Soru: Diyalogun dini temellerine dair Kur'an'dan delil gostermek mumkun mudur?
Kuran-i Kerim'e o nazarla bakacak olursaniz, diyaloga cagiran pek cok ayet bulabilirsiniz. Bilhassa Ehl-i Kitaba karsi yumusak olmak Kuran'in emridir. Degil sadece Ehl-i Kitap. Cenab-i Allah, Hazreti Musa'yi, Firavun'a gonderirken dahi "Ona yumusak soz soyle; olur ki, ogut alir, kendine gelir ve Allah tan Korkar' (Taha Sûresi,. 20/44) diye mulayemeti emreder. Muhataplari, Firavun. Nemrut, Seddad gibi kalb ve kafalari imana kapali, kufre programlanmis insanlar bile olsa, Musluman anlatacagi seyleri yine "kavl-i leyyin" ile anlatmalidir. Galiz sozlerin, insanlari kinamanin ve onlara karsi kaba davranmanin Islam'da hic mi hic yeri yoktur.
Bakara sûre-i celilesinin hemen basinda Allah Teala soyle buyurur: "Kuran muttakileri hidayete ulastirir." Daha sonra da bu muttakilerin kim oldugunu aciklar: "Gaybe iman eden, namazi dosdogru kilan ve rizik olarak verdiklerimizden infakta bulunanlar. Ve ayni zamanda sana ve senden onceki (Peygamberlere) indirilenlere iman edenler. Ve onlar ahirete de kesin bir yakin icindedirler." Kur'an bu ayetleriyle bizi, cok yumusak ve biraz da kapali bir uslûp kullanarak, gecmis peygamberleri ve adlariyla onlara indirileni kabule cagirir. Daha Kur'an'in basinda, ondan istifade icin boyle bir sartin getirilmesi, bana Ehl-i Kitap ile diyalog adina cok onemli geliyor.
Diyalog denince ilk akla gelen ayet-i kerimelerden biri de, "De ki: -Ey Ehl-i Kitap! Bizimle sizin aramizda birlesecegimiz, musterek ve adi! su sozde karar kilalim: "Allah'tan baskasina ibadet etmeyelim. O'na hicbir seyi serik kosmayalim, kimimiz kimimizi Allah'la beraber rab edinmesin." (AH Imran Sûresi, 2/64) mealindeki ilahi beyandir. Evet, Islam'i butun bir kale ve hududullah ile cevrilmis genis bir kasr-i mualla olarak dusunecek olursak, bu sarayin muteaddit giris kapilari oldugu gibi, bu kapilara ulastiran ve iceri girmeyi saglayan mahlukatm nefesleri adedince yollarin var oldugunu da unutmamak icab eder. Islam, kendine has uslubuyla insanlari bu yollardan herhangi birinde ve yine yolun herhangi bir noktasinda kucaklar ve usulune gore onu kapilarindan birinden iceriye ceker. Zannediyorum, boyle bir husus ve tedririligin anlasilamamis olmasi ya da tam idrak edilememesi, dun oldugu gibi, bugun de bazilarim belli yanlisliklara suruklemektedir. Iste bu ayet, Ehli Kitabi, sozu edilen yollardan veya noktalardan birinde yakaliyor; onlara guler bir yuz ve tatli bir dille yaklasip, "gelin" diyor. Bu "gelin'' deyiste, "Sizi cagirdigim, davet ettigim seyler, sizin bilmediginiz seyler degil; tam tersine, bildiginiz, unsiyet ettiginiz ve bizden cok once karsilasip da, simdi unutmus olabileceginiz veya yanlis hatirladiginiz seyler turundendir." diyor ki, bu da Kur'an'nin, Ehl-i Kitapla aramiza bir kopru kurarak onlari gayet yumusak bir sekilde, sicak baktiklari bir noktadan yakalamasi demektir.
Allah Teala bir baska ayette soyle buyurur. "Zulmedenleri haric, Ehl-i Kitap ile en guzel olan seklin disinda hir tarzda, munazara, mucadele etmeyin!" (Ankebut Sûresi. 29/46) Kuran, bu ay eriyle de bize, uslubda takinacagimiz tavri ve sergilememiz gereken edebi saliklar. Islam'da munazara sekil ve uslûbu konusunda Bediuzzaman'in soyledikleri de son derece dikkat cekicidir: O, "Munazarada karsidakinin maglubiyetiyle memnun olan insan, insafsizdir." der ve bunun sebebini de soyle aciklar: "Onun maglûp olmasiyla siz bir sey kazanmazsiniz; siz maglûp olup da, o kazanmis olsaydi, o takdirde bir yanlisinizi duzeltmis olacaktiniz." Evet, munazarayi, nefsi adina degil de, gercegin ortaya cikmasi adina yapan insanin tavri baska degil bu olmalidir. Buna karsilik, siyaset meydanlarinda, sadece hasmi maglûp etme dusuncesiyle yapilan munakasalara baktigimizda, o tartismalardan olumlu hicbir netice cikmadigi da aciktir. Oyleyse, musademe-i efkardan, yani fikirlerin carpismasindan hakikatin ortaya cikmasi icin, karsilikli anlayis, saygi, hakperestlik gibi dusturlar katiyen kulakardi edilmemelidir. Bu ise, Kur'ani bir dustur olarak ancak iyi bir diyalog ortaminda gerceklesebilir.
Soz konusu ayetin devaminda Cenab-i Hak, "Onlara soyle deyin: Biz, hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim ilahimiz da sizin ilahiniz da bir ve ayni ilahtir ve biz O'na gonulden teslim olduk." (Ankebût Sûresi. 29/46) buyurarak, Muslumanlara ortak noktalan one cikarmak suretiyle kendilerini anlatabilmek Icin bir zemin olusturmayi tavsiye etmektedir. Dolayisiyla, Ehl-i Kitabin zalim olmayan kesimiyle munasebetlerimizde, siddetli davranma ve onlari tahrik etme dusuncesi Islami bir dusunce ve davranis degildir. Boyle bir dusunce ve davranis Islami olmaktan da ote, Islami kaide ve prensiplere aykiri bir carpiklik demektir.
Bir baska yerde, "Dininizden Oturu sizinle savasmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen inancsizlara gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmekten, adalet ve insafi gozetmekten menetmez. Cunku Allah adil olanlari sever." (Mumtehine Suresi, 60/8) buyrulmaktadir. Bu ayetin inmesiyle alakali olarak, Hazreti Esma validemizin musrike olan annesinin, Mekke'den Medine'ye gelip validemizle gorusmek istemesini naklederler. Hazreti Esma, Allah Resulu'ne gelir ve musrik annesiyle gorusup gorusemeyecegini sorar. Bunun uzerine bu ayet nazil olur ve gorusmenin de otesinde, ona iyilikte bulunmanin dahi herhangi bir mahzuru olmadigi ifade edilir (Buhari, Hibe 28.. Edeb 8; Muslim, Zekat 50). Evet, bahse konu olan bu kadin bir musrikedir. Ayrica, bu ayet Muslumanlarla Mekke musriklerinin aralarinin son derece gergin oldugu bir sirada nazil olmustur. Buna ragmen iyiligi, insaf ve adaleti emretmesi bize gore oldukca manidardir.
Evet, Kur'an-i Kerim'e bu zaviyeden bakinca, konuyla alakali daha pek cok ayet bulmak mumkundur. Kaldi ki zaten "Islam" da ismi, mensei itibariyla silini, emniyeti ve guveni ifade etmektedir.