1-) Hz. Muhammad (S.A) bir gece Mescid-i Haram'dan etrafı mübarek kılınan Mescid'i Aksa'ya, kendisine bazı olağanüstü haller gösterilmek üzere götürülmüştür.
Bir tayy-i mekan (mekanda yolculuk) ve bir tayy-i zaman (zamanda yolculuk) sözkonusudur. Burada Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa'dan daha mübarek olmasına rağmen (bkz. Bakara Süresi 144) yücelik/mübareklik vurgusu Mescid-i Aksa'ya yapılmıştır.
Hatta Mescid-i Aksa'nın kendisine bile değil; etrafına, çevresine... Demek ki Mescid-i Aksa'nın çevresinde; o bölgede kutlu bir haller vardır yada olacaktır. Şu halde Peygamber'in (S.A) bu İsra'sının (olağanüstü yolculuğunun) hedefi Mescid-i Aksa ve çevresidir. Hz. Muhammed'e (S.A) gösterilecek olağanüstü hallerin de burası ile ilgili olması icap eder.
2-) Sürenin devam eden 2. ayetinde Musa'ya risaletin verilişi ve İsrailoğullarına örnek/rehber kılınışı anlatılır. Yani bir bakıma İsrailoğulları'nın başlangıcına vurgu yapılmaktadır. Musa ve O'na verilen kitap, İsrailoğullarını tarih sahnesine çıkarmıştır. Böylece ayetler israiloğullarının başlangıcını ve sonunu ince bir örgü ile birbirine bağlamaktadır.
3-) Şimdi de Nuh ve onunla beraber gemide taşınanlar aracılığı ile insanlığa mesaj var. Devam eden 3. ayette mesaj tüm insanlığadır. Doğusuyla, batısıyla; beyazıyla, siyahıyla herkese... İstisnasız bütün insanlık Nuh'un gemisiyle birlikte taşınanların çocuklarıdır. Yasin süresinde de paralel bir anlam vurgulanarak "Onlara (tüm insanlığa) bir delildir ki, onların soyunu dopdolu bir gemide taşımışızdır." (Yasin 41) buyurmuştur.
Şu halde tüm insanlığı etkileyecek bir tarihi kırılma karşısında yine tüm insanlık uyarılmakta ve Nuh'un örnekliği tüm insanlığa sunulmaktadır; "Ey Nuh'la beraber gemide taşıyarak kurtardığımız kimselerin soyundan gelen insanlık! Doğrusu O (Nuh) çok şükredici bir kuldu."
4-) Bundan sonra gelen 4., 5., 6. ve 7. ayetlerde İsrailoğullarının yeryüzünde böbürlenerek iki büyük fesat çıkaracakları ve buna karşılık onları aşağılatan korkunç bir cezalandırmaya tabi tutulacaklarının kitapta (Tevrat'ta) yazıldığını vurguluyor. Bu kitap, onların kitabıdır. Onları tarih sahnesine çıkaran kitaptır. Bu söz/vaad de onlara tarih sahnesine çıktıkları gün söylenmiştir.
5-) Kendileri için böyle bir hükmün kitapta geçmiş olması, onlar için ALLAH tarafından bir kader tayin etme değil, tarihin önünü ve sonunu mutlak bir bilgi ile bilme şeklindedir. ALLAH tarihin önünü de sonunu da; gerçekleşeni de gerçekleşmeyeni de mutlak bir bilgi ile bilir.
Yoksa onlar için bir zorunluluk, bir cebriye değildir. 7. ayette "Eğer iyilik yaparsanız bu sizin iyiliğiniz içindir ve eğer kötülük yaparsanız bu da sizin aleyhinizedir" diyerek iyilik yada kötülük yapma potansiyellerinin tamamen bağımsız olduğu vurgulanmaktadır.
İlahi irade bakımından onları buna cebreden/zorlayan bir saik yoktur. Aynı şekilde 8. ayette de "eğer fesada dönerseniz biz de sizi cezalandırmaya döneriz" sözü ile fesada dönme yada dönmeme konusunda bağımsız oldukları açıkça görülmektedir.
ALLAH onları Musa'nın örnekliği ve Tevrat'ın yol göstericiliği ile doğruluğa sevketmiştir. Fakat onları iyi olmak yada kötü olmak konusunda zorlamamıştır: İyi olurlarsa kendi lehlerine kötü olurlarsa da kendi aleyhlerinedir.
6-) Sürenin 8. ayetinde mealen "İsrail oğullarına nerede olurlarsa olsunlar, yaptıkları her fesadın peşinden cezalandırmanın geleceği" bildirilmektedir. 4. ayette ifade edildiği şekli ile Tevrat'ta bildirilmiş olan iki büyük fesadın yeri için kullanılan "el-Arz" kelimesi ise genel bir anlamı olmakla birlikte özel bir anlamda kullanılmıştır. Yani yapılacak fesadın boyutları bütün bir yeryüzünü kapsayacak cinstendir.
Bununla birlikte aynı ayetlerde kullanılan "Uskun'ul Arza" (o yerde oturun) ile Filistin bölgesini kastetmiştir. Şu halde iki büyük fesadın da Filistin bölgesinde olacağı anlamı çıkmaktadır. Yani Filistin bölgesinde etkisi bütün yeryüzünü kuşatacak bir zulüm ve ifsat örneği sergileyeceklerdir.
7-) Sürenin 5. ve 6. ayetleri tarihte gerçekleşen fesat ve cezalandırmayı anlatmaktadır. Bu, Hz. Muhammed öncesi bir döneme aittir. Şimdiye kadar ki yada bundan sonraki bir döneme ait değil... "Sonra size tekrar onlara karşı bir fırsat verdik" ifadesinden bunu anlıyoruz. Birinci olay eğer Peygamber'in (S.A) gelişinden önceki bir tarihte gerçekleşmemiş olsaydı bu karşılaşmanın İslam ümmeti ile olması gerekecekti.
Sonra Yüce ALLAH Yahudilere, düşmanlarına karşı tekrar fırsat verecekti. Kime karşı? Müslümanlara karşı... Yani İslam ümmeti onları cezalandıracak, fakat daha sonra ALLAH Yahudilere iyi olabilmeleri için müslümanlara karşı bir fırsat vermiş olacaktı. Bu da mümkün değildir...
8-) İkinci olayın ise şu ana kadar gerçekleşmiş olması mümkün değil. Çünkü 7. ayette ikinci olay için İSNA/SANİYE (ikinci) değil AHİRE (sonuncu) ifadesini kullanmaktadır. Hangi sonuncu? Günümüzde Yahudiler bütün insanlığı etkileyecek bir zulüm ve böbürlenme sergilemektedirler. Eğer sonuncusu tarihte yaşanmış olsaydı bu nasıl mümkün olurdu? Şu halde ikinci büyük böbürlenme ve cezalandırma şimdiki yada gelecek döneme aittir.
9-) Şimdiki İsrailoğulları'nın böbürlenmesi yine de sonuncusu olmayabilir. Bu, tarihte tekrarlayan mutat 'böbürlenme-cezalandırma' süreçlerinden biri olabilir. ALLAH'tan başka hiç kimse geleceğin yada kıyamete kadar ki dönemin ne kadar süreceğini bilemez. Tarihin sonu yıllar, aylar ve hatta haftalar ve günler içinde olabileceği gibi binlerce yada onbinlerce yıl da sürebilir.
İsrailoğullarının kıyameti de öyle... Ancak Kurân'ın mesajından gerçek olarak bildiğimiz bir şey vardır ki; İsrailoğulları'nın fesat ve böbürlenmelerinin çok sürmediği ve cezalarının çok erken geldiğidir. Şu halde kesin olan şudur ki; sonuncusu (ikinci fesat) olsa da olmasa da, İsrail'in felaketi kapıdadır.
10-) Çok önemli bir konu da mescid konusudur. Bir çok müfessir "ilkinde olduğu gibi Mecside girecekler ve buldukları herşeyi yıkacaklardır." ifadesinin israiloğullarına karşı ilk yıkım ile ilgili olduğunu vurguluyor. Hangi mescide girecekler ve neyi yıkacaklar? Mescid'i Aksa'ya mı, yoksa başka bir mescid mi? Oraya girenler eğer müslümanlar ise Mescid'leri yıkar mı? Burada başka komplo teorileri devreye giriyor. Yahudiler Mescid-i Aksa'yı yıkacaklar ve yerine Süleyman Mabedini kuracaklar. Böylece oraya giren müslümanlar Süleyman Mabedini yıkacaklardır.
Halbuki bu zayıf bir tefsirdir. Mescidler ALLAH'ın kırmızı çizgileridir. Ebrehe'ye karşı Mescid'i Haram'ı koruyan ALLAH İsrailoğullarına karşı da Mescid'i Aksa'yı koruyacaktır: "Eğer ALLAH insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde ALLAH'ın adı çokça anılan mescidler elbette yıkılırdı." (Hac 40) Böylece ALLAH (C.C) insanların bazısını bazısına kırdırıp Mescidleri ayakta tutmaktadır.
"idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız,
inkar'ın basitliğinden sıyrılınız"
B)