EL-HAYY
Doğan günde, esen yelde, açan gülde murad sensin,
Diyen dilde, yapan elde, çalan telde sanat sensin,
Söner güneş, kayar yıldız, her hayatın bir sonu var;
Hayy sana münhasır yârab, sonu gelmez hayat sensin.
Yârabbi!..
Tomurcuğa durur dallar,
Tomurcuk döner çiçeğe.
Meltem meyveleri sallar
Sonu bilinen gerçeğe...
Akşam olur, döner rengi dağların.
Döner güneş, döner dünya, döner su
Buza, kara, buhara...
Döneriz günü gelince, dön emrinle sana biz;
Beden olur, toprak olur, hayâl olur döneriz...
Sultan olsak sonu belli, köle olsak ne çıkar?
Ateş olsak, cirmimizce bir yer yakar söneriz.
Sönmeyen sensin İlâhî, dönmeyen sensin.
Dönen biziz verdiğimiz sözden Bezm-i Elest'te.
Yaprak solar, ağaç kurur, devrilir;
Ağaç, ağaç iken sonunu bilir...
Yapraklan eller gibi açılır da semâya,
Kökleriyle seni arar derinde.
Gölgesiyle, meyvesiyle sana şükrü edaya
Gayret eder ona hayat bahşettiğin yerinde...
Ruhsuz sandığımız dünya, güneş., ay;
İlâhî cezbenle devreder durur,
Verdiğin hizmette eylemez kusur...
Biz garip bedenler, bunca ham ervah,
Sana dikleniriz, eyvah ki eyvah!..
Biliriz ki, ölecektir doğanlar,
Göçüp giden birer candır zaman içinde anlar...
Ebedî hayat senindir Yârab,
Senindir cümle zamanlar.
Hayy sensin İlâhî, sensin sonsuz hayat,
Senden hayat bulur cümle canlar...
Bedene can veren özge can sensin,
Ezelden ebede yaşayan sensin,
İmân ettik Yâ İlâhî,
Hayatı kendiyle başlatan sensin... [59]
EL-KAYYÛM
Her şey senin ile başlar, herkes şenden seni umsun,
Seni görmek isteyen göz, özünü özünde yumsun...
Sana -hâşa- yok diyenler, benliğini inkâr eder;
Zira zamanı başlatan, mekânı kuran kayyum'sun..:
Yârabbi!..
Senin verdiğin akıl elbet algılayamaz
Ne senden sonrasını, ne senden evvelini...
Kendini bilen akıl bendini çalkalamaz;
Ne yıldızlar kadar çok,
Ne de kumlar kadar az
Bir çizgide kalamaz...
Ne sorar sonrasını, ne arar evvelini.
Çocuğun kesse aklı, uzatır mı ateşe
O minicik elini?..
Var idin en evvelden,
Her şey yok olsa bile, hep var olacaksın sen...
Zaman nerde başladı, acaba nerde biter?
Kaç ışık yılı ırak bizlere galaksiler?..
Zerredeki dengeler, dengelenmeyen genler,
Kimin emriyle gezer uzayda gezegenler?..
Göl olan damlacıklar, buharlaşan dereler,
Bu sesleri nereden buluyor hançereler?..
Söyle biliyor isen, ey âciz akıl söyle!
Başlarını almış da nereye gider böyle
Serseri ve serâzad, çağlayan gibi güruh?..
Nerelerde dinlenir bin yıllardır bunca rûh?..
Karşılarken bunca yıl gelenleri gidenler,
Toprağı taşırmıyor toprak olan bedenler...
Yârabbi!..
Yaratanı inkâr etmek ne gaflet.
Bey etme özgelere, bizi kendine kul et!..
İmân olsun bu yolda gönlümüzün yolluğu,
Biz cihana sultanlığa değişmek istemeyiz
Âlemleri yaratan bir Allah'a kulluğu...
Yârabbi, Kâyyum sensin; yoktur senden evveli,
Seni ve sevdiğini severiz rızân için
Seni sevdik seveli...
İlâhî, yaşat bizi sana lâyık kul gibi.
Yârab, bizi uzak tut boş hayâller kurmaktan;
Serip de aklımızı dikenlere çul gibi,
Üstüne oturmaktan... [60]
EL-VACÎD
Münezzehsin kusurlardan, hep müstağni olan sensin,
Dileyince verdiğini, isteyince alan sensin,
Mürâd eylediğin her şey hazır olur huzurunda;
Kaçış yok senden ey vâcid, gel diyince bulan sensin.
Yârabbi...
Hükmünü infaz etmeye,
Ya da kabzetmeye ruhu,
Gerek duyduğun anda bulursun kullarını.
Sonsuz kudret sahibisin, ermediğin yer yok,
Basîr vasfınla İlâhî, görmediğin yer yok...
Sırtını senin verdiğin kudrete yaslayanlar,
Kibre ram olup da, ilâhlık taslayanlar
Nerdeler? Hiç birinden eser yok...
Sonsuz gücünden özge güce yoktur ihtiyacın,
Sonu geldi emrin ile nice tahtın, nice tâcın...
Ol der isen oluverir her şey,
Dize gelir cüce önünde devler.
Dilersen âbâd edersin vîrân olan haneleri,
Emredersen vîrân olur evler...
Bulmak için aramana gerek yoktur senin Yârab,
Yarattığın her şeyi bulansın.
Gizlenmek ne mümkün senden,
Senden ne mümkün kaçış?
Sen isteyince bulan, el-Vâcid olansın...
Aklı olan elbette gizlenmeyi denemez,
Hiç bir yer asla senin ilminden gizlenemez...
Senden kaçan gafiller,
Senden gayrı sığınacak bulamaz.
Her yer senindir Yârab, her yerde sen varsın,
Kimse senin hükmünden, kaçmakla kurtulamaz..
El-Vâcid sensin İlâhî, bizi her an bulursun,
Sen karanlığı saran sönmeyecek bir nursun.
Sensin âciz kullarına merhametinle yaklaşan,
Sensin o sonsuz kudreti sonsuzluğu aşan...
Veren sensin, alan sensin,
Aramadan bulan sensin,
Duyan, bilen, gören sensin;
Cemâlini görenlerden eyle bizi Yârabbi!
Şefkatine erenlerden eyle bizi Yârabbi!.. [61]
EL-MÂCİD
Nice vasfeylesin kalem, keremini yâ rabbena?
Kullardaki meziyyeti eden sensin medh ü sena.
el-Mâcid'sin; şânın Yüce, sonsuzdur kadr ü keremin;
Hata örtmek yüceliği sana mahsus, yalnız sana...
Yârabbi...
Methine mazhar olur, iyi işler yapan kulun,
Tevbe etse bağışlanır yanlış yola sapan kulun.
Översin iyiliği, hayır ve hasenatı,
Seversin hayra olan her işi ve sanatı.
Rızânı kazanan kul, elbet sana yâr olur,
İnsanlığa hizmet eden lutfuna mazhâr olur...
Rızân için sevenler hedef olur sevgine,
Erer senin o yüce, o erilmez övgüne...
Kulun iyiliğini eyliyorken aşikâr,
Örtersin hataları...
Kapatır, fahşetmezsin suçlarını kulun,
Nadim olunca bağışlar,
Sararsın şefkatin ile...
Beyhude koşup dururuz nefsin emriyle nafile,
Geçer gider günlerimiz, binbir hata,
Bin gaf ile...
İhsanın bol, lutfun sonsuz,
Ölçüye gelmez keremin;
Sensin bizi âkibetimizden eyleyen emîn...
Sarar sonsuz merhametin nice âsi kulu,
Şanın yüce, ilmin yüce, izzet ve celâlin ulu...
Bağışlarsın cümle kusurumuzu,
Faşedip de âleme bizi utandırmazsın.
Yüceltir hayatımızda senin verdiğin şeref,
Dilersen tenzil edersin,
Dilersen edersin ref...
Senindir şereflerin yücesi,
Şanın en ulusu senindir;
Yârabbi, kibrimizin yücelttiği gönlü,
Lutfunla tevazu gölüne sen indir...
El-Mâcid sensin İlâhî, düşenleri kaldıransın,
Bizi muhabbet gölüne şefkatinle daldıransın,
Azamet ve muhabbetin o yüce zâtında gizli;
Et yüreği gönül edip, muhabbetle dolduransın., [62]
EL-VÂHÎD
Sonsuz kürre ve zerreden yaratmışsın gökle yeri,
Yönetirsin kudretinle akıl almaz âlemleri, ef-Vâhid'sin,
Çoklukları yaratan tek ilâh sensin; yoktur zât ve sıfatının asla eşi ve benzeri...
Yârabbi...
Yoktur eşin ve benzerin, birsin...
Senin kudretin sonsuz, her şeye kadirsin.
Başlangıcın yoktur senin, bitmeyeceksin,
Ortağın yoktur senin, teksin...
Senin yarattıklarından
Olur mu hiç sana denk?
Senindir sonsuz hayat, senindir tam iktidar,
Sensin bitmeyen ahenk...
Hamakat ehlidir elbet sana şerik koşanlar,
Senin verdiklerinle çağıldayıp coşanlar...
Bilirsin gönüllerde nasıl belirir niyet,
Yârabbi sensin ehad, senindir vahdaniyet...
İnsan insana benzer, dağ dağa benzer Yârab,
Deniz denize benzer, bağ bağa benzer Yârab,
Deve hörgücü benzer devenin hörgücüne,
Bir kartalın gücü denk, bir kartalın gücüne.
Senin sonsuz kudretin hiç bir güce benzemez,
Senin gücün önünde başkasının gücü ne?..
Hiç kimsenin kemâli erişmez kemâline,
Benzemez hiç kimsenin cemâli cemâline...
Yarattığın insanlar çoğalır kumlar gibi,
Gökyüzünde yıldızlar yakarsın mumlar gibi,
Ormanlarda sayısı bilinmeyen ağaçlar,
Her dem bir başa konan yakut kakmalı taçlar,
Dallarda açan çiçek,
Uçuşan kelebekler.
Sayısız küçük böcek,
Senin emrini bekler...
Ağaç ağaca benzer, çiçek çiçeğe benzer,
Kimi zaman hayâller bile gerçeğe benzer.
Senin ulu varlığına hiç bir şey benzeyemez,
Birsin, teksin Yârabbi, Birazcık aklı olan ortağın var diyemez...
İmân ettik İlâhî, yok senden gayrı ilâh; Lâ ilahe illallah!.. [63]