31/LOKMÂN-15: Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah''a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim.
O kadar mı? Hayır, değil. Allahû Tealâ buyuruyor ki:
-39/ZUMER-54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
Allah’a ulaşmayı dilemek ve teslim olmanın bütün boyutları Zumer-54’de ifade edilmiştir. Ruhunuzu teslim etmek de fizik vücudunuzu teslim etmek de nefsinizi teslim etmek de iradenizi teslim etmek de, hepsi bu âyet-i kerimenin içinde yer alıyor.
Ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dilemek üzerinize farz mıdır? Gördük ki Allahû Tealâ üzerimize 3 defa farz kılmıştır. Allahû Tealâ şöyle söylüyor: “Onlar ki Allah’a ulaşmayı dilerler, onlar teslim olmuşlardır.” Aslında teslim olmalarının sebebi, Allah’ın onları Kendisine teslim almasıdır.
Şimdi bu muhtevada konunun Kur’ân’la ilişkisi nedir? Allahû Tealâ gördük ki Allah’a ulaşmayı dilememizi üzerimize farz kılmıştır. Peki ya bugün? Bugün İslâm’ın 5 şartı vardır ve bu 5 şartın dışında hiçbir şey yoktur. Bu 5 şart, teslimlerin hiçbirisini içermemektedir. İslâm’ın 5 şartıyla kurtulacağını zanneden koskoca İslâm âlemi korkunç bir tuzak içindedir. Bu bütün İslâm âlemini cehenneme götürecek olan bir tuzaktır. Ne yazık ki insanlar buna ciddî şekilde inanmışlardır. Hadi sokaktaki adam inanır ama bizim sevgili dîn adamlarımız da inanmışlardır.
Allahû Tealâ, 7 safhada 4 teslimi emretmektedir, farz kılmaktadır. Şimdi Kur’ân âyetleri ile ispat edeceğiz ki bütün sahâbe 7 safhanın yedisini de yaşamıştır.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbe ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini de Allah’a teslim ettikleri halde, üzerimize farz olduğu da Kur’ân-ı Kerim âyetlerince sabit olduğu halde, iblis insanların başına öyle bir çorap örmüş ki; bütün teslimleri devreden çıkarmıştır. Ne ruhun teslimi ne fizik vücudun teslimi ne nefsin ne de iradenin teslimi artık yoktur.
İşte muhtevaya bakıyoruz: Allah’a ulaşmayı dilemek farzdır.
1. basamakta, olaylar yaşanır.
2. basamakta, olaylar değerlendirilir ve insanlar olaylara karşı tavırlarını ortaya koyarlar. Allahû Tealâ tarafından insanların çok büyük bir kısmı 2. basamakta seçilirler. Bu seçilenlerden kim Allah’a ulaşmayı dilerse, sadece onlar 3. basamağa geçerler. Allah kimin kalbinde Allah’a ulaşma talebini görürse, işitirse ve bilirse (ki aynı anda görür, işitir ve bilir), o zaman o kişi Allah’a ulaşmayı dilemiştir ve 3. basamaktadır. 3. basamakta, kişi Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, bu noktadan itibaren cehennemden yakayı sıyırmıştır ve 1. kat cennetin sahibi olmuştur.
Allahû Tealâ Allah’a ulaşmayı dileyenleri, işitenler olarak ve Allah’a teslim olanlar olarak değerlendirir. Aslında onlar Allah’a teslim olmazlar, Allah onları teslim alır.
4. basamakta, Allahû Tealâ kişiye Rahîm esmasıyla tecelli ederek furkanlar vermeye başlar.
5. basamakta, bu kişinin gözlerindeki ve görme hassalarındaki engelleri alır.
6. basamakta, kulaklarındaki ve işitme hassalarındaki engelleri alır.
7. basamakta, kalplerindeki engelleri alır ve kalbine o kişinin idrakini sağlamak üzere ihbat koyar. Allahû Tealâ bunları yaparken, bu engelleri kaldırırken kişiye deracat verir. 7 safhada verdiği derecelerle kişinin bütün günahlarını örter. Kişinin günahlarının örtülmesi, 7. basamağa ulaşmasıyla yani Allah’a ulaşmayı dilemesinden birkaç saniye sonra gerçekleşen bir olgudur. Allahû Tealâ bütün işlemleri yaptırır ve o kişinin bütün günahlarını örter. Bunun arkasında bir tek şey vardır: O kişi, Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Dilemişse, o kişi cehennemden mutlak olarak kendisini kurtarmıştır.
Çünkü Enfal Suresinin 29. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ açık bir şekilde, Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye 7 tane furkan vererek günahlarını örttüğünü söylüyor. Daha ötede de onların günahlarını sevaba çevireceğini, mağfiret edeceğini de söylüyor. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
-8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
8. basamakta, Allah o kişinin kalbine ulaşır.
9. basamakta, o kişinin kalbinin nur kapısını Allah’a çevirir.
10. basamakta, Allah o kişinin göğsünden kalbine, göğsünü yararak bir nur yolu açar:
-6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir.
“Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(İslâmi): Artık Allah kimi hidayete erdirmeyi dilerse onun göğsünü teslime (İslâm’a) açar.”
Bu, teslimle kesinlikle alâkalı olan bir konudur. Çünkü arkasından gelen ruhun teslimi, nefsin kalbindeki nurlarla alâkalıdır. Fizik vücudun teslimi, gene nefsin kalbindeki nurlarla alâkalıdır. Nefsin teslimi, gene nefsin kalbindeki nurlarla alâkalıdır. Bunların hepsi adım adım gerçekleşir. Hepsi zikir adı verilen bir müesseseye bağlıdır. Zikir, Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah…” diye sesle veya kişinin içinden demesiyle veya dilini de kımıldatmadan kalbinden iç sesiyle kişinin Allahû Tealâ’yı zikretmesidir.
Bu zikir gerçekleştiği an, Allah’ın katından gelen rahmetle fazl, rahmetle salâvât nurları kişinin kalbine ulaşacaktır. İşte bunu sağlamak için Allahû Tealâ kişinin göğsünü yararak göğsünden kalbine yol açar.
11. basamakta, kişi zikir yapar. Allah’ın rahmetle fazl nuru o kişinin kalbine doğru ulaşır.
12. basamakta, rahmet nurları kalbe girer ve kişinin kalbinde %2 rahmet oluşur. Böylece kişi huşûya ulaşır. Bu huşû, Hadid Suresinin 16. âyet-i kerimesinde şöyle anlatılıyor:
-57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.
Huşûya ulaşan kişi, mürşidine ulaşmaya hak kazanır. 13. basamakta, kişi mürşidini Allahû Tealâ’ya sorar.
14. basamakta; kişi, sadece mürşidine ulaşmaya hak kazananlara gösterilen mürşidi Allahû Tealâ kendisine gösterdiği zaman, mürşidine ulaşır ve tâbiiyetini gerçekleştirir. İşte bu, kişinin ruhunun mürşid tarafından teslim alınması 2. teslimdir. Daha sonra devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine gelerek “Allah’a dön.” emrini verdiği cihetle, kişinin ruhu vücudu terk eder. Devrin imamının ruhu, kişinin başının üzerine gelip yerleşir.
Allah o kişinin bütün günahlarını sevaba çevirir. Mürşidine ulaştığı zaman, Allahû Tealâ o kişiye, 1’e 10 verirken 1’e 100 vermeye başlar. O kişinin ruhu 1. gök katına ulaştığı zamana kadar 1’e 100 olarak devam eder. Bu olay nefs tezkiyesine paralel bir vetiredir.
Kişi “Allah, Allah, Allah…” diye zikir yapar. Zikir yaptığı sürece o kişinin göğsüne, Allah’ın katından rahmetle fazl, rahmetle salâvât nurları gelir. O göğüsteki yarıktan geçerek, kalbe ulaşır. Kişi mürşidine ulaştığı zaman, Allah o kişinin kalbinin içine “îmân” kelimesini yazmıştır. Allah’ın katından gelen fazıllar, o kalpteki îmân kelimesiyle karşıt kutuplarda manyetik alanlara sahiptirler ve bu sebeple o kişinin kalbindeki îmân kelimesinin etrafında toplanmaya başlarlar. İşte bu, o kişinin nefsinin kalbindeki “nefs tezkiyesi”ni ifade eder.
O kadar güzel bir şey ki. Nefsinizi tezkiye ettikçe, afetlerden yakanızı sıyırdıkça, doğrularınızın kalitesi ve doğrularınızın zamana dağılması, devamlı büyüyor. Yani afetlerin azalmasıyla, kötü davranışlarınızın yavaş yavaş azalması, iyi davranışlarınızın artması söz konusu oluyor.
Yusuf Suresinin 53. âyet-i kerimesi gereğince, 15. basamakta nefsin kalbindeki %2 rahmetin dışında, nefsin kalbinde ilk %7 fazl birimi gerçekleştiği zaman, kişi Nefs-i Emmare’dedir.
-12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûı illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen, rahmetiyle nefsleri tezkiye ve tasfiye edendir).
Kişi, nefsin şerri emretmesini önleyecek olan bir mekanizma geliştirir. Nefsinin kalbine giren fazıllar nefsin kalbinde birikmeye başlar. Bu birikim fazılların %7’yi bulması noktasında, kişinin ruhu zemin kattan 1. gök katına ulaşır. Bu, Nefs-i Emmare’dir
16. basamakta, kişi daha çok zikreder. Nefsin kalbinde 2. defa %7 nur birikimi oluşur. Kişi Nefs-i Levvame’dedir. Ruhu 2. gök katındadır. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
-75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeh(levvâmeti).
Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
Kişi nefsini levmediyor, kınıyor, suçluyor.
17. basamakta, kişi daha çok zikrini artırır ve nefsin kalbine Allahû Tealâ’dan gelen fazıllar, kalpte 3. defa %7’lik bir çoğalmayı sağlar. Bu nefs kademesi, Nefs-i Mülhime’dir. Kişi Allahû Tealâ’dan ilham almaya başlar. Allahû Tealâ şöyle söylüyor:
-91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
-91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.
Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
-91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.
Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.
Nefs tezkiyesi, felâha ermenin muhtevasını içerir. Burada kişinin ruhu 3. gök katındadır. Kişi Allah’tan ilham almaya başlar.
18. basamakta, 4. defa %7 fazl birikimi söz konusudur. Bu nefs kademesi, Nefs-i Mutmainne’dir. Nefs-i Mutmainne’de kişi doyuma ulaşır. Allah’ın verdikleri o kişiye yeterli olmaya başlar. Kişi tam bir doyum içersindedir.
Fecr Suresinin 27. âyet-i kerimesinde ve Rad Suresinin 28. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
-89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
-13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
İşte burası Nefs-i Mutmainne noktasıdır. Kişi doyuma ulaşmıştır. Nefsin kalbindeki fazıllar %28’dir.
19. basamakta, 5. defa %7 nur birikimi ile kişi Nefs-i Radiye kademesindedir. Burada kişinin ruhu 5. gök katına ulaşır. Nefs-i Radiye, bizim Allah’tan razı olduğumuz nefs kademesidir.
20. basamakta, bir daha %7 nur birikimi ile ruh 6. gök katındadır, Nefs-i Mardiyye kademesi. Nefs-i Mardiyye, Allah’ın da bizden razı olduğu nefs kademesidir.
“İrciî ilâ rabbiki” diyen, Allah’a ruhumuzun ulaşması için farz emrinin verildiği bu âyetler, Fecr Suresinin 27-28-29 ve 30. âyet-i kerimeleridir. Allahû Tealâ birkaç kademeyi ifade eden bu âyetlerde şunu söylüyor:
-89/FECR-27: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu).
Ey mutmain olan nefs!
-89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten).
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
-89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
-89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.