Laleler..laleler..
3.388 görüntülenme · 9 yanıt
Mazhar-ı ism-i Celâl olmasa hakkâ lâle
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle
Şöyle demeye gelir: “Hakikate lâle, Celâl olan Allah’ın adının harflerini taşımasaydı bu kadar yüksek mertebeler bulamazdı elbette!”
Lale soğanı, yalnızca bir dal ve bir tek çiçek verdiği için Allah’ın birliğini temsil eder ve şekil itibariyle de tevhid’in sembolü olan elif’e benzer. Bütün bu özellikleriyle lâle Osmanlı toplumunda âdeta kutsallık kazanmış ve Allah’ın varlığını yansıtan özge bir çiçek olarak algılanmış, güzelliğinin sırrı da buna bağlanmıştır. O kadar ki XVII. Yüzyılda güzellerin mücevherat yerine lâle takınarak süslenmesi moda olmuş, lâle yetiştirmek ve şairane isimler taşıyan çeşitlerini koleksiyon olarak aynı bahçede bulundurmak âdeta bir yarış halini almıştır
Lâlenin kokusu yoktur, illa ki renkleri şairleri çıldırtacak kadar müstesna ve hayranlık vericidir. Klâsik Türk Şiirinde Lâle adlı araştırmayı yapan Ahmet Kartal’ın kitabında Akçağ yayınları, Ankara, 1998, 192 s. Lâlenin renkleri, adları, teşbih edilen unsurları vs. şairlerin beyitlerinden süzülerek verilmiştir. İşte lâlenin renkleri: Kırmızı (al, hamrâ, sürh, la’l, la’lîn, kızıl), kebûd (mavi), kibritî (açık sarı), zerd (altın sarısı), duhanî (koyu gri ve siyah), leylakî (mor), sefîd (beyaz), minâ (gök rengi), turuncu ve laciverdî...
Şair ruhu, elbette lâleyi mücerred teşbihlerle isimlendirmekten haz duyacaktır. Nitekim aynı araştırmada lâle isimleri de şöyle sıralanır: Âfitâb-ı gülzâr (gül bahçesinin güneşi), bî-mânend (benzersiz), âsaf-perver (vezir yetiştirmesi), dil-cû (gönül arayan), ferah- âver (ferahlık getiren), feyz-i Hudâ, (Allah’ın bereketi), gül-ruhsâr (gül yanaklı), hüsn-i Hasen (Hasan’ın güzelliği), ikrâm-ı Hak (Allah’ın ikramı), kavs-i kuzah (eleğimsağma), nahl-i erguvân (erguvan fidanı), nâzende (nazlı), necm-i nâdir (nadir görülen yıldız), nîze-i rummânî (nar renkli mızrak), semen-sîma (yasemin yüzlü), şakâyık-ı numânî (kır lâlesi, gelincik), şevk- efzâ (coşku arttıran), tuğ-ı şâhî (padişah tuğu), Yed-i Beyzâ (Hz. Musa’nın beyaz eli), ebr (bulut), mercan, tac, kadeh (peymâne, câmı Cem, sâgar, ayağ, lalîn câm), sürahi, karure (sırça şişe), hokka, külah, kâse, çanak, fanus, micmer, hayme (çadır), otağ, nûn, gamze vb. Bütün bu isimlere bakarak lâlelerin şekillerini zihnimizde canlandırmak mümkündür.
Şairler lâleyi sevgilinin yüzüne, yanağına, dudağına ve taze geline de benzetmişler; âşıkın bağrını bedenini, sînesini, gönlünü ve gözünü de ortasındaki dağlama yarasını andıran siyah leke ile ölçmüşlerdir.
Lâle ki sevgilinin yanağıdır; onu gören gül, güllüğünden utanır; salınışını gören servi salınmayı bırakır. Tıpkı Necatî Bey’in söylediği gibi:
Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler
Servi yürütmediler; goncayı söyletmediler
BÜTÜN LALELER 6 YAPRAKLIDIR
Gerçek lâlelerin hepsinde renkli 6 yaprak bulunur. Tac ve dal yaprakları ise yeşildir. Yaprak sayısı altıdan fazla olan katmer laleler daha sonra üretilmiş olup güle benzetilmişlerdir.
Lâleler sonbaharda toprağa soğanlar hâlinde dikilir ve ilkbaharda bir tek çiçek açar. Kışın kendilerini dibe çekmeleri, soğanını ayaza çaldırmamak içindir. Kumlu ve gübreli toprağı severler ve açıldıkları zaman ancak birkaç gün dayanırlar. Gece kapanır, gün ışığında yapraklarını yayarlar. Koklanmaları hâlinde yaprakları erken dökülür.
Lâle ki bir devre adını veren çiçektir, övülmeye lâyıktır. Sözü Edip Ayel’e bırakalım:
Eylül’de melûl oldu gönül soldu da lâle
Lâleyken emel ermedi bahçemde kemâle
Gelmez bu elem neyleyelim fazla suâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bir kâle
Hülyâ bizi râmeyleyebilmiş ki muhâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle
Sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
Bülbül edemez belki de şâir gibi nâle
Yıllar eriyor ağladığım gülle zevâle
Son darbeyi vursaydı ecel bâri mecâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
Vaktiyle XVI. Yüzyılda Viyana’da yetiştirilmeye başlayan lâle bugün bütün Avrupa’yı etkisine almış gibidir. Artık Hollanda’daki lâle sevgisi neredeyse çılgınlığa (Tulipomania) varacak derecelere gelmiş; Kanada’nın Ottova kentinde her Mayıs adında lâle festivali düzenlenir olmuştur. Çok şükür ki lâle yeniden medeniyetimize merhaba diyor.
Lâleyi önemseyenlere selam olsun...
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lâle
Şöyle demeye gelir: “Hakikate lâle, Celâl olan Allah’ın adının harflerini taşımasaydı bu kadar yüksek mertebeler bulamazdı elbette!”
Lale soğanı, yalnızca bir dal ve bir tek çiçek verdiği için Allah’ın birliğini temsil eder ve şekil itibariyle de tevhid’in sembolü olan elif’e benzer. Bütün bu özellikleriyle lâle Osmanlı toplumunda âdeta kutsallık kazanmış ve Allah’ın varlığını yansıtan özge bir çiçek olarak algılanmış, güzelliğinin sırrı da buna bağlanmıştır. O kadar ki XVII. Yüzyılda güzellerin mücevherat yerine lâle takınarak süslenmesi moda olmuş, lâle yetiştirmek ve şairane isimler taşıyan çeşitlerini koleksiyon olarak aynı bahçede bulundurmak âdeta bir yarış halini almıştır
Lâlenin kokusu yoktur, illa ki renkleri şairleri çıldırtacak kadar müstesna ve hayranlık vericidir. Klâsik Türk Şiirinde Lâle adlı araştırmayı yapan Ahmet Kartal’ın kitabında Akçağ yayınları, Ankara, 1998, 192 s. Lâlenin renkleri, adları, teşbih edilen unsurları vs. şairlerin beyitlerinden süzülerek verilmiştir. İşte lâlenin renkleri: Kırmızı (al, hamrâ, sürh, la’l, la’lîn, kızıl), kebûd (mavi), kibritî (açık sarı), zerd (altın sarısı), duhanî (koyu gri ve siyah), leylakî (mor), sefîd (beyaz), minâ (gök rengi), turuncu ve laciverdî...
Şair ruhu, elbette lâleyi mücerred teşbihlerle isimlendirmekten haz duyacaktır. Nitekim aynı araştırmada lâle isimleri de şöyle sıralanır: Âfitâb-ı gülzâr (gül bahçesinin güneşi), bî-mânend (benzersiz), âsaf-perver (vezir yetiştirmesi), dil-cû (gönül arayan), ferah- âver (ferahlık getiren), feyz-i Hudâ, (Allah’ın bereketi), gül-ruhsâr (gül yanaklı), hüsn-i Hasen (Hasan’ın güzelliği), ikrâm-ı Hak (Allah’ın ikramı), kavs-i kuzah (eleğimsağma), nahl-i erguvân (erguvan fidanı), nâzende (nazlı), necm-i nâdir (nadir görülen yıldız), nîze-i rummânî (nar renkli mızrak), semen-sîma (yasemin yüzlü), şakâyık-ı numânî (kır lâlesi, gelincik), şevk- efzâ (coşku arttıran), tuğ-ı şâhî (padişah tuğu), Yed-i Beyzâ (Hz. Musa’nın beyaz eli), ebr (bulut), mercan, tac, kadeh (peymâne, câmı Cem, sâgar, ayağ, lalîn câm), sürahi, karure (sırça şişe), hokka, külah, kâse, çanak, fanus, micmer, hayme (çadır), otağ, nûn, gamze vb. Bütün bu isimlere bakarak lâlelerin şekillerini zihnimizde canlandırmak mümkündür.
Şairler lâleyi sevgilinin yüzüne, yanağına, dudağına ve taze geline de benzetmişler; âşıkın bağrını bedenini, sînesini, gönlünü ve gözünü de ortasındaki dağlama yarasını andıran siyah leke ile ölçmüşlerdir.
Lâle ki sevgilinin yanağıdır; onu gören gül, güllüğünden utanır; salınışını gören servi salınmayı bırakır. Tıpkı Necatî Bey’in söylediği gibi:
Lâle-hadler yine gülşende neler etmediler
Servi yürütmediler; goncayı söyletmediler
BÜTÜN LALELER 6 YAPRAKLIDIR
Gerçek lâlelerin hepsinde renkli 6 yaprak bulunur. Tac ve dal yaprakları ise yeşildir. Yaprak sayısı altıdan fazla olan katmer laleler daha sonra üretilmiş olup güle benzetilmişlerdir.
Lâleler sonbaharda toprağa soğanlar hâlinde dikilir ve ilkbaharda bir tek çiçek açar. Kışın kendilerini dibe çekmeleri, soğanını ayaza çaldırmamak içindir. Kumlu ve gübreli toprağı severler ve açıldıkları zaman ancak birkaç gün dayanırlar. Gece kapanır, gün ışığında yapraklarını yayarlar. Koklanmaları hâlinde yaprakları erken dökülür.
Lâle ki bir devre adını veren çiçektir, övülmeye lâyıktır. Sözü Edip Ayel’e bırakalım:
Eylül’de melûl oldu gönül soldu da lâle
Lâleyken emel ermedi bahçemde kemâle
Gelmez bu elem neyleyelim fazla suâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bir kâle
Hülyâ bizi râmeyleyebilmiş ki muhâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle
Sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
Bülbül edemez belki de şâir gibi nâle
Yıllar eriyor ağladığım gülle zevâle
Son darbeyi vursaydı ecel bâri mecâle
Bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
Vaktiyle XVI. Yüzyılda Viyana’da yetiştirilmeye başlayan lâle bugün bütün Avrupa’yı etkisine almış gibidir. Artık Hollanda’daki lâle sevgisi neredeyse çılgınlığa (Tulipomania) varacak derecelere gelmiş; Kanada’nın Ottova kentinde her Mayıs adında lâle festivali düzenlenir olmuştur. Çok şükür ki lâle yeniden medeniyetimize merhaba diyor.
Lâleyi önemseyenlere selam olsun...
Uzaklık deyip dert ettiğin nedir ki sevgili Biz
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
Beni Kimsenin Bilmesi Önemli Degil Rabb'im Bilsin , Yeter. Kim Ne Derse Desin
Bana
Rabb'im Kulum Desin Yeter...
Osmanlı padişahı üçüncü ahmet devri
Sadrazamı da sorsan damat ibrahim paşa
Tam oniki yıl sanki bitmeyecekti
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Bu devirde laleler, inan baştacı oldu
Laleler konuşuldu, laleler bak anıldı
Saraylarda şatafat, halk ise unutuldu
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Fakire ekmek yoktu, bahçede lale çoktu
Dışardan getirdiler, lale acayip boldu
Alim var, zalim çoktu, vicdan mı inan yoktu
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Sarayda eğlenceler, Saz, söz, şarkı muhabbet
Laleli gün başlıyor, ne bitti, ne tükendi
Halk tedirgin ve suskun, lale ile otur, kalk
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Bu lale devri bitti, bin yediyüzotuz da
Halk kurtuldu bu işten, laleler unutuldu
Boşa giden paralar, inan halka yansıdı
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Bu devir insanlara, bak kardeşim ders olsun
Halka eziyet eden, düzse inan ters olsun
Vicdanı unutan da, inan Allah'tan bulsun
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
alıntı...


Sadrazamı da sorsan damat ibrahim paşa
Tam oniki yıl sanki bitmeyecekti
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Bu devirde laleler, inan baştacı oldu
Laleler konuşuldu, laleler bak anıldı
Saraylarda şatafat, halk ise unutuldu
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Fakire ekmek yoktu, bahçede lale çoktu
Dışardan getirdiler, lale acayip boldu
Alim var, zalim çoktu, vicdan mı inan yoktu
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Sarayda eğlenceler, Saz, söz, şarkı muhabbet
Laleli gün başlıyor, ne bitti, ne tükendi
Halk tedirgin ve suskun, lale ile otur, kalk
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Bu lale devri bitti, bin yediyüzotuz da
Halk kurtuldu bu işten, laleler unutuldu
Boşa giden paralar, inan halka yansıdı
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
Bu devir insanlara, bak kardeşim ders olsun
Halka eziyet eden, düzse inan ters olsun
Vicdanı unutan da, inan Allah'tan bulsun
Unutulmaz o devir, muhteşem lale devri
alıntı...


Uzaklık deyip dert ettiğin nedir ki sevgili Biz
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
Beni Kimsenin Bilmesi Önemli Degil Rabb'im Bilsin , Yeter. Kim Ne Derse Desin
Bana
Rabb'im Kulum Desin Yeter...
Mekarim-i Ahlakselamünaleyküm.
lale zamanı İSTANBUL'u ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
selam ve saygılarımla.
ALEYKÜMSELAM İNŞ RABBİM NASİP ETSİN :H
Uzaklık deyip dert ettiğin nedir ki sevgili Biz
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
Beni Kimsenin Bilmesi Önemli Degil Rabb'im Bilsin , Yeter. Kim Ne Derse Desin
Bana
Rabb'im Kulum Desin Yeter...
Altın Üye
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj

Selamün Aleyküm Hafize annem..
Allah c.c razı olsun..Zevkle okudum.
Harika bir paylaşım sunmuşsunuz..Emeğinize sağlık..
B)aB)e'ler yeniden gözde artık..
Bir zamanların unutlmaya yüz tutmuş bir çiçeğiydi..
Adını verdiği Osmanlı devrinden olsa gerek..
Şimdi laleler de ''LALE DEVİRLERİNİ'' yaşıyorlar:)
Her biri Rahman c.c'nin eşsiz güzellikleri..
Rabbimize emanet olunuz..Selam ve baki Dua ile.
aliye_aliye
Selamün Aleyküm Hafize annem..
Allah c.c razı olsun..Zevkle okudum.
Harika bir paylaşım sunmuşsunuz..Emeğinize sağlık..
B)aB)e'ler yeniden gözde artık..
Bir zamanların unutlmaya yüz tutmuş bir çiçeğiydi..
Adını verdiği Osmanlı devrinden olsa gerek..
Şimdi laleler de ''LALE DEVİRLERİNİ'' yaşıyorlar
Her biri Rahman c.c'nin eşsiz güzellikleri..
Rabbimize emanet olunuz..Selam ve baki Dua ile.
Aleykümselam Aliye sana lale veriyorum
“Birlik” sembolü lale
Osmanlı’nın lale sevgisi ve kültürü Anadolu Selçuklularına dayanmaktaydı. Hem Anadolu Selçuklularının hem de Osmanlının laleye bu kadar değer vermesinin başlıca nedeni dindir. Lale mistik bir yaklaşımla “birlik” işaretidir.

Uzaklık deyip dert ettiğin nedir ki sevgili Biz
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
YARADAN'ı görmeden sevmedik mi
Mevlana'dan
Beni Kimsenin Bilmesi Önemli Degil Rabb'im Bilsin , Yeter. Kim Ne Derse Desin
Bana
Rabb'im Kulum Desin Yeter...
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/29566-laleler-laleler · 22.08.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
◆İlgili Konular
Giriş yap ve cevap yaz.








