Dediğiniz gibi “Müçtehidler içtihad” yaparlar. Ben içtihad yapamam, yaptığımıda iddia etmiyorum. Benim yapmaya çalıştığım yazmış olduğum bilgileri sizlerle hasbihal ederek kendi anladıklarımı size aktarmak. "Kendi yorumum:" olarak belirttiğim kısımları naklin bittiğini vurgulamak için de kullanıyorum. Yorum kelimesini zahiri manada anlayacak, başka bir deyişle yorum kelimesine kabaca bakacak olursak; yazılan yazıların hepsi bir yorumdur. Yani yorum kelimesini istediğimiz yere çekebiliriz. Sizin o kaynakları nakletmenizde bir yorumdur, benim başka kaynakları nakletmemde bir yorumdur. Binanaleyh herkes yorum yapmış olur. Mühim olan Ayetlerle, Hadislerle, tabi olduğumuz mezheble yaptığımız yorumun birbiriyle çelişmemesi. Yazdığım yazıyı dikkatle okursanız yorumlarımda nakletmiş olduğum yazıların aksine bir yorum yapmadım. Duvara dayanarak konuşmuyorum, nakile dayanarak konuşuyorum. Siz bana yorum yapmışsınız derken ya yazdığımı yazıları çok olduğundan okumamışsınız yada türkçedeki bir sözcüğe takılarak işin özünden uzak kalmışsınız.
Ayetlere, hadislere mana vermek de yorumdur. Dört İmam; 1. Kitab (Kuran), 2. Sünnet, 3 İctimai Ümmet, 4 Kıyası Fukaha'ya bakarak kendi anladıklarını, kendi görüşlerini, veya kendi yorumlarını söylemişlerdir. Fakat bu yorumu onlar yaptıkları, müçtehid oldukları için biz içtihad diyoruz. Başka bir örnek verecek olursak: Peygamber Efendimizin göstermiş olduğu olağan üstü hallere Mucize diyoruz. Ama bu olağan üstü halleri Abdulhakim Arvasi'ler, Evliyalar sergiledikleri zaman Keramet diyoruz. Kavram aynı sözcük farklı.
Her mana veren müçtehid olmayabildiği gibi her mana verenin de verdiği manaya uymamız gerekmez. Bizim kendi mezhebimiz nasıl mana vermişse ona uymalıyız. Abdest bozulma mevzusunda Hanefi mezhebi ile Şafi mezhebinin içtihadleri (yorumları, görüşleri) farklıdır. İhtiyaten ikisine de uymak en doğrusudur. Ama biz Hanefi Erkekler olarak kadın eli deydi diye abdest almadan namaz kılabiliriz.
İslamiyette yorum diye bir şey vardır. Hatta bizler bile yorum yapabiliriz. Ama bu devirdeki nüfüs kağıdında müslüman yazan insanların bazıları, televizyonlardaki analizlere bakacak olursak (televizyonalara güvenmem) çoğu müslümanın itikadı, amelleri, yaşam tarzı bozuk olduğundan, kalbe para sevgisi, yaşam sevgisi, kadın sevgisi girdiğinden yani "Nefs adamı olduğundan" hayrı şerri bilemediğinden, kalbine gelenin şeytanın fısıldaması olduğundan kendi kalbine geleni yapması uygun olmayacağı kanaatindeyim. Biz müçtehid değiliz ki hata yaparsak 1 ecir alalım. Kalbine gelenle amel ederek, dini kendi istediği gibi yorumlayarak kendi işleyeceği günahlara bahane, kılıf uydurmak gibi bir durum bana çok kötü görünüyor. Misal Adam harama bakıyor bakma günahtır deyince de“Güzele bakmak sevabtır” diyor. Allahtan bu televizyonlara çıkan aydın diye ifade edilen karanlıklar, magazin dünyasının, Sanat Camiyasının (cemaat kurmuşlar herhalde) sosyeteleri bilinen soylu kabul edilen soysuzları böyle bir şeyin varlığını, böyle bir hadisi şerifin var olduğunu bilmiyorlar. Bizim noksanlıklarımız böyle bir yolun olmadığı anlamına gelmez. Bende diyanette vaaz eden Hoacaların uslübu ile konuşmaya çalışabilirim. Bir konu ile ilgili bin örnek verip söylediğimi doğrulayıp size tasdik ettirebilirim. Bu mevzu yanlış anlaşılabilir. Bu mevzuyu çok geniş yazmak lazım gelir ama hani ya vakit?, hani ya okuyan?. Bunun için kendimizin yorum yapabileceği hususunu sadece bir hadisi şerif yazarak söylediklerimin dayanağını sizlere açıklamak istiyorum: Peygamber Efendimiz diyor ki: "Bir işe başlamadan önce sonunu düşün eğer sonunu hayırlı görmüyorsan imamlar sana fetva verse bile sen onlara uyma" (Not: Bu hadisi Ramuzul Ehadis Ahmed Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretlerinin kitabından, ezberden naklettim. Kelime farkı olabilir ama anlam aynıdır. Merak eden varsa orjinaline bakarak da yazabilirim.).
Dinimiz İslam .:.: www.dinimizislam.com :.:. adlı linkteki bir yazıları okudum. Bizi uçuruma sürükler şekilde. Hadis yazıyor sonra S. Ebediyye’nin konu ile ilgili görüşünü naklediyor. Bu kitap hanefi mezhebine göre yazılmıştı diyor. Fakat İmamı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin görüşüne yer vermiyor.
Abdulhakim Arvasi (k.s):
Hesâba, sayıya sığmıyan bu müdhiş günâhdan ve azâbından kurtulmak için, sabâh nemâzından başka dört vakt nemâzın sünnetlerini ve Cum’a nemâzlarının ilk, son ve vakt sünnetlerini kılarken, kılınmamış farz nemâzını da ve yatsının son sünnetini kılarken, üç rek’at vitr nemâzını da kazâ etmeğe niyyet ederek kılmalıdır. Böyle olduğunu isbât eden delîller, Hanefî âlimlerinin kitâblarında pek çokdur
demiş. Ben İmamı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin bu konuyla ilgili hükümlerin yazdığı bir kitabı bulup naklettim. Burada kaza niyetine nafile kılınabilir diye bir ifade bulamadım. Hatta böyle olmadığını yazan bir bilgi okudum: “Fakat farz namazların müekked olsun olmasın, sünnetleri bundan müstesnadır. Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi daha iyi değildir. Bu niyetlere niyet edilmesi evlâdır".
Bu iki kaynağı ele alarak bir analiz yapmaya çalışacam. Yani iki kaynaktaki farklılıkların sebebini yazılı olarak düşünmeye çalışacağım.
1. Kendi naklettiğim yazıdaki görüş imamı Azamın kendi görüşüdür. Abdülhakim Arvasi Hazretlerinin yazdığı İmamı Azamın talebelerinden birinin veya bir kaçının görüşüdür.
2. Ömer Nasuhi Bilmen İmamı Azamın görüşünü nakledip Talebelerinin görüşlerini nakletmemiş olabilir.
3. İmamı Azam kendi görüşüyle çelişiyor.
4. İmamı Azam önce Kazaya niyet ederek nafile kılabiliriz dedi. Sonra kılınmaz dedi
5. İmamı Azam önce Kazaya niyet ederek nafile kılınmaz dedi. Sonra kılınır dedi.
6. İki kaynak da birbiri ile çelişmiyor fakat biz anlayamıyoruz.
7. Abdül Hakim Arvasi Hazretlerinin yazdığı görüş kendi görüşüdür. Hanefi mezhebi ile bir alakası yoktur.
Sonuç: Konu ile ilgili bir kaynaktan istifade ettiğimden kesin konuşmaktan kaçınıyorum. Abdülhakim Arvasi (k.s) İmamı Azamın talebelerinden birinin görüşünü yazmış olabilir. Bunun için konu ile ilgili birkaç kaynak daha bulmam lazım. Ruhunuza iyi bakın.