RE: Allah ile kul arasına kimse giremez" mi?
Yüce Allah, insanın önüne zatını tanıtacak sebepler koymuştur. Bu sebeplerin her biri bizi O'na götüren bir delil, O'ndan bize haber getiren bir ayettir. Yüce Rabbimiz varlığına bir delil ve tecellilerine ayna olsun diye kainatı yaratmıştır. Kendisine giden yolu tarif etmesi için peygamberler göndermiştir. Ayrıca emir, hüküm ve muradını öğretecek kitaplar indirmiştir. Bunların yanında insana yaratanı tanıyacak kalp, kainata ibretle bakacak göz, peygamberin davetini anlayacak akıl, kitapların hükmünü uygulayacak beden vermiştir. Bütün bunlar, Allah'a giden yolda
kula yardımcı vasıtalardır.
Hz. Muhammed A.S. Efendimiz ile peygamberlik son bulmuş, fakat
mükellefiyet ve ibadet devam etmektedir. Bu iş kıyamete kadar da sürecektir. Akıllı olup büluğa eren herkes, Yüce Allah’ı tanımak ve O’na güzel kulluk yapmakla yükümlüdür. Allahu Tealâ son peygamberini göremeyenleri kendi hallerine bırakmamıştır. Onları hak yola davet edecek, kendilerine bilmediklerine öğretecek, ilâhî ahlâkı yaşamada yol gösterecek, örnek olacak, destek verecek rabbanî alimler yaratmıştır. Şimdi Allah ve Rasülü’nün bu alimleri bize nasıl tanıttığını ve onların Rabbimiz'le bizim aramızda ne görevler yaptığını görelim.
Allahu Tealâ, insanı yeryüzünde kendisini temsil edecek bir halife olarak
yaratmıştır (Bakara/30, Fâtır/39). Bu halifelik vasfını hakiki manada taşıyanlar, insanlar içinde Yüce Allah’ın hükümlerini icra eden, onları yaşayan, diğer insanlara öğreten peygamberler ve kâmil insanlardır, Kâfir ve fasıklar bu şereften mahrumdurlar. Onlar Allah'ın halifesi değil, nefislerinin kölesidir. Allahu Tealâ, küfür ve isyanla nefislerine zulmedenlerin bu vazifeyi üstlenemeyeceğini bildirmiştir. (Bakara/124)
Allahu Tealâ, bilmediğimiz şeyleri alimlere sormamızı emretmektedir
(Nahl/43, Enbiya/7). Rabbanî alimlerin en belirgin sıfatları, zikir ehli olmaları ve Allah’tan gerçek manada ittika etmeleridir (Nur/37, Fatır/26). Cenab-ı Hak, zikirden gafil ve edebi bozuk olan kimselere uyulmamasını emretmiştir. (Kehf/28)
Allahu Tealâ gerçek alimleri yüce varlığını, birliğini ve dinini ispat eden birer şahit yapmıştır (Âl-i İmran/18). Kendisine yönelen ve hidayet üzere giden
salihlere uyulmasını istemiştir (Yasin/21, Lokman/15). Takvaya ulaşmak için sadık kulları ile beraber olmayı emretmiştir. (Tevbe/119)
Allahu Tealâ gerçek alimleri Hz. Peygamber A.S.’dan sonra ''ulü'l-emr''
olarak tanıtmış ve din işlerinde kendilerine uyulmasını emretmiştir (Nisa/59). Ulü’l-emr, hüküm sahibi, din işinde yetkili, sözü geçerli kimse demektir. Halkı hak üzere yöneten adil idareciler ve Allah’ın dinini ihya eden alimler ulü’l-emrdirler.Kur’an’da bazı insanlar ''imam'' vasfıyla tanıtılmışlardır. İmam, kendisine uyulan insan demektir. Bu imamlar, peygamberlerin dışındaki salih insanlardır. Onlar, Allah yolunda güzel kulluk yapmaya sabretmelerinin bereketine imam yapılmışlar ve Allah'ın izniyle insanları doğru yola sevk etme derecesine ulaşmışlardır. (Secde/24) Görüldüğü gibi, Allahu Tealâ, peygamberlerden başka bazı kullarını diğer
kullarına imam ve rehber yapmıştır. Onlar, Allah ile kullar arasında çok ciddi bir görev yapmaktadır. Allah dostları insanlara yeni bir din getirdiklerini söylemiyorlar ki, tehlikeli olsunlar. Onlar, gerçek İslâm nasıl yaşanır, onun derdindeler. Derdi dünya olanlar zaten bizim konumuz dışındadır. Böyle İnsanlar kendilerine uyulacak rehberler değil, hallerine ağlanacak manevi hastalardır. Hadislere baktığımızda, önümüze yine gerçek din alimleri çıkmaktadır. Rasulullah A.S. Efendimiz, kendisinden sonra ümmetinin sevk ve terbiyesini üstlenen halifelerin bulunacağını, bunların adetlerinin çok olacağını, kıyamete kadar bu işin devam edeceğini, her devirde dini canlandıracak, insanlara örnek olacak bir grubun mevcut olacağını bildirmiştir. Ayrıca ümmetini tek başına kalmaktan sakındırmış, Allah yolunda cemaat olmayı ve cemaatın önlerindeki imama samimi olarak tabi olmayı şiddetle tavsiye etmiştir. Bu konudaki haber ve emirler, sahih hadis kitaplarında genişçe yer almaktadır. Efendimiz A.S., özellikle namazda en alim ve salih olanların cemaata imam olmasını emretmiş ve sebebini şöyle açıklamıştır;
''Şüphesiz alimler, sizin ile Rabbiniz arasında elçilik görevi yapmaktadırlar.''(Hakim, Tebaranî, Heysemî). Hadis, açıkça Allah ile kullar arasına alimlerin girdiğini ve önemli görev yaptığını ifade etmektedir.
Bütün bunlardan şunu anlıyoruz; Allahu Tealâ kendisi ile aramıza
peygamberlerini ve alimleri koymuştur. Bunu kendi ihtiyacından değil,
insanlara merhametinden yapmıştır. Böylece insanların Yüce Allah'a giden
kulluk yolu açılmış, işleri kolaylaşmıştır.
Kâmil mürşidler yeryüzünde Allah'ın halifesi, dostu, davetçisi ve dininin
bekçileridir, Onlar, Hz. Muhammed A.S. Efendimiz ile kainata gönderilen
rahmete, ilme, edebe ve ilâhî sevgiye vâris olmuşlardır. Onlar insanları terbiye işinde ulü’l-emrdirler, takva yolunda imamdırlar, zikirde rehberdirler, tevbede şahittirler, güzel ahlâkta örnektirler. Onlar, insanları kendilerine değil, Allah'a davet ederler; nefislerini değil, Mevlâ'yı yüceltirler. İrşad yetkisini halktan değil, Hak'tan alırlar. Kâmil mürşid, kendisine tabi olan kimseyi Allah'a yaklaştıracak ve sevdirecek amellere sevk eder. Onu gerçek imana, ihlasa, ibadete, zikre, tevekküle, kaza ve kadere teslimiyete, sünnet üzere amele ve hizmete yönlendirir. Kendisi bu yolda örnek olur, destek verir. Hiçbir zaman, hiçbir halde mürşide ibadet edilmez, sadece Allah yolunda itaat edilir.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Veda hutbesinde şöyle buyuruyor:
"Size iki şey bırakıyorum. Onlara sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız. Bunlar da Allah’ın kitabı (Kur’an) ve benim sünnetimdir." (Buhari-Müslim