Ayet-i Kerime'nin bu girişimi, onların iç yüzlerini ortaya çıkarıp rezil etmektedir. İfadenin güçlülüğü ve çok yönlülüğü o zamanlar yahudilerin, İslâm ve İslâm peygamberine karşı kurdukları iğrenç tuzaklar karşısında takınılması gereken tavrı göstermektedir. Onlar, bu iğrenç tuzaklarını bu gün bile bu din ve bu dine inananlara karşı kurmaktan geri kalmıyorlar."Ehl-i Kitap senden kendilerine gökten kitap indirmeni istiyorlar."
Bu istekleri seni sıkmasın. Bunda şaşılacak bir şey yok. Garip bir şey söz konusu değildir."Onlar vaktiyle Musa'dan daha büyüğünü isteyerek "Bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi."
Yüce Allah'ın, peygamberi Musa'nın eliyle gösterdiği apaçık mucizeler; yahudilerin duygularını harekete geçirmeye, vicdanlarını uyandırmaya ve gönüllerini güven ve teslimiyete yöneltmeye yetmemiştir. Üstelik yüce Allah'ı açıkça görmeyi istemişlerdir. Bu istek, imanın sevecenliğinden nasibini almış yada inanma yeteneğini kaybetmemiş bir karakterden çok, kendini beğenmiş bir karakterden gelebilir."Bu zalimce tutumları yüzünden kendilerini yıldırım çarpmıştı."
Buna rağmen yüce Allah onları bağışladı. İçlerinden Musa'nın duasını, bir başka sûrede yer aldığı gibi de kabul etti:"Onlar bir titreme tutunca: `Rabbim, dileseydin daha önce onları da beni de yok ederdin. Bizden beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi yok eder misin? Bu ancak senin bir denemendir. Bununla dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletirsin. Bizim dostumuz sensin. O halde bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bu dünyada ve ahirette bize iyilik ver. Biz sana yöneldik...' dedi." (A'raf Suresi, 155-156)
"Arkasından kendilerine açık belgeler geldikten sonra buzağıya taptılar."Samiri'nin, Mısır'dan çıkarken Mısır'lı kadınları aldatarak topladığı süs eşyasından yaptığı altın buzağının, etrafında toplanıp, Musa'nın Rabbine dua etmek üzere ve içinde nur ve hidayet bulunan levhaları indirmek için kendisine kararlaştırdığı sürede yokluğundan yararlanarak onu tanrı edinmişlerdi."Bunu da bağışladık."
Ancak yahudi yahudidir. Zor ve korku olmazsa iflah olmaz."Musa'ya açık bir mesaj verdik."
"Kesin söz vermeleri üzerine başları üzerinde asılı duran kayayı yukarı çektik. Kendilerine o kasabanın kapısından secde ederek içeri giriniz ve "Cumartesi yasağını çiğnemeyiniz" dedik, bu konularda onlardan sağlam bir söz aldık."Yüce Allah'ın Musa'ya (a.s) verdiği yetkin mesaj, genel kanıya göre, levhaların içerdiği şeriattır. Çünkü Allah'ın şeriatı O'nun yetkisine sahiptir. Allah'ın şeriatından başka yüce Allah hiçbir şeriata, bu yetkiyi vermemiştir. Bu nedenle, insanların kendileri için koydukları şeriat ve kanunların kalpler üzerinde hiçbir ağırlığı olmaz. Bir gözetleyici yada cellatın kılıcı olmaksızın bu kanunları uygulamak mümkün değildir. Allah'ın şeriatına gelince; kalpler ona boyun eğer ve itaat eder. Gönüllerde bir heybeti ve ürpertisi vardır.
Ancak kalpleri imanı algılamayan yahudiler, levhalarda belirtilen teslimiyetten yüz çeviriyorlar. O zaman da kaba haraketlerine uygun düşen maddi bir yaptırım geliyor. Birden bire tepeleri üzerinde asılı duran bir kaya görüyorlar. Teslim olmadıkları, Allah'ın kendilerinden aldığı söze bağlı kalmadıkları ve levhalarda yapmalarını istediği sorumlulukları yerine getirmedikleri takdirde bu kaya, tepelerine düşecek gibi duruyor. Şimdi teslim oluyorlar. Sözleşmeye yanaşıp söz veriyorlar. Hem de sağlam bir söz. Destekli ve kesin bir söz. Ayet-i Kerime, verilen sözü, tepelerinde asılı duran kayanın ve göğüslerindeki kalbin katılığına uygun düşsün diye bu şekilde nitelendiriyor. Öte yandan Kur'an'ın, olayları tasvir eden, hissettiren, somutlaştırarak düşündüren yöntemi uyarınca; bu anlam uygunluğunun yanında ifadede bir irilik, bir dayanıklılık, bir sağlamlık yer almaktadır.
Beyt'ul Mukaddes'e secde ederek girmeleri, kendileri için bayram olmasını istedikleri Cumartesi gününe saygı göstermeleri, verdikleri sözler arasındaydı. Ama sonra ne oldu? Sadece korku ortadan kalkınca, baskı kaybolunca kesin sözden yan çizip aksine davranmaya başladılar. Allah'ın ayetlerini inkâr ettiler. Haksız yere peygamberlerini öldürdüler. Ardından övünerek: "Kalplerimiz öğüt dinlemez. Çünkü her söze karşı kılıfla kaplıdır kalplerimiz" dediler. Sonra, yüce Allah'ın ayetlerin akışı içinde yahudilere karşı peygamberine ve' müslümanlara anlattığı tüm marifetleri de sergilediler."Yahudiler verdikleri sözden caydılar. Allah'ın ayetlerini inkâr ettiler, peygamberlerini sebepsiz yere öldürdüler ve "Bizim kalplerimiz kılıfla kaplıdır" dediler."
"Bizim kalplerimiz kılıfla kaplıdır" sözlerinin yanında, inanmamaları ve karşılık vermemeleriyle gerek O'nu üzmek, gerekse O'nu, kendilerini davet etmesinden dolayı alaya almak; yalanlayıp, sözlerine kulak vermemekle, övünmek amacıyla sarf ettikleri bu sözün yanında, ayetin akışı, onlara cevap vermek için kesiliyor:"Oysa Allah, kafirlikleri sebebi ile kalplerini mühürlemiştir. Bundan dolayı onlar pek azı dışında iman etmezler."
Kalpleri tabii olarak kılıflı değildir elbette. Tersine kendi kafirlikleridir ki yüce Allah'ın kalplerini mühürlemesine neden olan. Böylece kalpleri donuk, perdeli bir kayaya dönüşmüştür. Ne imanın güzelliğini algılayabilirler ne de tadına varabilirler. Bu yüzden pek azı dışında hiçbiri iman etmemiştir. Onlar da kendi davranışları sonucu, yüce Allah'ın kalplerini mühürlemesini hakketmeyen kimselerdi. Yada kalplerini, hakkı algılayacak şekilde açan ve onunla onurlanan ve yüce Allah'ın hidayete erdirip, imanı nasip ettiği kimselerdi bunlar. Yahudilerin içinde küçük bir azınlığı oluşturur bunlar da. Abdullah b. Selam, Sa'lebe b. Sa'ye, Esed b. Sa'ye ve Esed b. Ubeydullah gibi.
Bu düzeltme ve değerlendirmeden sonra, ayetlerin akışı; dünyada bazı güzel şeylerin kendilerine haram edilmesini, ahirette onları beklemesi için cehennemin kendilerine hazırlanmasını hakketmelerine neden olan davranışlarını saymaya devam ediyor:"Kafirliklerinden dolayı ve Meryem'e büyük iftira atmalarından dolayı..."
"Ve `Biz Allah'ın Rasulü Meryem oğlu İsa-Mesihi öldürdük' demelerinden ötürü..."Bir kötülükleri zikredildiğinde yanında küfür sıfatı da zikredilmektedir. Peygamberleri haksız yere öldürmeleri hatırlatılırken bu sıfat da zikredilmişti. -Peygamberlerin haklı olarak öldürülmeleri aslında hiçbir zaman mümkün değil- Bu şekilde ifade edilmesi ise olayı belirlemek amacına yöneliktir. Burada, Meryem'e büyük bir iftira atmaları münasebetiyle de, tekrarlanmıştır bu sıfat.
Tertemiz Meryem hakkında, yahudilerin başkasının söyleyemeyeceği bir dedikodu çıkarmışlardı. -Allah hepsine lanet etsin- Sonra Mesih'i öldürmek ve çarmıha germekle övünüyorlardı. Hz. İsa'nın peygamberliğini alaya alarak, `Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa-Mesih'i öldürdük' diyorlardı.HRİSTİYANLAR
"idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız,
inkar'ın basitliğinden sıyrılınız"
B)