır. Kendimi eleştirmekten çekinmem. Bir beklenti içinde değilim. Diğergamlık tercihimdir. İşte bütün bunlar kozmik gücü benim yanıma verir. Rüzgarları da. Sabredenlerle beraber sabrederim. Sabredenler olmasa da tek başıma sabretmeye çalışırım” dediğinde de biz yanında değildik. O, hakikat yolunda istihdam edilmiş hayatı ve çabasıyla bir hayat verdi. “Gir cennete” denildiğinde de orada değildik. O da hamd ile tesbih etti sonra. Ve fakat O bizim kalplerimizin en derinlerindedir. Yol kardeşimizdir, hâl kardeşimizdir.
Ve bizim için, karşı karşıya gelmiş iki orduda mesajlar vardır. Düşünen öz-akıl sahibi, disiplinli ve inanan nice az topluluk Allah’ın desteğini aldı. Çokta değil, hakta birleşenler; yol soyunu, bel soyunun önünde tutanlardı. İşte bu yüzden biz de ehl-i beytiz… Atlara, kadınlara, oğullara, ekinlere dair tutkulu bir sevgiye gömülmek bütün çekiciliğiyle orada dursa bile bilgelik yolunu seçmeye mecburuz. Allah’tan bağımsız bir ideal iyilik felsefesinin oluşturulamayacağını da çok iyi biliyoruz. Bu böyledir. Adem‘den beri öğretilendir. İbrahim Allah’tan bağımsız değildi. Ama babası bağımsız olduğunu sanıyordu. Çile sahibi Nuh, oğulcağızını suya bıraktı. Şeytanın kulları ile aynı evi paylaşmaya mecbur olan Allah‘ın kularına düşen de güzel bir sabırla sabretmektir.
Sözünüzü gizleyin, yahut onu açığa vurun; (fark etmez). Şüphesiz Allah, sinelerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.
özgürlüğün özgürlüğümüzdür Kudüs