Hz.MEVLANA (Muhammed Celaleddin Rumi)
47.065 görüntülenme · 146 yanıt
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj
<DAMLA>gül tanem benim katkıların için sagol devamı gelsin ama can kardeşim benim yardımcı ol nur damlana
rabbimize emanetsin inşallah gül tanesi
selam dua ve muhabbetle inşallah:HB)
nihalim, post: 523714, member: 52109selamunaleyküm...ALLAH c.c. razı olsun emeğinize sağlık (bu arada TALİP abimizin de) güzel bir paylaşım olmuş...ALLAH c.c. emanet olun...selam ve dua ile...
aleykum selam kardeşim
kardeşim aslında bana degil degerli talip amcamızdan allah razı olsun talip amcam sayesinde bu konuyu açtım ve katkıda bulunan bütün kardeşlerimin ellerine saglık rabbim razı olsun
rabbimize emanetsin inşallah
selam ve dua ile
aliye_aliye, post: 523719, member: 55414Selamün aleyküm Nur Damlam, devamını getireceğim inşallah canım kardeşim..Yardım edeceğim elimden geldiğince;)...Rabbimiz c.c senden de razı olsun, güzel bir başlagıç yaptın. Rabbimiz c.c sevabına yazsın inşallah..Selam, dua ve muhabbetle inşallah canım kardeşim..B)
rabbim talip amcamdan razı olsun talip amcam dediği için açtım bu konuyu
sagol gül tanem biliyorum nur damlanı yalnız bırakmazsın sen ellerine saglık can kardeşim benim
rabbimize emanetsin inşallah
selam dua ve muhabbetle inşallahB)B)
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj
MESNEVİ
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj
köpeğe şekerdir, helvadır.
kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
sular da temizlemeye çalışır.
Selviyi hür bir halde yücelten,
kederi de sevinç haline sokabilir.
nasıl olur da güneş üflemekle söner?
kuşların her biri bir yöne uçar.
aşağılık dünyadan göğe sıçrayiverir.
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
Kıskançlık ateşten meydana gelir.
İstek tuzaklarından kaçının.
susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
dinleyenin dinlemesinden, anlamaesından ileri gelir.
Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından,
bir derde uğratmasından daha iyidir.
Suyu başına döksen, başı kırılmaz.
Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,
toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
içinde inci vardır.
Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun
diye bu alem yok değildir.
tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
nedir bir sevgiye harcanmadıktan,
bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
gama binlerce defa aferin.
tatlı şeylerin sarhoşu oldukça,
ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj
Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır.
Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir,
nasıl olur da güneş üflemekle söner?
Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir.
Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile.
İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
Genişlik, sabırdan doğar.
Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.
Kıskançlık ateşten meydana gelir.
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj
Mevlânâ'nın ölüm gününün hatırası olarak yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir. İkindi vaktinden sonra Kur'an okumak ve Aynü'l-Cem' yapılmak sûretiyle icra edilen bu merasimin gecesine aynı zamanda "Leyletü'l-Arûs" da denilir. Şeb, Farsça; Leyle, Arapça "gece" demek olduğu için tabirlerin ikisi de aynı manâya delâlet etmektedir.
Mevlânâ Celaleddin ölüm gününü "Hakk'a vuslat", "Düğün günü" saymıştır (Hilmi Yücebaş, Edebiyatımızda Mevlânâ, (Konya İl Yıllığı), Konya 1973, 30)
Bilindiği gibi, Mevlâna (hicrî 672) miladî 17 Aralık 1273'de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, Konya ufuklarını kızıla boyarken bu âlemden can ve bekâ âlemine göç etmiştir. Mevlânâ ölümünü gerdek gecesi "Şeb-i Arûs" "Sevgiliye kavuşma" günü olarak kabullenmişti. Şeb-i Arûs, fedakârlıkla başlar, ölüm boyunca devam eder, öbür âleme kavuşmakla tamamlanır.
Mevlânâ, "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama, arif kişilerin gönlündedir. Bizim mezarımız. Burada ölüm (olarak) tezahür ediyorsa da orada doğumdur" der. Yine Rabbine, "Ölmek şeker gibi tatlı bir şey, canı sen aldıktan sonra seninle olunca da tatlı candan da tatlıdır, ölüm" şeklinde seslenir. Böylelikle ölüme bir başka açı kazandırır (Alişan Özattila, Hak Aşığı Mevlânâ Celâleddin, 180-181).
Gerçekte iki türlü ölüm vardır. Birincisi, nefsi (egoyu) feda ederek oluşan "manevî ölüm". Yani Hz. Peygamber (s.a.s.)'in "Ölmeden evvel ölünüz” emrince "Hak'ta yok olmak" anlamındadır. Bu ölüme, "ilk vuslat" adını da verebiliriz. İkinci ölüm ise, "fizikî ölüm"dür. Bugüne kadar, Şeb-i Arûs olarak kabul ettiğimiz, canın beden kafesinden kurtularak aslına döndüğü, katrenin denize, can ummanına erdiği an. Ki bu an "vuslat gecesi" olarak isimlendiriliyor (Feyzi Halıcı, Mevlânâ Sevgisi, 20).
Mevlânâ'da Vuslat Anlayışı
Mevlânâ, "Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan" der. Kendinin ölüm ve vuslat anlayışını, Kur'an-ı Kerim'in bir âyetinin ışığı altında tetkik edip anlamak mümkündür:
"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra ancak bize döndürüleceksiniz" (el-Ankebût, 29/57).
Âyette geçen "dönmek" kelimesi, Allah'a kavuşulacağını, "vuslatı" açık bir ifadeyle "müjdelemekte"dir. Bu müjdeyi benimseyen, ona sımsıkı sarılan Mevlânâ, ölümü bir ayrılık değil, bir vuslat olarak kabul eder.
Mevlânâ'nın ölüm anlayışına gelince; "Bir devir sistemi içinde hayatın anlamı, ruhun ölümsüzlüğü ve Allah'a, vuslatın yolu ölümden geçmektedir" tarifiyle zemin kazanır ve Mevlânâ'da ölüm, "Mutlak ve ölümsüz Varlık'a veya diğer ifadeyle "asla" bir rücû hareketi ile" zirveye ulaşır.
Mevlânâ, ölümü kişinin aslına dönüşü veya menşein ilâhi bir cevher olması hasebiyle "Allah'a dönüş" olarak telâkki eder.
Bir başka ifadeyle ölüm, "Cismin ortadan kalkması değil, Allah'a doğru uçmasıdır."
Mevlânâ bu hususu şöyle ifade eder:
"Bizi Elest harabatından getirdiler. Coşmuş, dağılmış ve kendinden geçmiş olarak getirdiler. Yine harabat tarafına çekecekler. (Bizi) yoktan var ettikleri için" (Mevlânâ, Rubaiyyat, 672/1 14).
"Hele ölümden bir kurtulsun, kurtuluşa ulaşın; çünkü sevgiliyi görmek âb-ı hayattır." (Mevlânâ, Mesnevî, Terc., A. Gölpınarlı, III, Beyit 4607).
"Çünkü tiksinmek, kötü gelmek ortadan kalkarsa o ölüm, ölüm değildir ki. Görünüşte ölümdür, gerçekteyse göçüş" (Mevlânâ, Mesnevî Terc., A. Gölpınarlı, III, 4613).
Abdülmelik ERDOGAN
Rahman c.c. Mevlana Hz. (k.s) 'yu örnek alanlardan olmayı nasip eylesin inşaAllah..
Rabbimize c.c. emanet ol.. selam ve acizane dualarım ileB)B)
nigdeliselamun aleyküm canım kardeşim.. ellerine, emeğine, yüreğine sağlık olsun inşaAllah, mükemmel ötesi bir paylaşımdı.. Rabbim c.c. sevabını yazsın damlacım.. senden, vesile olan can Talip amcamdan ve katılımda bulunan tüm kardeşlerimizden Rabbimiz c.c. razı olsun..
Rahman c.c. Mevlana Hz. (k.s) 'yu örnek alanlardan olmayı nasip eylesin inşaAllah..
Rabbim seni ve paylaşımlarını burada daim eylesin güzel kadeşim..
Rabbimize c.c. emanet ol.. selam ve acizane dualarım ileB)B)
sagol güzel cevabın için rabbim senden de razı olsun güzel kardeşim
rabbim bütün kardeşlerimden razı olsun inşallah
amin inşallah kardeşim rabbimin nasip ettiği kadar burdayım siz degerli kardeşlerimle birlikteyim inşallah
rabbimize emanetsin inşallah güzel kardeşim
selam dua ve muhabbetle inşallah
<<<B)>>>
BIR OLUR MU?
Biri geldi, hoca senai öldü dedi.
Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim.
Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim.
Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim.
Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim.
Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim.
O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü.
Bir arpaya sayardı iki cihanı.
Aldı topraktan yaratılan bedeni bir gün,
fırlattı toprağa attı.
Aldı götürdü akıl dene şeyi.
Yanlış laf mı ediyoruz ne?
Kimsenin bilmediği bir can daha vardı,
bağışladı gitti o canı sevgiliye.
Saf şarap tortu koyvermişti.
Safı tortunun üstüne çıkmıştı,
arınmıştı tortudan.
Günlerden bir gün, azizim,
yolda birbirlerine rastlamışlar,
birlikte yolculuk etmişlerdi,
bir kürt, bir maraga'lı, bir rey'li,
bir de rum ülkesinden biri.
Biri olur muydu atlas kumaşla kara çul?
Elbet yollar ayrıldı bir gün.
her biri kendi yurduna gitti.
MEVLANA CELALETTİN RUMİ


Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.
Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikiside,
peki, kutlu ne, kutsuz ne?
Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız
iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?
Sen habire gevele dur bakalım,
habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de,
sonu nereye varır bunun, nereye?
Şu beş duyudan, altı yönden
varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
insanlara karıl, insanlara,
insanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.
Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.
Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.
Dünyada nice diller var, nice diller,
ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
can nasıl koşar, bunu canlara iletir.
MEVLANA CELALETTİN RUMİ
Mevlana Müzesi Ve Türbesi

Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna'nın babası Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'e hediye edilmiştir. Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir.
Sultânü'l-Ulemâ'nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracat ederek babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna "Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur" diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled Mevlâna'nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. "Kubbe-i Hadra" (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin'e yaptırılmıştır. Bu tarihten sonra inşaî faaliyetler hiç bitmemiş 19. yüzyılın sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir.
Mevlevî Dergâhı ve Türbe 1926 yılında "Konya Âsâr-ı Âtîka Müzesi" adı altında müze olarak hizmete başlamıştır.1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiş ve müzenin adı "Mevlâna Müzesi" olarak değiştirilmiştir. Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²ye ulaşmıştır. Müzenin avlusuna "Dervîşân Kapısı" ndan girilir. Avlunun kuzey ve batı yönü boyunca derviş hücreleri yer almaktadır. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarlığı'na açılan Hâmûşân (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Avlunun doğusunda ise Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri yanında semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu ana bina yer alır. Avluya Yavuz Sultan Selim'in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile "Şeb-i Arûs" havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme, ayrı bir renk katmaktadır.
Tilâvet Odası
Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamına gelir. Geçmişte bu oda da Kur'an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet odası denmiştir. Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır. Hat Dairesi'nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud'un yazdığı altın kabartma bir levha da yer almaktadır. Gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi'nin hattı ile yazılmış olan Molla Cami'ye ait Farsça beyitte şöyle denilmektedir.
Kabetü'l-uşşâk bâşed in mekam
Her ki nakıs amed incâ şod temam
(Bu makam aşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlanır)
Huzûr-ı Pîr (Türbe)
Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa'nın 1599 yılında yaptırdığı gümüş kapıdan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nın meşhur eserlerinden Mesnevi'nin, Divân-ı Kebir'in en eski nüshaları sergilenmektedir. Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yeşil kubbeye kuzey yönünden bitişiktir.
Türbe salonu doğuda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukaları yer almaktadır. Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han için yapılmış nisan tası sergilenmektedir.
Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna'nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklaması açısından mühimdir.
1. levha Türkçedir ve şöyledir;
"Ya olduğun gibi görün
Ya göründüğün gibi ol"
2. levha ise Mevlana'nın Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi şöyledir;
"Gel, Gel, ne olursan ol, gel! İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel! Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir. Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"
Türbe salonunu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babası Bahaeddin Veled'in soyundan gelme, 10'u hanımlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Şeyh Kerimüddin gibi Mevlevîlikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır. Hanımlara ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamıştır.
Yeşil kubbenin tam altında Mevlâna'nın ve oğlu Sultan Veled'in mezarları yer almaktadır. Mezarların üzerindeki iki bombeli mermer sandukayı 1565 yılında Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır. Sandukaların üzerinde yer alan altın sırma tellerle işlenilmiş Pûşîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafından 1894 yılında yaptırılmıştır. Halen Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled'in mezarı üzerinde bulunan ve bazı kişilerin "oğlu gelince babası ayağa kalkmış" dedikleri ahşap sanduka ise, bir Selçuklu şaheseri olup, 1274 yılında Mevlâna için yaptırılmıştır. Kanunî, Mevlana ve oğlu Sultan Veled'in mezarları üzerine 1565 yılında yeni bir mermer sanduka yaptırınca, ahşap sanduka buradan kaldırılmış ve sandukası olmayan Mevlâna'nın babasının mezarının üzerine konulmuştur.
Semâhâne
Semâhâne bölümü, mescid bölümü ile birlikte XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Semâhâne'de semâ, 1926 yılında dergâh müze oluncaya kadar devam etmiştir. Semâhâne'de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturdukları mutrib hücresi ile erkekler ve hanımlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne'nin uygun duvarlarında tarihi halılar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahşap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir.
Mescid
Mescide çerağ kapısından girilir. Ayrıca mezarların bulunduğu huzûr- pîr ve semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapı ile geçişler vardır. Bu bölümde müezzin mahfili ve mesnevîhân kürsüsü orijinal halleriyle muhafaza edilmektedir. Mescidin güney duvarı üzerinde çok değerli halı ve ahşap kapı numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpiştirilen 10 adet vitrinde de çok değerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir.
Halı Kumaş Bölümü - Derviş Hücreleri
Mevlâna Dergâhı'nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadır. Bu hücreler Padişah III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır. Bu hücrelerden giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılmaktadır. Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişîn ve mesnevîhân hücresi olarak, orijinal eşyaları ile teşhir edilmiştir. En sondaki iki hücre ise değerli kitap koleksiyonlarını müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpınarlı ile Dr. Mehmet Önder'in kitaplarına tahsis edilmiştir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir.
Diğer 9 hücrenin ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor elde edilmiştir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Uşak, Kırşehir gibi yörelerine ait tarihi halıları, diğer koridorda ise Konya İli'ne bağlı, Ladik, Karaman, Karapınar, Sille gibi yörelerde dokunmuş tarihi halılar sergilenmektedir. Bu hücrelerin koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasına ait pazarcı maşası, mütteka, nefîr gibi dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki eşyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece değerli Bursa kumaşları sergilenmektedir.
Matbah Bölümü
Matbah müzenin güneybatı köşesinde yer alır. 1584 yılında Sultan III. Murat tarafından yaptırılmıştır. Dergâhın müzeye dönüştürülüğü 1926 yılına kadar yemek ihtiyacı burada karşılanıyordu.
1990 yılında yapılan onarımlardan sonra bu bölümün teşhir ve tanzimi mankenler ile yeniden yapılmıştır. Matbahın asıl işlevi olan yemek pişirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabı mankenlerle anlatılmaya çalışılmıştır. Matbahın diğer işlevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayı saka postu üzerinde otururken, semâ talim çivisi yanında ise semâ dedesinin can tabir edilen Mevlevî derviş adayına semâ talim ettirişi anlatılmaya çalışılmıştır.
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/25485-hz-mevlana-muhammed-celaleddin-rumi · 28.09.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
Giriş yap ve cevap yaz.











