Can televizyonda sık sık ölüm haberlerini duyuyor, insanların niçin öldüğünü merak ediyordu.- İnsanlar niye ölüyordu? Hem ölüm niye vardı?
Madem ölceklerdi insanlar niçin yaratılıyorlar? İnsanlar ölünce sevdikleri onsuz yaşamak zorunda kalıyordu. Keşke insanlar hiç ölmese, diye düşünüyor ama elinden birşey gelmiyordu.
Bir gün sınıf arkadaşı Özgür ona:
- Bugün bize gelebilir misin Can? Hem ders çlaışır hem de biraz oynarız, dedi.
Bu teklif Can'ın hoşuna gitmişti. Zaten eve gidince canı sıkılıyor ne yapacağına karar veremiyordu. Can öğle arası annesinden izin aldı ve okul çıkış Özgürlerin evine gitti. can bu eve ilk defa geliyordu. Özgür onu önce kendi odasına götürdü, orada biraz oturup ders çalıştıktan sonra arkadaşına :
- Bak seni kiminle tanıştıracağım, dedi.
Gittikleri odada hiç görmediği kadar yaşlı, zayıf, hareket edemeyecek kadar güçsüz ve bitkin bir adam vardı.
Can arkadaşına meraklı gözlerle baktı. Arkadaşı :
- Büyük babamın babası ve o 110 yaşında, dedi.
- Ne güzel! Bak işte bu dede ölmemiş ve hala yaşıyor, diye çığlık attı Can.
Özgür, onun böyle sevinmesine bir anlam verememişti.
- Biliyor musun büyük dedem yaşlı ve çok hasta olduğu için ayağa kalkamıyor, hareket edemiyor. Zorunlu ihtiyaçlarını yerine getiremiyor. Hatta tuvalet ihtiyacını bile bezine yapmak zorunda kalıyro.
Yemeğini yiyemiyor, kaşık tutamıyor, hepsinde biz yardımcı oluyoruz. Bazen yüzüne sinek konduğunda onu kovabilecek kadar bile hareket edemiyor. Bu yüzden devamlı olarak birisinin mutlaka onunla ilgilenmesi gerekiyor. Hepsinden daha kötüsü onun hastalığının şiddetinden yüzünde hep acı ve ıstırap okunuyor, bu da hepimizi çok üzüyor.
Bütün bu işittikleri Can'ın düşüncelerinde büyük değişmelere yol açtı. Demek ölmemek, uzun süre yaşamak da her şey demek değildi. Onun da zorlukları vardı. Onu çok güzel gelen ölümsüzlüğün bile çok zor tarafları vardı. Can üzgün bir şekilde konuşmaya başladı
- Ben de insanlar hiç ölmese diye düşünürdüm. Ama bu şekilde düşününce senin deden, babası, onun da babası bu şekilde bütün geçmişimiz sağ olsaydı hepsine biz bakmak zorunda kalsaydık, ne kadar zor bir durum olurdu. Hem onlar da bundan pek memnun olmuyorlarmış...Birden Can'ın gözleri tek bir noktaya takıldı. Evet, arkadaşının büyük dedesi işaret parmağını kaldırmış bir şeyler söylemeye çalışıyordu.
Eşhedü en la... Ama o da neydi. Evet evet büyük dedesi gülümsüyor, tebessüm ediyordu. Arkadaşı da bu duruma çok şaşırdı. Hemen anne babasını çağırdılar. Ama geç kalmışlardı. O artık vefat etmiş, ruhunu teslim etmişti.
Arkadaşının büyük dedesi yüündeki o tebessümle ruhunu teslim ederken, Can ölüme bile gülerek gidilebileceğini, onun da bazen rahmet olduğunu bizzat görmüş oldu.
Bu olaydan sonra da "Ölüm ne kadar kötü, keşke hiç kimse ölmese" sözünü hiç kullanmadı. Her şeyde bir güzelliğin, hatta ölümde bile birçok hikmetin olduğunu herkese anlatmaya başladı.