RE: EYÜP ALEYHİSSELAMIN SABRI
Sabır ve Şükür Üzere Ol
Yine bilesin ki ey mürid, bu yolun başı sabır, sonu şükürdür. Başı meşakkat, sonu rahatlıktır. Başı sıkıntı ve yorgunluk, sonu fütuhat ve keşifdir, meksada ulaşmaktır. Bu da Allah'ı tanımak, O'na kavuşmak, O'na ısınmak, huzurunda melekleriyle birlikte saf bağlayarak durmaktır. Her işini sabr-ı cemil üzerine bina eden bir mürid maksadına zaferle nail olur.
Bilmelisin ki nefis yolun başında "emmâre" dir. Daima kötülüğü emreder ve iyilikten vazgeçirmeye çalışır. İnsan nefs-i emmaresiyle savaşır, onun nevasına muhalefet etmeğe sabrederse 'levvâme" olur. Bu, işlediği hataları kınayan, mahcub olan nefis demektir. Ancak bu nefis iki renk arasındadır: Bir tarafı mutmeinne'ye bakar, bir tarafı emmâre'ye bakar. İnsan bu mertebede iken bir o tarafa meyleder, bir bu tarafa. İnsan bu devreden basiretli davranıp rıfk ile nefsini idare eder, Allah'ın hazırladığı nimetleri hatırlatarak nefsini doğru yola çekebilirse huzura erer. Bu "mutmeinne" dir. Yani bir o tarafa, bir bu tarafa meyletme telaşından, ıztırabından kurtulmuş, sükûnete kavuşmuş nefisdir. Böyle bir nefis daima iyiliği emreder, iyiliğin tadını alır ve ona ısınır. Kötülükten vazgeçirmeye çalışır, ondan kaçar ve hiçbir zaman yaklaşmayı düşünmez.
Mutmeinne bir nefsin sahibi ibadet ve taatlardan fazlaca bir lezzet almaya başlaması sebebiyle insanların ibadetlerden yüz çevirmelerine fazla derecede şaşar kalır. Bunlar, sonu felâket olan, sonu üzüntü üstüne üzüntü olan bu mâsıyetleri nasıl oluyor da böyle işleyebiliyorlar? der. Kendisinin ibadetten aldığı lezzeti, onlar mâsıyetlerden alıyorlar zanneder. Sonra kendine döner, kısa bir süre önce kendisinin de aynı yolda olduğunu, onlar gibi arzu ve heveslerine mahkum bulunduğunu hatırlar. Sonunda anlar ki, kendisi uzun bir mücâhede sonunda Allah'ın lûtf u inayeti sayesinde şimdiki haline kavuşmuştur.
Şimdi bildin ki, mâsıyetlere ve arzulara karşı sabır, taat ve ibadetlere devam konusunda sabır her hayra ulaştıran, insanı her yüce makama eriştiren bir özelliktir. Nasıl böyle olmaz ki, Cenab-ı Hak âyet-i kerimelerinde şöyle buyurmuşdur:
"Ey iman edenler, sabredin, düşman karşısında sebat gösterin, cihad için hazırlıklı ve uyanık bulunun. Allah'dan korkun ki tam kurtuluşa eresiniz." (Al-i İmran/200)
"Rabbının İsrail oğullarına verdiği güzel söz, onların sabırlarına karşılık yerine gelmiştir." (A'raf/137).
"Sabrettikleri ve ayetlerimize kesinlikle inandıkları zaman onların içinden buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler tayin etmiştik." (Secde/24).
Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
"Size verilen şeylerin en azı yakin ve sabır azimetidir. Kim bunlardan nasibini alırsa gece kıyamından ve gündüz orucundan kaçırdığına üzülmez." (Aliyyü'l-Kârî, Mevdûâtu'l-Kübrâ, sh. 130-131. el-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, 1/260-261)