sakin ufak bir odada, saatin beşinde oturmuş geçmişimi ve geleceğimi değerlendiriyordum..
hayat ne enteresan
olmak istedeğim, olacağımı düşlediğim şeylerden böylesine millerce uzak bir rotada kendimi bulacağımı tahmin etmek çocukluk günlerim için fazlasıyla uzak bir hayaldi..
oda sakin ve bir ağustos ayına göre oldukça serindi.
ufacık bir tekli koltuktan bozma yatakta tek başıma uzanmış tavana bakarak tüm gelenler, gidenler, gelemeyenleri ve gidemeyenleri düşünüyordum.
sonra bir anda, ve bir anda herşey yerine oturdu.
eskimiş oyuncağını ya da artık ayağına sığmayan ayakkabısını bırakamayan eski çocukluk günlerimden farksızdı durumum.. önceleri 'eskisi var' diye istmememiş, sonra bir anda günden güne sahiplenmiş ve en sonunda yerine yenisinin gelmesini kabullenmeyenb.. aslında hayatımda hiçbir şey değişmiyordu..
acıyla fark ediyordum..
hayat her seferinde bana bunu oynuyordu ve ben her seferinde küssem de ona 'oyun' denince dayanamıyor ve aynılarını tekrar tekrar bana yaşatmasına izin veriyordum..
komık değildi aslında. garip bir şekilde acıdan zevk alan ruhumun derdini sonunda o gece o sarı ve sopluk tavana bakarken 3 soruyla anlamıştım. ve bu üç sorunun kafamda sorulduğu herkesten verilen cevap beni sonsuz yalnızlığımla yine ve yeniden yüzleştiriyordu..
teker teker çizdim yüzlerini..
ve teker teker yolladım hepsini beynimin derinliklerine..
zira hiç biri sorularımın cevabı olamamıştı ve ben artık ordan oraya savrulmaktan fena halde yorulmuştum..
hepsini çizdim..
artık onlarla oynamıyorum..
şimdi yeni bir sayfa var..
yeni, bembeyaz bir sayfa..
Beyaz_