Sessizliğin içinde uykuda gibi ama rahat değildir ruhum. Çiçeklerin sabahları beklediği, şebnemleri özlediği gibi ben de Allahım seni özlerim, seni beklerim Allahım. Seni isterim. İsteten, özleten sen olunca korkum kalmaz hiçbir yalnızlıktan, hiçbir karanlıktan.
Bir şafakla uyanmak isterim, ellerim duâda uyanmak ve yatağımın hemen ucunda öyle de kalakalmak isterim. Sağ elim göğsüm üzre, dilimde mütemadi salâvatlarla Hz. Peygamberim (asm). Onun sevgisi ve ateşi kanat çırpar içimde, uçarı heyecanlarla ve bir kırlangıç neşesi içinde.
“Neye yaklaşsan, sonu uzaklık ve kırgınlık;
Anla ki, yok Allah’tan başkasıyla yakınlık…”
Medet Allahım medet, dört bir yanımı saran geceye medet ve rahmet…
Üstümden sular gibi rahmeti akıt ve hayatı gezdir… Gezdir de bir daha yenileneyim, bir kez daha doğup dirileyim… Kalbime bir dokun yeter. Adını, o güzel esmânı izin verip de bir söyletsen dilime; kim bilir ne hayırlar olacak ne güneşler doğacak, ne kuşlar ötecek içimde… Ne değişimler, ne dönüşümler yaşanacak kim bilir?
Kalbime bir dokunuver yeter. Beni başka kapılara, başka ışıklara muhtaç etme. Nurun yeter, Sen bana yetersin. En dar, en sıkışık zamanımda imdadıma koşar gelirsin. Yâ Kâfi, yâ Vâfi, yâ Muafi…
Kalbimi razı edemem, Senden başkasına. Bükemem belimi, eğemem başımı Senden gayrisine.
Sesimi yitirmekten, benliğimi kaybetmekten korkuyorum sokaklarda, çarşı pazarlarda. O kadar çok cazip eşyalar var, o kadar çok satıcılar var ki, birinden geçsen, birine takılıp kalmam mümkün. Âyetelkürsî okunmadan ve mânâsı anlaşılmadan buralarda dolaşılmıyor. Şeytanın oyununa gelmek istemiyorum.
Gökyüzünün o engin maviliği kadar genişmiş meğer içim. Haberim yokmuş kendimden. Zerre kirlilik, zerre grilik yok burada. Bu yük büyük ve kalbim onu taşıyabilir İnşaallah. İdealimi çaldırmayacağım. Azimliyim, şeytana ve nefse sermayemi kaptırmayacağım.
Topladığım başaklar, ellerimde şimdi. Kalbimde ekilen, oradan biçilen mahsulât, duâ duâ ellerimde. Sana ait olanı yine Sana sunuyorum. Rabbim, bu bahçenin en has gülünü, en biricik şükür meyvesini Sana sunuyorum.
Hamdler, senalar, şükürler sadece Sanadır.
Her şey bir bir uzaklaşırken, bin bir pişmanlıklar yaşadım. Yılmadım, yıkılmadım. Allahım, Sana güvendim, hep Sana dayandım. Yeri geldi, bahtıma bu düştü dedim. Pişmanlık gözyaşım oldu çağladım. Yeri geldi, pişmanlık hayatım oldu yandım, günahlarıma ağladım. Azına da çoğuna da.
Ne yaman bir hesapmış. Ne içten içe yanışmış. Meğer her yargılama, her sorgu suâl mahşerdeki mahkemenin denizinden bir damla imiş.
Gidiyorum, gidiyorum, dere tepe düz gidiyorum. Düşe kalka içimin tepelerinde gidiyorum. En uzun yolculuk içimdeymiş meğer. Orada mesafe yok, sınır yok, zaman yok. Git gidebildiğin yere kadar kalbini fethet. Bir baştan diğer başa kadar. Fethedilecek o kadar kalp var ki, milyarlarla insan var. Milyarlarla da kalp var.
Allahım varlığın yeter, sevgin yâr olsun yeter. Bir zerresi kâinata bedeldir o sevginin. Bir küçük ışık, kibrit başı kadar bir nur, koskoca bir karanlığı nasıl yutarsa, sevginin ışığı da öylesine güçlü. Sana inanıp, Sana güvenince aşılmayacak engel, taşınmayacak yük yok. Bu yük büyük, bu dâvâ mukaddes. Kalbim hazır, taşıyabilir bu yükü.
Çöz de elimdeki ve yüreğimdeki bağları bir koşu, bir nefeste Sana geleyim. Kendime geleyim.
Ellerimde tuttuğum kalbimle, secdelere varayım, dergâhına yüz süreyim. Rabbim Allah, Sübhanallah diye yalvarayım. Hamdımı, şükrümü, dilimden düşürmeyeyim Rabbim. Hiçbir şeyin özlemini, hasretini bu kadar çekmedim. Sana olan hasretim kadar. Bu ne ulvî bir duyguymuş. Rabbim, yaşamayana da bir defacık olsun nasip eyle.
Bediüzzaman gibi derim:
“Ey nefsim! Madem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: Fâniyim, fâni olanı istemem. Acizim, aciz olanı istemem, ruhumu Rahman’a teslim eyledim gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.”
Bildim Rabbim, hakikî zevkin, kedersiz lezzetin, Sana imanda ve Seninle olduğunu.
Berat Gecesi hürmetine, beratını eline alanlardan eyle. Hayata tövbeyle yeniden başlayan kullarından eyle. Âmin.
Bir gün bir köleye yüreğim yandı. Efendisi onu satıyordu, köle diyordu ki: “Sana benden iyi binlerce köle düşer ama bana senin gibi bir efendi düşmez.”
Selam ve dua ile