Kardeşlerim güzel bir konu açılmış Allah razı olsun.Usul ve metod hakkında ama ne için ve neyi kastedmişsiniz, belirtmemişsiniz.Eğer konu, Dine ve şeairine ve tevhide tahrib ve saldırıyı esas alan bir bahisse, o dediğiniz düstur orda geçmez.Geçmediğinide yine daha önce dialog bahsindede beyan etmiş olduğum, bahislerden aşşağıda bir defa daha bahsederek, Bediüzzaman hazretlerinin dilinden ve Risale-i Nurlarda geçen ve yaşanan bahislerden İnşaallah aktararak, izah edip, idrak olunmasına çalışacağım.Defalarca ikaz ediyorum, Risale-i Nurun hakikatlarını, ne yaptığı ve neyin peşinde olduğu amacı ve kendisi şüpheli şahısların,sanki kafalarının içindeki niyeti kesin 100%100 biliyor gibi, kiminlele ne işi var, ne yapıyor,biliyor gibi kullanarak, Risalei Nuru ve bediüzzamanı o şüphelerin ve karanlıkların dibine çekmeye çalışmayın.Mesulsünüz sizi hakla batılın ayrıldığı o günde, ne biz cahillerdendik bilemedik, demeniz kurtarır, nede taasub edip haddi aşıp biz başkalarının sözü üzerine gittik,bilemedik demeniz sizi kurtarabilir.Eğer gerçekten münafıklardan, ajanlardan değilseniz, bu işin peşini insaflıca bırakın şeytandan ders alan sofestailer gibi, Mukaddesatı kullanarak, aslını bilmediğiniz bir meseleyi haklı çıkartabilmek adına, ayetlerle hadis ve risalelerle, 9 takla atıp, attırıp meseleyi haklı çıkartmaya kalkışmayın, baş aşşağı düşer,kafanızı örse çarpar darmadağın olursunuz.Bizbu hadisenin şeytani olduğunu söylerken, 70 milyonun bildiği aşikar delillerimiz var.Şahsın fikrinin peşinde duracaksanız, delil getirin, biz nasıl burda şu söylenmiş şu sayfada şunu şunu yapmışı, bir önce bahsi geçen meselelerde, aksi mümkün değil kabilinde ortaya koymuşsak ve koyuyorsak,sizde yapabilirseniz, aynen öyle yapın, ama hiç zahmet etmeyin asla mümkün değil başaramazsınız.Şahsen bugünkü dialog adı altındaki, dini muhammediden taviz ve tahribat çabasını, siz belki farklı adlandırabilirsiniz;fakat Risalei Nuru kullanarak haklı çıkarmaya hakkınız yok, buna ısrar ediyorsanız.Bu işte sizlerinde samimi olmadığınızı düşünmek en doğal hakkımız olurki; bu işe seferber edilmiş, harici ve dahili binler ajandan bir kaçı olduğunuzu düşünmekten başka çare sırakmazsınız.Gerçek bir Risalei Nur talebesi, böyle şaibeli bir işin ne peşinden gider, nede o işe Risalei Nuru ve Bedizzamanı o mesleye alet eder.Edenlerede siz ne anlatıyorsunuz, bu işe bizi karıştırmayın, Risalei Nurlarda dinin ahkam şeairiyle oynanmak yok, dialog bahsinde müteaddid defa bahsettiğim meseleleri açığa vurarak, Bediüzzamanında bu konuda zerre miskal tavizi yok der,mevzuyu kökünden kaparsınız. siz bunun aksini yaparak ehli hak ve tasavvufa bu şüpheli şeylere Bediüzzamanı ortakmış gibi gösterip, onların Risalei Nura ve Bediüzzamana buğzlarına sebebiyet verdiğiniz sürece, benim ve ehli hakkın vede Allahın katında nazar, itibariyle birer münafık, birer cıa den farkınız olmaz.Dinler arasında dialog yapan gülen neden acaba Amerikanın ve avrupanın papazlarıyla anlaşırken, rusyanın papazlarıyla dialog dediği sahtekarlığı yapamaz, çünkü cemaat dediği oluşumunun içi amerikan, ingiliz ve israil ajanlarıyla doludur.Rusyada yasaklı olan Risalei Nur değil, dünya derin devletinin misyoner çalışmalarını yürüten, gülen ve köstebek teşkilatıdır.İçlerinde masumlar ,aldanmışlar varmıdır tabiiki vardır ama onlarda şimdi sizlerin alet olduğu gibi belki bilinçli belki bilinçsiz sisteme alet olmaktadırlar.Gözü çıkası taasub ve dünya hayatı menfaati...
Aşşağıdaki mesele çok acip bir dikkati idraka ihtiyaç duyan bir meseledir. Nerde el etek öpenler ,nerde ayağa bile kalkmam, ben müslümanım diyen, Allahın evliyası,Asfiyası ,Bediüzzaman.
Bediüzzaman'ı rus üsera esir kampına götürdüler. Burada şu şekilde şayan-ı takdir bir hadise cereyan eder. Şöyle ki :
Birgün rus başkumandanı esirleri teftişe gelir. Teftiş esnasında, Bediüzzaman kumandana selam vermez ve yerinden kalkmaz. Kumandan kızar, belki tanımamıştır diyerek tekrar önünden geçtiği zaman yine yerinden kalkmayınca, kumandan tercüman vasıtasiyle der:
-Beni herhalde tanımadılar ?
Bediüzzaman:
-Tanıyorum, nikola nikolaviçtir.
Kumandan:
-Şu halde rus ordusuna, dolayisiyle rus çarına hakaret ediyorlar!
Bediüzzaman:
-Hakaret etmedim. Ben bir MÜSLÜMAN ALİMİYİM. İMANLI BİR KİMSE, CENAB-I HAKKI TANIMAYAN BİR ADAMDAN ÜSTÜNDÜR. BİNAENALEYH, BEN SANA KIYAM ETMEM, DER.
( TARİHÇE-İ HAYAT , İLK HAYATI, SAYFA /107 )
ANGİLİKAN KİLİSESİNİN BAŞPAPAZI TARAFINDAN MEŞİHAT-I İSLAMİYEDEN DİNİ ALTI SUAL SORULDU. BEN DE O ZAMAN DARÜ'L-HİKMETİ'L-İSLAMİYE'NİN AZASIYDIM. BANA DEDİLER: " BİR CEVAP VER. ONLAR, ALTI SUALLERİNE, ALTI YÜZ KELİMEYLE CEVAP İSTİYORLAR. "
BEN DEDİM: " ALTI YÜZ KELİMEYLE DEĞİL, ALTI KELİMEYLE DE DĞİL, BELKİ BİR TÜKÜRÜKLE CEVAP VERİYORUM. ÇÜNKÜ, O DEVLET, İTE GÖRÜYORSUNUZ, AYAĞINI BOĞAZIMIZA BASTIĞI DAKİKADA, ONUN PAPAZI , MAĞRURANE ÜSTÜMÜZDE SUAL SORMASINA KARŞI, YÜZÜNE TÜKÜRMEK LAZIM GELİYOR.
" TÜKÜRÜN O EHL-İ ZULMÜN O MERHAMETSİZ YÜZÜNE ! " DEMİŞTİM.(MEKTUBAT , SAYFA/417 )
Jandarma Hasan Ergen anlatıyor:
Afyon hapisinde Üstad'a şöyle sordum:
"Hocam çok afedersiniz, sizi niçin hapsediyorlar?"
Üstad aynen şöyle dedi:
"Zaferden sonra Mustafa Kemal bana milletvekilliği, Şark umum vaizliği, bir köşk ve bir çiftlik vermek istedi. Ben kabul etmedim. 'Ben Allah için Ruslara karşı silahla, İngilizlere karşı kitapla savaştım. Ben çiftlik almak değil Allah için savaştım' dedim. Daha sonra Mustafa Kemal bana "Ben bazı yenilikler yapacağım, size ihtiyacım var, içki içmek, açık gezmek gibi konuları hafifleteceğim" dedi. Ben de kendisine: "Kur'an'a dokunma… İslamiyete ilişme… Fen ve sanata dair yenilikler yap" dedim. Bunun üzerine M. Kemal hiddetlendi ve bana:
"Hayatının sonuna kadar sürgün yaşayacaksın." dedi. (Kaynak: Son Şahitler 2.Cild s. 295)
31 Mart hadisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Divan-ı Harb-i Örfide beni muhakeme ettikleri gün, on beş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Divan-ı Harb-i Örfi Reisi Hurşid Paşa benden sordu: "Sen şeriatı istedin mi? İşte şeriatı isteyenler böyle asılırlar."
Ben de "Şeriatın bir meselesine bin ruhum olsa feda ederim" dediğim halde ve beni mahkum etmeye pek çok esbap-muhbirlerin iftiralarıyla-varken, benim müstesna bir surette müttefikan beraatime karar vermeleri..
Hem eski Harb-i Umuminin nihayetinde, İstanbul da İngilizlerin Başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvat-ı Sitte ve Başpapazına tahkirkarane sözlerim eline geçtiği halde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi...
Hem Ankara da, divan-ı riyasetinde pek çok meb uslar varken Mustafa Kemal şiddetli bir hiddetle divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: "Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilaf verdin." Ben de onun hiddetine karşı dedim: "Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduddur." Dehşetli bir put kırdım.
Hazır mebus dostlarım telaş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nevi tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, adeta dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususi riyaset odasında, Hücumat-ı Sitte nin Birinci Desise içinde bulunan "Mesela, Ayasofya Camii ehl-i fazl ve kemalden, ila ahir..." cümlesinden başlayan, ta İkinci Desiseye kadar, bir saat tamamen ona söyledim.
Bütün hissiyatını ve prensibini rencide ettiğim halde bana ilişmemesi, hatta taltifime çok çalışması, katiyen bu üç cebbar fevkalade kumandanların bu üç acip haletleri, adeta eski Said den korkmaları, şüphesiz ki Risale-i Nur'un, ileride kahraman şakirtlerin şahs-ı manevisinin harika bir kuvveti ve Risale-i Nur'un parlak bir kerametidir. Emirdağ Lâhikası | Küçük Bir Haşiye
Bu mebusana hitap, namaz kılanlara altmış mebus daha ilave eder. Namazgah olan küçücük odayı, büyük bir odaya tebdil ettirir.
Bu parça, mebuslara ve umum kumandanlara ve ulemalara okutturulmakla, reisle şiddetli bir münakaşaya sebebiyet verir.
Birgün divan-ı riyasette, elli-altmış mebus içinde, karşılıklı fikir teatisinde, M. Kemal Paşa, "Sizin gibi kahraman bir hoca bize lazımdır. Sizi, yüksek fıkirlerinizden istifade etmek için buraya çağırdık. Geldiniz, en evvel namaza dair şeyleri yazdınız, aramıza ihtilaf verdiniz" der.
Bu söz üzerine, Bediüzzaman, birkaç makul cevabı verdikten sonra, şiddetle ve hiddetle iki parmağını ileri uzatarak, "Paşa, Paşa! İslamiyette, îmandan sonra en yüksek hakîkat namazdır. Namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur" der. Fakat Paşa tarziye verir, ilişemez. Tarihçe-i Hayat | Birinci Kısım : İlk Hayatı