★ Kıdemli Üye
- Mesaj
- 379
- Ödül
- 16
- Katılım
- 06.2007
Yasaklı Kullanıcı · ★ Kıdemli Üye · 379 mesaj
Seyyid Fehîm-i Arvâsî hazretlerinin vefatı yaklaşınca “Uzlet”i tercîh etti. Sohbetlerinde, “Ölüm”den bahsediyor,
“Ölüm, mümin için büyük nîmettir”
diyordu.
Bir Cumâ günü ağırlaştı.
“Hüzün ateşi” gönülleri yakmış,
Arvas’ı, bir “Firâk rüzgârı” kaplamıştı.
Cumâ’yı, oturarak kıldı mübarek.
Sonra vasiyyet etti:
- Benden sonra hizmete, oğlum "Muhammed Emîn" devâm etsin!
Ve ekledi:
- Fakat o, yufka yüreklidir. “Resûlullahın aşkı” yakar gönlünü. Bu yüzden fazla yaşamaz.
Üç sene geçti aradan.
“Muhammed Emîn Efendi”, otuziki yaşında, birkaç sevdiği ile birlikte Hacca gitti. Haccı îfa ettiksen sonra Medîne’ye yöneldi.
“Resûlullah Efendimiz”e karşı kalbinde yanan o “büyük aşk”la Ravda-i mübârekin kapısını açıp, içeri girdi.
Çıktığında, “Yanık ciğer kokusu” geliyordu ağzından.
Yanında Abdülhakîm Arvâsî hazretleri vardı.
- Ciğeri kebâb olmuş, çok yaşamaz!
buyurdu.
Gemi ile dönüşe geçtiler.
Yolda hastalandı.
"Tûr-i sînâ"ya gelince kavuştu Rabbine.
