Kudüs’ü Kayıp mı Ettik?
Ey peygamberini gammazlayan şehir!
Ey mimarların atalarının mezarı!
Ey Zeytin Dağı’nın mezarları!
Ey katillerin ve kahramanların şehri!
Ey gökten indirilen şehir!
Ey dilimde pas ve kan tadını yalazlandıran Ağlama Duvarı!
Kubbet-üs Sahra’nın bağrını saplanan bıçak!
Sana ey , dedikçe daha da küçülen dilim, sana seslendikçe daha bir dolanan
dilim, Ramallahtan öteye gidemeyen kalbimdir!
Rahmetli ebem anlatmıştı ilkin, seni bana.Üç aydan fazla sürmüş bir Hacc
yolculuğuyla dolanmıştın o çocuk zihnime.Tam da Arap – İsrail savaşlarının
Kenan topraklarını zangırdattığı zamanlarda varmışlardı kapına.Yahudilerin
Kralı da o kapından bir merkep üzerinde girmemiş miydi kalbine?
Kalbin, peygamber mezarlığı olacak kadar geniş olan kalbin…Hangi şehre
takılsa, o vücuda ağır gelen kalbin…
Kudüs, Ey Kudüs!Kadınların ve kızların ve bebeklerin avuçlarına Zedebiden
kalma balıklar veren suların kan tadında.
Sana ne mersiye ne de güzelleme yazabilirim.Ancak, senin ölülerine ağıtlar
yakmamı da bekleme benden.Senin evlatların ki münbit göğüslerine hançer
saplamakta mahirler, senden hasıl Samiler ki kanla beslenen kavimler
doğuradururken, daima yaslı başın, daima karalar bağlamış başın.
Ben senden vazgeçmedim!Biz senden vazgeçtik ey mihrabı binlerce yıldır
sallanan baba ocağım!
Senin kardeşlerinden çoktan vazgeçen bir ümmet, senden vazgeçmez mi
sanıyorsun?
…
“Sen yağmaladın atalarımın üzüm bağlarını”
Kaydet Arabım!diyen Mahmut Dervişin sesi kulaklarımda ölene kadar
çınlayacak, Mescid-i Aksa’nın tabanı oyulmaya devam ederken.Yahudiler,
sonunda şehrin ruhunu nasıl yerle yekzan edeceklerinin yolunu
bulduar! İsrailiyatla fikirlerin ve tüm olumlu düşüncelerin temeline dinamit
koyan Yahudiler, direnişi ve dik duruşu yıkmanın yolunu buldular.Senin
dibini oyarak, tıpkı Kartacayı yerle bir edenlerin yaptığı gibi, ruhunu
yoketme yolundalar.Ve biliyorum ki kardeşlerim bana kızacaklar, neden böyle
diyorum da daha umutlu ve heyecanlı sözler etmiyorum Kudüs hakkında
diye…Haklıdırlar.Kudüs daima kanayan bir yara ve bitkin bir kaledir
yüreklerimizde.Savaşmasakta onun yolunda daima biat etmişizdir onun uğrunda
ölümleri göze alacağımıza…O şehir benim kudüsüm değil artık!Selahaddinin,
Ömer(r.a)in ve Efendimin şehri değildir.Ve o şehirden öç almanın vakti
gelmektedir.
Kudüsteki evlerimden önce zeytin ağaçlarımı kökleriyle birlikte söküp
atanlar, çocuklarımın okullarını bombalayanlar,Akka, derken Yafa, derken
Hayfa deyip kentlerimin adlarını değiştirenler;peygamberini öldüren; diğer
bir peygamberi on mucize gösterip Tûr dağına çıktığında, altından bir
buzağıya tapanlar; cinler dahi utanıp korkarken rüzgara hükmeden bir
peygamberden;haya etmeden mabedinin altını oyanlar;engereklerden daha
zehirli bir iman ve kibirle arz’da yürüyenler…Evet, onlar da kazanamadılar
seni!Sen kazanılamayan bir güzelin kalbisin ey Kudüs!Senin için ölen de,
seni imar ettiğini zanneden de,senin için nutuk atan da seni kazanamadı.
Senin sahibin değil, sürgün kralların ve göçmen halkın var!
Sürgünlerse baharda boy verirler.Bahar yakın…Baharı görür müyüm, göremez
miyim, bilmiyorum ama şimdilik yabancılaşmanın ve Yahudileşmenin
kollarındaki resmine bakamıyoru.Hiçbir kitaba, net sayfasına, albüme
bakamıyorum.Pasapotruma damgayı basacak hükümeti de tanımıyorum şu an
kenanın kalbine hükmetseler de…eski fotoğraflarını da attım albümden.Sen,
gözyaşımı ve terimi tüketen Kudüs!Sana verebilecek kanım var, ama biliyorum
ki biraz daha zamanı var…Seni bir bakire gibi kucaklayamıyacağımı, bir
bebeği öper gibi nebilerimin bastığı toprağını öpemiyeceğimi biliyorum.zira
sen ne İstandul kadar kadın, ne Bağdat kadar yanmış, yakılmış, dövülmüş bir
erkeksin.Zira sen gökten indirilen şehir, cinsiyetsizsin bir melek kadar.Bu
yüzden bekleyişin…
Bir melek sabrında duruşun, bir melek gelişinde haberlerinin üzerime
koşması:
Sıcak, ferah, çağıl çağıl ve ürpertici.
Ey meleklerin kubbelerinden cinayet sokaklarını izlediği şehir!
Seni kaybeden
kaybetti…Ama biliyorum ki melekler sana sahip çıkacaklar.Son savaşın galibi
sabırla bekleyen melekler olacak.Onlar ki israiliyata bulaşmamışlar, onlar
ki taşlarındaki Nebilerimin koklarını saklı tutmuşlar .
Şam’ı, Mekke’yi, Bağdat’ı, Beyrut’u,Saraybosna’yı, ve kalbimin bin kere
öldüğü şehirleri gözden çıkaranlar, seni çoktan kaybettiler,sen sevin ey
israiloğlu!
Öyle değildi bu şiir! Samih el-Kasım:”Direniş doğduğu gün, biz de doğduk/Sen
sevin yeryüzü !” demişti…
Bekle Kudüs!Bir melek sabrında bekledin, yine bekle…Birgün benim yerine
temiz ve pak sokaklarını yazacak bir kardeşim, minarelerinin bükülen boynunu
dimdik kılacak bir mimar ve gece olupta üzerine Akdenizin lacivert atlas
yorganını çektiğinde rahat uyuyasın diye melekler gelecekler başucuna.Şimdi
senden gelemeyen mektupları zaten okuyamam.eski resimlerine bakıp bakıpta
ağlayamam.
Kubbet-üs Sahra gibi bekliyorum gelip seni kazanacak olanı.
Ama seni şimdilik kaybettik!