“ŞEYTAN OTURUM AÇTI” adlı yazıyı da bi çoğumuz okumuştur..Bu yazıda msn konusunda bir kızla yazarın karşılıklı dialoğu ve soru cevap şeklinde konuşmaları ele alınmış..Bazı kısımlarını belki tekrar olacak ama sizle paylaşma gereği duydum..
Yazının bir kısmını alıntı yaparak bir genç kızın verdiği cevaplara hep beraber bakalım inşaAllah..
"Ama biz tenhalaşmıyoruz ki dedi genç kız gözlerini yere indirirken…
Biz sadece sohbet ediyoruz.. konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan... zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine, bazen öylesine… ama saatlerce…
Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla…
Yazını yazarının verdiği cevap ise şu şekilde:
oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti… ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili…bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği "kalbim temiz" brifingleri... kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem... kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa...
Bir diğer dikkat çeken kısmında ise;
Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa… oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller, kodlar, 01 ler, adresler…vs…
Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz mesela” dedi … oysa ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse... mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi?
Evet bu kısımada da dikkat edilirse dürüstçe söyleyelim bizimde parmaklarımıza dökülen cümleler zaten kalbimizden geçenlerin birer yansıması değil mi?
Yine yazıda:
Ama bakışlar yok dedi kız... gözler, anlamın ruhtan süzülerek ışıldadığı tek yerdir dedi... "kaş ve göz yok!"dedi …
Yazarın yaklaşımı ise yine şöyle:
oysa bakış; bir anlık iletinin yanıp sönen sarı lambasından sadece birkaç “an” daha fazla yaklaştırır günaha…
Evet yanıp sönen iletileri gördüğümüzde bizimde ne yazıldı acaba diye merakla açmıyoruz dediğimiz olmuyormu?..
Ve yine yine yazıda:
Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi ; bazen o kadar da masum ve yalın olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır…seni alıkoyan her günah ister millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir…
Her şey elimizle yaptığımız bir “tık” sonucu gelişmiyormu?
Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi sanal alemin ilahı yine Allah (CC) tır. Ve şeytan kendini götürdüğün her yerde ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir…

