Muhterem kişi,
Bil ki, mükemmel olarak yaratılmamış tek bir mahlûk yoktur!... "Var" diyenler, sadece kendi sınırlı anlayışlarını sergilemektedirler.
Yaratılmışın mükemmelliği şu sebeptendir:
Yaradılmış olanın güzelliği, mükemmeliyeti, yaratılış gayesine hizmetinden ötürüdür!.
İnsanlar, nefislerine hoş gelen şeyler için güzel; hoş gelmeyen şeyler için de çirkin veya fena tâbirlerini kullanırlar. Sonra da kendi akıllarınca mantık yürütüp,
«efendim Allah güzeli de yarattı, çirkini de. Tâ ki insanlar bundan ibret alıp, şükredenlerden veya sabredenlerden olsunlar diye..» derler.
Böyle düşünenler de zâviyelerince haklıdırlar, doğrudurlar. Çünkü bakış açıları, düşünüş seviyeleri onu gerektirmektedir.
Biz, şurası muhakkaktır ki, diyeceğiz, Yaradan, her şeyi güzel ve kemâl üzere yaratmıştır.
Ancak şu var ki, onlara bakanlar, gözlerindeki rengârenk camlı gözlükleri çıkarmak zahmetine katlanıp, gerçeği çıplak gözle görmek lûtfundan bulunsunlar. O zaman her şeyi daha iyi bir şekilde idrâk edeceklerdir.
Muhterem kişi,
Bil ki, yolumuz tefrik yolu değil, MUTLAK BİRLİK yoludur.
Bu yolda, kesinlikle ayırım yapmak yoktur!.
Bil ki, gerçeği idrâk etmeye çalışan bir kişi, asla yaratılmışlar arasında tefrik yapamaz!..
Olgun kişi de, mevcûdatı Hak'kın gözüyle seyredip, yaratılmışlar arasında fark gözetmeyendir.
Sana verilen emir, emanetlere hıyanet etmeyip, onlara hakkettikleri en iyi muamelede bulunman hakkındadır. Öyle ise, onların arasında nasıl fark gözetip, onları, bu şudur, bu böyledir diye hüküm verip damgalayarak, aralarında ayırım yaparsın.
Senin vazifen, sana verilen emre riayet edip her birine azamî derecede rıfk ve hilm ile yardımda bulunmandır.
Eğer onların arasında, Yaradanın indinde bir fark varsa, şüphesiz ki hüküm de O'na aittir. Bize düşen, haddimizi aşmamaktır, yalnızca!.
Yaratılmışlar arasında fark görmeyi kaldırdıktan sonra yapılacak ikinci iş, verenin huzurunda verilenlere vasıta olmaktır.
- Her ahval ve şartta, mutlaka, veren olmaya çalış!... Fakat hiçbir zaman karşılığını beklemeksizin yap bu işi. Hattâ karşılığını düşünmemeye dahi gayret et. Ve hattâ, Yaradanından bile bekleme bu karşılığı!..
Sadece, hayatının her anında iyiliklere vasıta olmaya çalış, karşılık beklemeksizin ve düşünmeksizin.
Yaratılmışlara senin aracılığın ile bir zarar gelmemesi için, elinden geldiğince gayret sarfet.
Daima yaratılmışların varoluş gayesini düşün; acaba, onlara ne şekilde bir iyiliğin erişmesine vesile olabilirim, diye... Ve bir sinek veya yaprağı dahi kendi nefsine tercih edecek hale gelmeye çalış.
Elindeki bir dilim kuru ekmekte gözü olan tok kişiye, istediğinde, günlerce açlıktan sonra bile olsa o bir dilimi verebilecek kadar ferâgat sahibi olabilmeye gayret et... Ki bu zâhirdedir... Dünyalıktır!.
Bütün ibadetlerinin ecir ve sevabını da, onlara ihtiyacı olanlara, kendine hiç pay ayırmayacak şekilde vermeye çalış. Bu da ukbâ ile ilgili ferâgatındır!.. Yaptıklarının karşılıklarından sıyrılışındır... Değil ki muhtaca yardım etmek!..
Daima çalış... Ama bu çalışman nefsin için değil, hepsi yaradanın birer emaneti olan mahlûkata yardım ve iyiliklerin onlara ulaşmasına vesile olmak için olsun.
Bil ki, insanlar dostu, menfaati, ihtiyaçları için isterler... Öyle ise kendine öyle bir dost seç ki, artık o, hiçbir yaratılmışa muhtaç olmayacak kudrete sahip olsun!.
Yaratılan ne vardır ki birbirine muhtaç olmasın?.. Ama onları Yaradan!..işte, O'nu "dost" seç kendine!.
Yönelişin O'na olsun... Ve ihtiyaçlarını da, eğer bîhaber, ise O'na arzet.!
Düşün, düşün ve gene düşün; düşündüğünün gerçeğine eremesen bile, hiç olmaz düşünenler arasına girersin.
Eğer, vukû bulan hâdiselerin hikmetini sezemiyorsan, hemen itiraz etmekten kaçın ve o işin sonunu beklemeye çalış!. Şüphesiz ki işin hikmetini sezinlemek o zaman daha kolaylaşır. Böylece, sen de cahilane isyanlardan korunmuş olursun.
Ne bir kusur işle; ne de af dilemek mecburiyetinde kal!.. Hattâ, kimsede kusur görmemeye gayret et.
Senin, bizzat arzularınla gelişen hırsın, senin şeytanın olmuştur!.. Arzuları kalmamış bir kişinin, ihtirasları da olmadığı için, şeytanı da müslüman olur!..
İşte bu hâle gelmiş bir er kişi olduğun zaman, bütün menfaat duygularından da sıyrılmış olacağından; ne sen bir yaratılmış olanı kırarsın, ne de onların sana bir zararı dokunabilir.
Yaratılmışlar çoğunlukla, kendilerine bir iyiliğin ulaşmasına vesile olanları sever ve hakikatten uzak iseler, verileni verenden bilirler!... Sen bil ki , veren verdirten hep O'dur!.
Bu sebep iledir ki, ne bir şeyinle öğün, ne de bir şeyine güven!. Güvendiğin, inancın bile olmasın; değil ki malın mülkün, evlâd veya ahbabın!.. Başına gelebilecek en küçük bir musîbet ile o çok güvendiğin inancın, kızgın güneş altındaki damlanın buharlaşması gibi gider de senden habersiz, sen hâlâ inancım var sanıp durursun.
Efendimiz buyurur ki:
«Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz cennet ehlinin ameliyle amel etmekte devam eder.
Nihâyet kendisi ile Cennet arasında bir zirâ'dan başka mesafe kalmaz!
Bu sırada yazı o kişinin önüne geçer!.. Bu defa o kişi cehennem ehlinin ameliyle âmel etmeye devam eder.
Ve yine sizden biriniz Cehennem ehlinin ameliyle amel eder, nihâyet kendisiyle cehennem arasında ancak bir zirâ mesafe kalır. Bu sırada yazı önüne geçer!..
Bu defa da o kimse cennet ehlinin âmeliyle âmel eder ve cennete girer!..»
İşte bu sebepledir ki, ne bir şeyinle öğün ve ne de bir şeyine güven bu kısa süreli yaşantı devresinde.
Yaradanından sık sık af dile, istiğfar et. Ama, sözümüzü iyi anla!..
Sadece, bir papağan gibi, hep "Estağfirullah" veya "tövbe ya Rabbî" de, demiyorum!..
Gerçek tövbe, yaptığın işin hakikaten hatalı olduğunu idrâk edip, bundan pişmanlık duyduğun zaman edilmiştir. Bunun içindir ki, Efendimiz:
«Tövbe, nedâmettir»
buyurmuştur.Eğer işlediğin kusur, bir yaratılmışa zarar vermek suretiyle olmuş ise, bu takdirde onun o zararını dahi telâfi edip, gönlünü almaya çalış... Ta ki, helâllık alabilesin.
Bir yardımda bulunmak suretiyle bir yaratılmışın sevinmesine vesile olman, şüphesiz ki her şeyden üstündür.
Gece yarısı, bir hastaya, bir saat yardım için yanında bulunman, senin binlerce gecelik yararlı ibadetin kadar hayırlıdır... Çünkü, yararlı ibadet, vaktini boşa geçirmenden hayırlıdır.
Boş vaktini bir muhtaca hasredip, onun o ihtiyacının zail olmasına çalışman suretiyle değerlendirmen ise farzdır.
Bundan dolayıdır ki, daima Yaradanın huzurunda, yaratılmışların gerçeğe yönelen hizmetinde olmaya çalış.
Hakikata ermişlerin indinde kişinin değeri, yaradanına yönelişi ve yakınlığı kadardır... Öyle ise yönelişin gerçeğe, aslına, Rabbine olsun.
Görünüş, şekil, yaş veya madde değil, idrak ve bilmektir önemli ve değerli olan. Öyle ise düşün, geçen zaman hangi gerçeği idrak etmeme vesile oldu diye. Ve cevabının üstünde dur...