✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 11.197
- Tepki
- 230
- Ödül
- 63
- Katılım
- 12.2006
Yönetici · ✦ Mübarek Üye · 11.197 mesaj

Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları
birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan
birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur'a gitmişti.
Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla
beraber vâliye çıkardılar. Vâli dedi ki:
Ellerini uzatıp:
zindandan ancak sen kurtarırsın!'' diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında
dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan
uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek'at namaz kıldı. Tekrar uyudu.
Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı.
Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Vâli hemen hapishane
müdürünü çağırtıp sordu:
yaşları döküyor.
Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:
kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel! Demirci de cevabında dedi
ki:
işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına
söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice
sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da
başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını,
ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi
de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın.
Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!
Sen namazı şöyle bil ki, mü'minin mi'râcıdır.
