Ebû Bekr-i Sıddîk

3.187 görüntülenme · 26 yanıt

Paylaş:
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#1

Birgün hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh”, hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” huzûr-ı şerîflerinde, se’âdetle otururlarken; bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi.
Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba’zan da tebessüm eder idi.
Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se’âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi.
Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki: Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, sükût buyurup [susup], birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zamân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la’înin olduğu yerde, ben durmam. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi.
Ne zamân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zamân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat’î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.

Huzur Pinari
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#2
"Kimseye, hayirdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat’î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi."
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#3
Ne zamân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zamân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat’î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.
Hasıl ı Kelam

Hasıl ı Kelam

Mübarek Üye · 2.034 mesaj

#4
“Mü’minin lisanı kalbinin ötesindedir. Bir şey söyleyeceği zaman önce onu düşünür ve sonra konuşur. Münafık bunun aksine, kalbi dilinin ötesindedir. Bir şey söyleyeceği zaman düşünmeden söyler”

Çok kıymetli bir paylaşım olmuş kardeşim.Teşekkür ederiz.Allah celle celalüh razı olsun.
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#5
Hasıl ı Kelam, post: 929998, member: 91898“Mü’minin lisanı kalbinin ötesindedir. Bir şey söyleyeceği zaman önce onu düşünür ve sonra konuşur. Münafık bunun aksine, kalbi dilinin ötesindedir. Bir şey söyleyeceği zaman düşünmeden söyler”

Çok kıymetli bir paylaşım olmuş kardeşim.Teşekkür ederiz.Allah celle celalüh razı olsun.


Rabbim cümlemizden razi olur in$aAllah, gözlerinize saglik...
tefekkür-i mevt

tefekkür-i mevt

Üye · 25 mesaj

#6
Paylaşımiçin sağol kardeşim..

Mevlam şefaatlerini nail olmayı nasib eder inşallah.(AMİN)
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#7
tefekkür-i mevtPaylaşımiçin sağol kardeşim..

Mevlam şefaatlerini nail olmayı nasib eder inşallah.(AMİN)


Amin karde$im,
Gözlerinize saglik...
gamzeli73

gamzeli73

Kıdemli Üye · 103 mesaj

#8
~leyfunnur~, post: 880502, member: 58691

hazret-i fahr-i kevneyn ve resûl-i sakaleyn “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Yâ sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zamân, allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. Iblîs-i la’înin olduğu yerde, ben durmam.



allahümme elhimni rüşdiy ve eizni şerre nefsih.
"Ey ümmetim ve eshabım! Sizler sabahları kalkarken şu duayı okuyun:
"Sübhânallahi ve bihamdihi, subhânallahil'az'im" Hadîs-i şerîf"
gamzeli73

gamzeli73

Kıdemli Üye · 103 mesaj

#9
Ebû Bekr-i Sıddîk "radıyallahü anh" -12

Birgün hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anhümâ” mescidde oturuyorlardı. Bir kimse mescide girip, Server-i kâinât hazretleri ile, hazret-i Ebû Bekre selâm verdi. Sonra hazret-i Alîyi görünce, gâyet mahzûn olup, yüzü sarardı. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh” o kimsenin bu hâline bakıp, te’accüb eyledi [hayret etdi]. Namâz kıldıkdan sonra, hazret-i Alîye süâl eyledi ki, yâ Alî, bu kimse mescide girip, seni gördükde, gâyet elem çekip, mahzûn oldu. Benzi sarardı gitdi, hikmeti nedir? Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” dedi ki, bu kimse bana yirmibin akçe borçludur. Onun için elem çekdi. Hazret-i Ebû Bekr o kimseyi çağırıp, dedi ki, hazret-i Alîye borcun olan yirmi bin akçeyi niçin vermezsin. Dedi ki; yâ Sıddîk! Allah hakkı için kudretim yokdur, ki vereyim. Yoksa bir gün te’hîr etmezdim. Hazret-i Ebû Bekr, Kur’ân-ı azîme riâyetinden ve kemâli sehâvetinden [ya’nî kemâl derecede cömertliğinden] o kimseye dedi ki, eğer sûre-i Fâtihayı yarısına kadar okuyup, sevâbını bana bağışlar isen, borcunu ben öderim. O kimse de kabûl edip, güzel ses ile Fâtihayı yarısına kadar okudu. Yine hazret-i Ebû Bekr buyurdu ki, eğer tamâmını okursan, yirmibin akça dahâ vereyim. O kimse Fâtiha sûresinin tamâmını okuyup, hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” da kırkbin akçeyi tamâm verdi. Hem de az verdim diye özrler diledi. İşte Kur’ân-ı azîme ve Furkân-ı kerîme o server ve bütün Eshâb-ı kirâm “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” böyle ta’zîm ve tekrîm ederlerdi. Şimdiki zamâne adamları ise, Kur’ân-ı kerîmin bir cüz’ine bir akçe veyâ iki akçe ta’yîn ederler. Bu iş ile güzel derdlenirler. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretlerinden ve Habîbullah hazretlerinden utanmadan, bu vakfı edersin ve eğer hayr ederim diye kasd edersen, belki hayrından zararı fazla olur. Akllı olan kimse, buna râzı olmaz.

(Mesâbîh-i şerîf)de, sadaka bâbı faslında, hazret-i Ebû Hüreyreden “radıyallahü teâlâ anh” nakl olunmuşdur. Server-i kâinât aleyhi efdalissalevât hazretleri buyurmuşlardır ki, bir kimse eşyâdan bir çift şeyi sadaka etse, fîsebîlillah Cennet kapılarından da’vet olunur. Cennet için kapılar vardır. Her kim ki namâz ehlindendir, namâz kapısından da’vet olunur. Her kim ki cihâd ehlindendir, cihâd kapısından da’vet olunur. Her kimse ki sadaka ehlindendir, sadaka kapısından da’vet olunur. Her kimse ki oruc ehlindendir, reyyân kapısından da’vet olunur. Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” buyurdular ki, yâ Resûlallah! Bu kapıların herbirinden çağrılanlara bir müşkilât yokdur. Lâkin, bu kapıların hepsinden çağrılan kimse var mıdır. Hazret-i Resûl-i Ekrem “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki, (Evet ümîd ederim ki, sen o kimselerden olursun.) Bu hadîs-i şerîf, sahîh hadîs-i şerîflerdendir. (Buhârî) ve (Müslim) de vardır. Müslim şerhinde beyân olunmuşdur ki, hadîs-i şerîfde bir çift sadaka etse, buyurdular. Bir çiftden murâd nedir. Ba’zıları iki at, iki köle, iki devedir dedi. Ba’zıları dedi ki, altın ile gümüş, yâ dirhem ile elbise, herhangi iki şey olarak açıklanmışdır. Müslim şerhinde beyân olunmuş ki, hadîs-i şerîfde Cennet kapılarının, dörtden fazlasını beyân buyurmadılar. Hem nasıl olduğunu da açıklamadılar. Lâkin ma’lûmdur ki, Cennetin sekiz kapısı vardır. Dört kapısının biri Tevbe kapısıdır. Biri gadabına hakim olanlar ve insanları afv edenler kapısıdır. Biri rızâ gösterenler kapısıdır. Biri Eymen kapısıdır. Buhârî şârihi beyân etmiş ki, bir kimse bu hasletlerden bir haslet sâhibi olsa, o haslet kapısından çağrılsa, o kimseye bir müşkilât olmaz. Zîrâ, murâd Cennete girmekdir. Lâkin cümle kapılardan çağrılmak, ikrâmdır. İstediğinden girmeğe serbestdir. Hangisinden istersen oradan gir, demekdir. Zîrâ cümlesinden girmek muhâldir. Lâkin, adı geçen şerhde demişdir ki, ben derim, ihtimâl var ki, Cennet bir kal’a gibidir ki, onu sekiz sur ihâta eder [çevirir]. Ba’zısı ba’zısından içeri, her bir surun kapısı vardır. O kapıdan çağrılan o iki sûrun arasında kalır. İkinci kapıdan çağrılan, ikinci ile üçüncü arasında kalır. Tâ sekizinci kapıdan çağrılan Cennetin ortasına dâhil olmuş olur

HUZURPINARI
"Ey ümmetim ve eshabım! Sizler sabahları kalkarken şu duayı okuyun:
"Sübhânallahi ve bihamdihi, subhânallahil'az'im" Hadîs-i şerîf"
kimkimdir

kimkimdir

Mübarek Üye · 6.610 mesaj

#10
Paylaşım için ALLAHCC razı olsun..HZ EBUBEKR RA EFENDİMİZİN ŞEFAATİNİ ALLAHCC ÜZERİMİZDEN EKSİK ETMESİN..
firdes

firdes

Mübarek Üye · 1.974 mesaj

#11
Esselamunaleyküm verahmetullahi veberekatuhu :)

Esselamunaleyküm verahmetullahi veberekatuhu :)

Birgün hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh”, hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” huzûr-ı şerîflerinde, se’âdetle otururlarken; bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi.
Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba’zan da tebessüm eder idi.
Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se’âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi.
Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki: Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, sükût buyurup [susup], birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zamân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la’înin olduğu yerde, ben durmam.

ALLAH cc razı olsun.geçenlerde,annem anlatmıştı bunu,ondan dinledim,buradan da okudum.çok etkileyici.inşallah uygulayabiliriz hayatımızda.
SELAM VE BAKİ DUALARIMLA..
"O ALLAH Kİ,YARATANDIR,KUSURSUZCA VAR EDENDİR,'ŞEKİL VE SURET' VERENDİR.
EN GÜZEL İSİMLER O'NUNDUR.GÖKLERDE VE YERDE OLANLARIN TÜMÜ O'NU TESBİH ETMEKTEDİR.O,AZİZ,HAKİMDİR."

(HAŞR SURESİ,24)
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#12
Yine hazret-i Ebû Bekr buyurdu ki, eğer tamâmını okursan, yirmibin akça dahâ vereyim.
O kimse Fâtiha sûresinin tamâmını okuyup, hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” da kırkbin akçeyi tamâm verdi.
Hem de az verdim diye özrler diledi. İşte Kur’ân-ı azîme ve Furkân-ı kerîme o server ve bütün Eshâb-ı kirâm “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” böyle ta’zîm ve tekrîm ederlerdi.


Allah Celle Celaluh razi olsun karde$im,
Hayirli geceler...
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#13
kimkimdirPaylaşım için ALLAHCC razı olsun..HZ EBUBEKR RA EFENDİMİZİN ŞEFAATİNİ ALLAHCC ÜZERİMİZDEN EKSİK ETMESİN..



Amin...Rabbim razi olsun
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#14
firdesBirgün hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü anh”, hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” huzûr-ı şerîflerinde, se’âdetle otururlarken; bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi.
Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba’zan da tebessüm eder idi.
Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se’âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi.
Hazret-i Ebû Bekr “radıyallahü teâlâ anh” Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki: Yâ Resûlallah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, sükût buyurup [susup], birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.
Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdu ki: Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zamân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la’înin olduğu yerde, ben durmam.

ALLAH cc razı olsun.geçenlerde,annem anlatmıştı bunu,ondan dinledim,buradan da okudum.çok etkileyici.inşallah uygulayabiliriz hayatımızda.
SELAM VE BAKİ DUALARIMLA..


In$aALLAH karde$im, bu nasihatleri uygulayabilsek ne mutlu bize...
Allah'a emanet olun...
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#15
......B)......
arnazar

arnazar

Yeni Üye · 2 mesaj

#16
paylaşımınız için allah razı olsun:)
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#17
arnazarpaylaşımınız için allah razı olsun:)


Esselamu Aleykum, Allah c.c. cümlemizden razi olsun...
yarensin

yarensin

Mübarek Üye · 978 mesaj

#18
emeğine sağlık...ne güzel dosttur o...
~Leyfunnur~

~Leyfunnur~

Mübarek Üye · 1.059 mesaj

#19
yarensinemeğine sağlık...ne güzel dosttur o...


Allah c.c. razi olsun...
ufuktuncay

ufuktuncay

Mübarek Üye · 533 mesaj

#20
Selamün Aleyküm Sevgili Kardeşim!

Allah sizden razı olsun!

Hatırlatma,bilgi ve uyarı için....

İnşallah idrak edenlerden oluruz!

Allah'a emanet olunuz!
Paylaş:

Giriş yap ve cevap yaz.