SOKAKTAN MEKTUP VAR
62.365 görüntülenme · 1.711 yanıt
_______selamün aleyküm yasemin kardeşim..
yine etkili bir deneme yazınız emeginize saglık ..
*dünya dedigimiz bir gölgelik.*..
*her nefis ölümü tadacaktır *baki olan ALLAH(cc) dır*..
*EL BAKİ HÜVEL BAKİ..*
rabbimize emanet olunuz degerli kardeşim
selam ve dua ileB)________
yine etkili bir deneme yazınız emeginize saglık ..
*dünya dedigimiz bir gölgelik.*..
*her nefis ölümü tadacaktır *baki olan ALLAH(cc) dır*..
*EL BAKİ HÜVEL BAKİ..*
rabbimize emanet olunuz degerli kardeşim
selam ve dua ileB)________
İfadeye "derinlik" kazandırmak bu olsa gerek...
İfadeye "derinlik" kazandırmak bu olsa gerek...
İfadeye "derinlik" kazandırmak bu olsa gerek...
Gerçeği bir bakıma da bir baksa türde süslemek hayal ettirmektir.
Gerçeği iyimser bir acıdan dile getirmektir...
Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş.
Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOGUSTAN KOR" yazılı imiş.
Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş.
Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış. Ne olduysa olmuş. Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki Şapkaya, habire para atmaya.
Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup tasmasına...
"GUZEL BIR BAHAR GUNU... AMA BEN BAHARI GORMUYORUM..."
Gerçeği iyimser bir acıdan dile getirmektir...
Brooklyn köprüsünde, bir bahar günü, kör bir adam dilencilik yapıyormuş.
Dizlerinin dibine bir tabela koymuş. Üzerinde "DOGUSTAN KOR" yazılı imiş.
Herkes dilencinin önünden geçip gidiyormuş.
Bir REKLAMCI bunu görmüş. Tabelayı almış arkasına bir şeyler yazmış, olduğu yere tekrar bırakmış. Ne olduysa olmuş. Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki Şapkaya, habire para atmaya.
Bir cümle yetmiş, onca kişiyi etkilemeye ve dilencinin şapkasının kısa sürede ağzına kadar parayla dolup tasmasına...
"GUZEL BIR BAHAR GUNU... AMA BEN BAHARI GORMUYORUM..."
"GUZEL BIR BAHAR GUNU... AMA BEN BAHARI GORMUYORUM..."
_________evet oldukça güzeldi..
bazen ifadeye derinlik katmak gerekiyor sanırım...:) yada kişilerin anladıgı lisandan konuşmak ...
emeginize saglık kardeşim
selam ve dua ile______
_________evet oldukça güzeldi..
bazen ifadeye derinlik katmak gerekiyor sanırım...:) yada kişilerin anladıgı lisandan konuşmak ...
emeginize saglık kardeşim
selam ve dua ile______
Sana Küstüm Istanbul...
Sana Küstüm Istanbul...
Bu defa… Sana küstüm İstanbul… Her zaman olduğu gibi, yine! Yine sana dürüsttüm… Sevda uykularına daldığım o zemheri gecesinde, ümit yorganımı çektiler ya, açıldı üstüm… Belki bu sebepten tutuktur şimdi, şakımaktan yorgun düşmek bilmez dil belası! Hani bir vakitler… Salacak sahilinde raks eden lacivert hayallerin saçına taktığı bir süstüm… Hani cânım bilirsin ya! Senin o çok sevdiğin, gam bronzundan hüzün kalıplarına dökülerek, hasret kaideleri üzerinde, kızıl ufkunda ayağa kalkan biçare büstüm… İşte o da nâr-ı aşk ile berhevâ oldu nitekim… Evet İstanbul, seninle baş başa kaldık yine… Seni saymazsak ömür denen bu garip oyunda… Kelimenin tam mânâsıyla tekim!
Bütün güvercinlerin bana acıyarak baktı fark ettin mi? Dokuz gün dokuz gecelik halvetimizin ardından, bir lokma vuslat geçmemiş boğazımda, katar katar uzayan düğümlerden bahsetmeme ne gerek var? Âh İstanbul… Bu dünya neden bu kadar dar! Hisarlar, Dolmabahçe, Çamlıca ve Üsküdar! Ruhuma
saplanan bu kaçıncı kıymıktı aceb? Bahtiyâr olamayacak kadar ihtiyarlamışım meğer… Kara kalem hayallerimin ne hükmü var ki âti denizinde? Hem… Bir akşam üstü, Salacak’tan Galata’ya su üzerinde yürüsem ne olacak ki Şeyh Galib’in izinde? Sihirli parmaklarla buluşamamış zavallı bir kamıştan öte neyiz kederin fevkinde? Meğer İstanbul… Maalesef ki meğer! Gözyaşımızın müsebbipleri, uğruların otağ kurduğu bir zeminde, kanımızı câm-ı cem için akıtmanın zevkinde…
Haliç… İmkânsızlıklarımın dedikodusunda tüketti o günü… Eyüp Sultan şadırvanının sakini güvercinler elimden tutmadı! Ve bir acı veren hayal, kendisinden on adım geride yürüyen bir mahcubiyetle bir olup beni gecelerce uyutmadı! Maziye dönüp baktım ağladım… Ânı soludum… Nefesim kesilir gibi olduğunda bir sigara yaktım ağladım… Âti denen karanlığın içine çivilediğim gözlerimde salınan bir nâzenin rüyâya çok ama çok ıraktım… Ağladım… Ağladım İstanbul! Senin o kutsanmış topraklarına düşen her damla göz yaşıma hürmet etmek adına, gökkubbende semah eden bulutlar yağmaya ar ettiler! Âh İstanbul! Yine mi? Yine mi sevdâ kâtibi melekler, beni bir olmaz, olsa da vuslatı cân şişeme dolmaz bir aşkın menzilinde bekleyen bir güzele mi yâr ettiler? Çile-i güzîn diyârına firar eden gönlümün, yırtılmış yelkenleriyle hasarını gidermesi için, Hak tersanesine yanaşması gerekirken, tekrar ve tekrar, hem de zorların zoru bir gönül harbine girişmek üzere, ummanlara açılması akıl alır gibi değil! İstanbul! Gel kulağına fısıldayayım, korku, merak, ümitsizlik ve ateşlerle sarmalanmış sırrımı…
Zıtları taşıyorum şimdi gözbebeklerimde… İki bakış mesela… Biri pençelerini ruhuma geçirmiş, aman dilemektense ayakta ölmeyi yeğleyen varlığımın temeline dinamitler döşeyen… Biri… İçimdeki hayallerin hararetinde bile üşüyen… İki bakış… Biri ak… Biri kara… Biri derman… Biri yara… Biri zemheriler ekerken hoyratça, biri bahar vadeden… İçimde ki o sahipsiz diyâra… Söyle İstanbul! Bu ifritten hâl âşikâr edilir mi? Dosta ya da âğyâra… Şairâne duyuşlarla baktığım güllerin rengi bulaştı tıraşsız yanaklarıma… Mor akşamlara sızan kan çizgisi, hayalimin kör yatağanı marifetiyle âşikâr edilmiş bir meftun oluşun ta kendisidir! İstanbul duydun mu? Bundan böyle hakikati aramaktan yorgun bakışlarım, yirmi dört ayar hayallerin, sedef kakmalı avuçlarında tuttuğu o açmaya mütereddit goncanın, ansızın sultan olduğu diyârın, asılda köle ve surette efendisidir!
Bu yükü taşımaya muktedir değilim İstanbul… Bilirsin… Neticesi belli mağlubiyetlerin adresidir bizim hanemiz… Hem… Bir vuslat daha ummaya kaldı mı bahanemiz? Israr etme İstanbul… Hicran ile kirlenmiş gözlerimiz, nasıl baksın ki tertemiz? Bak İstanbul… Dinle artık beni… Kabul etsen de etmesen de… Biz seninle, iki deli, iki şaşkın, iki aşk fakiri ve bilmem kaç defa daha hüzün dehlizlerinde kaybolmaya aday iki görünümlü lâkin yek vücut olmayı başarmış bir sersemiz! İki yoktan bir var elde edecek şiiriyet, bende yok âh gönlümün şehri… Gel etme eyleme… Yudumlamayalım bu baldan tatlı zehri! Tamam İstanbul! Tamam… Yaradan’a sığınalım her daim olduğu gibi, lâkin, bu defa aşktan firar etmek üzre sığınalım Rabbimize… Aşktan kaçalım bu sefer… Bizim ateşimizle kül olmasın çağla renkli o yürek! Hem ateş-i sûzân ile hazan inşâ etmeye ne gerek… Hey aşk! Sen de duy bu sözümü… Evet sen ey aşk… Nâm-ı diğer engerek… Sarılma, kurumaya yüz tutmuş cân ağacımın dallarına! Yine Kerem etme beni, Aslı’nın masallarına… ………/………
Âh İstanbul bak… Sözümü dinlemedin yine… Yine senden ırakta kalmaya tahammülü olmayan bu şair müsveddesine belayı revâ gördün… Beni rüsvâ eylemek sana hoş geliyor amma, unutma! Her sonbaharın ardından bir kara kış geliyor… Nehr-i âziz’i dondurmaktan ve o güzel başına perişanlık tacını kondurmaktan imtinâ etmemeye yeminli gibisin İstanbul… Lâkin ikaz etmedi deme seni bu kemter kul! Ben cehennemin ayak seslerini duyar gibiyim usul usul…
“Çekdiğim derdi ne hem hâne ne hem râh bilir
Âşıkım hâl-i dil-i zârımı Allâh bilir
Dâd o zâlimden eğer böyle kalırsa nâzı
Ne figân-ı şeb ü ne âh-ı seher-gâh bilir
Söyleşilmez nigeh-i şûhu acep müstağnî
Nezabân-ıdil ü ne şîve-i dil-hâh bilir
Gamzesi âteş-i sûzana girer bir câdû
Ne dil-i şu’le-feşân ne alev-i âh bilir
Böyle dilber ne belâdır başına ey Nef’î
Her nigâhını kazâ âfet-i cân-gâh bilir”(1)
Bu ateşten ayak seslerine aldırmaksızın, Nef’î üstâdın gazelini mi terennüm edersin İstanbul? Gazel okumakla, gazelleri önüne katıp gideceğini sanan rüzgârdan, kehribar ümitler mi beklersin? Ayzıt fırtınasında kırlangıç kanadıyla uçmak, bağbozumunda murâdın hasadına bel bağlamak mıdır İstanbul? Bu defa başka bir lisân ile konuşursun ey saadet yurdu! Yoksa… Yoksa aşkın hakiki sahibi, bize de mi… Bize de mi sevdâ sofrasından bin bir hamd ile kalkmayı nasip buyurdu? Neden sustun Âsitâne’m? Bu sükût ikrârın mıdır yoksa? Âh keşke Şehri yâr! Âh keşke…
Dil, şâd olmaya susamış… Gönül sazı, hem âvâz bir meşke… Öyle bakma bana İstanbul… Söz kifayet etmiyor bu hususu deşmeye… Bak! Hayaliyle bile dönüverdi iki gözüm çağıldayan bir çeşmeye… Dedim ya hasretimin tutuşturduğu şehir! Âh keşke....
alıntı
Sana Küstüm Istanbul...
Bu defa… Sana küstüm İstanbul… Her zaman olduğu gibi, yine! Yine sana dürüsttüm… Sevda uykularına daldığım o zemheri gecesinde, ümit yorganımı çektiler ya, açıldı üstüm… Belki bu sebepten tutuktur şimdi, şakımaktan yorgun düşmek bilmez dil belası! Hani bir vakitler… Salacak sahilinde raks eden lacivert hayallerin saçına taktığı bir süstüm… Hani cânım bilirsin ya! Senin o çok sevdiğin, gam bronzundan hüzün kalıplarına dökülerek, hasret kaideleri üzerinde, kızıl ufkunda ayağa kalkan biçare büstüm… İşte o da nâr-ı aşk ile berhevâ oldu nitekim… Evet İstanbul, seninle baş başa kaldık yine… Seni saymazsak ömür denen bu garip oyunda… Kelimenin tam mânâsıyla tekim!
Bütün güvercinlerin bana acıyarak baktı fark ettin mi? Dokuz gün dokuz gecelik halvetimizin ardından, bir lokma vuslat geçmemiş boğazımda, katar katar uzayan düğümlerden bahsetmeme ne gerek var? Âh İstanbul… Bu dünya neden bu kadar dar! Hisarlar, Dolmabahçe, Çamlıca ve Üsküdar! Ruhuma
saplanan bu kaçıncı kıymıktı aceb? Bahtiyâr olamayacak kadar ihtiyarlamışım meğer… Kara kalem hayallerimin ne hükmü var ki âti denizinde? Hem… Bir akşam üstü, Salacak’tan Galata’ya su üzerinde yürüsem ne olacak ki Şeyh Galib’in izinde? Sihirli parmaklarla buluşamamış zavallı bir kamıştan öte neyiz kederin fevkinde? Meğer İstanbul… Maalesef ki meğer! Gözyaşımızın müsebbipleri, uğruların otağ kurduğu bir zeminde, kanımızı câm-ı cem için akıtmanın zevkinde…
Haliç… İmkânsızlıklarımın dedikodusunda tüketti o günü… Eyüp Sultan şadırvanının sakini güvercinler elimden tutmadı! Ve bir acı veren hayal, kendisinden on adım geride yürüyen bir mahcubiyetle bir olup beni gecelerce uyutmadı! Maziye dönüp baktım ağladım… Ânı soludum… Nefesim kesilir gibi olduğunda bir sigara yaktım ağladım… Âti denen karanlığın içine çivilediğim gözlerimde salınan bir nâzenin rüyâya çok ama çok ıraktım… Ağladım… Ağladım İstanbul! Senin o kutsanmış topraklarına düşen her damla göz yaşıma hürmet etmek adına, gökkubbende semah eden bulutlar yağmaya ar ettiler! Âh İstanbul! Yine mi? Yine mi sevdâ kâtibi melekler, beni bir olmaz, olsa da vuslatı cân şişeme dolmaz bir aşkın menzilinde bekleyen bir güzele mi yâr ettiler? Çile-i güzîn diyârına firar eden gönlümün, yırtılmış yelkenleriyle hasarını gidermesi için, Hak tersanesine yanaşması gerekirken, tekrar ve tekrar, hem de zorların zoru bir gönül harbine girişmek üzere, ummanlara açılması akıl alır gibi değil! İstanbul! Gel kulağına fısıldayayım, korku, merak, ümitsizlik ve ateşlerle sarmalanmış sırrımı…
Zıtları taşıyorum şimdi gözbebeklerimde… İki bakış mesela… Biri pençelerini ruhuma geçirmiş, aman dilemektense ayakta ölmeyi yeğleyen varlığımın temeline dinamitler döşeyen… Biri… İçimdeki hayallerin hararetinde bile üşüyen… İki bakış… Biri ak… Biri kara… Biri derman… Biri yara… Biri zemheriler ekerken hoyratça, biri bahar vadeden… İçimde ki o sahipsiz diyâra… Söyle İstanbul! Bu ifritten hâl âşikâr edilir mi? Dosta ya da âğyâra… Şairâne duyuşlarla baktığım güllerin rengi bulaştı tıraşsız yanaklarıma… Mor akşamlara sızan kan çizgisi, hayalimin kör yatağanı marifetiyle âşikâr edilmiş bir meftun oluşun ta kendisidir! İstanbul duydun mu? Bundan böyle hakikati aramaktan yorgun bakışlarım, yirmi dört ayar hayallerin, sedef kakmalı avuçlarında tuttuğu o açmaya mütereddit goncanın, ansızın sultan olduğu diyârın, asılda köle ve surette efendisidir!
Bu yükü taşımaya muktedir değilim İstanbul… Bilirsin… Neticesi belli mağlubiyetlerin adresidir bizim hanemiz… Hem… Bir vuslat daha ummaya kaldı mı bahanemiz? Israr etme İstanbul… Hicran ile kirlenmiş gözlerimiz, nasıl baksın ki tertemiz? Bak İstanbul… Dinle artık beni… Kabul etsen de etmesen de… Biz seninle, iki deli, iki şaşkın, iki aşk fakiri ve bilmem kaç defa daha hüzün dehlizlerinde kaybolmaya aday iki görünümlü lâkin yek vücut olmayı başarmış bir sersemiz! İki yoktan bir var elde edecek şiiriyet, bende yok âh gönlümün şehri… Gel etme eyleme… Yudumlamayalım bu baldan tatlı zehri! Tamam İstanbul! Tamam… Yaradan’a sığınalım her daim olduğu gibi, lâkin, bu defa aşktan firar etmek üzre sığınalım Rabbimize… Aşktan kaçalım bu sefer… Bizim ateşimizle kül olmasın çağla renkli o yürek! Hem ateş-i sûzân ile hazan inşâ etmeye ne gerek… Hey aşk! Sen de duy bu sözümü… Evet sen ey aşk… Nâm-ı diğer engerek… Sarılma, kurumaya yüz tutmuş cân ağacımın dallarına! Yine Kerem etme beni, Aslı’nın masallarına… ………/………
Selâtin bir sırsın sen, âşikâr etmek müşkül…
İçimdeki ateşi yâdigâr etmek müşkül…
Minâreler dinledi ateşten lisânımı,
Lâkin bu gönlü sana hükümdâr etmek müşkül…
Gam devrinde keşfettim o yitik nisanımı,
Üzülmekten korkalı, gönlü nâr etmek müşkül…
Zulmeylemezsin elbet… Yakan yakmış cânımı!
İbtidâyı aşkımı der-kenâr etmek müşkül…
Devrilirken kubbeler, mânâ meftunu başa,
Ey Bayâtî bak yine… Yâri yâr etmek müşkül!
………/………
İçimdeki ateşi yâdigâr etmek müşkül…
Minâreler dinledi ateşten lisânımı,
Lâkin bu gönlü sana hükümdâr etmek müşkül…
Gam devrinde keşfettim o yitik nisanımı,
Üzülmekten korkalı, gönlü nâr etmek müşkül…
Zulmeylemezsin elbet… Yakan yakmış cânımı!
İbtidâyı aşkımı der-kenâr etmek müşkül…
Devrilirken kubbeler, mânâ meftunu başa,
Ey Bayâtî bak yine… Yâri yâr etmek müşkül!
………/………
Âh İstanbul bak… Sözümü dinlemedin yine… Yine senden ırakta kalmaya tahammülü olmayan bu şair müsveddesine belayı revâ gördün… Beni rüsvâ eylemek sana hoş geliyor amma, unutma! Her sonbaharın ardından bir kara kış geliyor… Nehr-i âziz’i dondurmaktan ve o güzel başına perişanlık tacını kondurmaktan imtinâ etmemeye yeminli gibisin İstanbul… Lâkin ikaz etmedi deme seni bu kemter kul! Ben cehennemin ayak seslerini duyar gibiyim usul usul…
“Çekdiğim derdi ne hem hâne ne hem râh bilir
Âşıkım hâl-i dil-i zârımı Allâh bilir
Dâd o zâlimden eğer böyle kalırsa nâzı
Ne figân-ı şeb ü ne âh-ı seher-gâh bilir
Söyleşilmez nigeh-i şûhu acep müstağnî
Nezabân-ıdil ü ne şîve-i dil-hâh bilir
Gamzesi âteş-i sûzana girer bir câdû
Ne dil-i şu’le-feşân ne alev-i âh bilir
Böyle dilber ne belâdır başına ey Nef’î
Her nigâhını kazâ âfet-i cân-gâh bilir”(1)
Bu ateşten ayak seslerine aldırmaksızın, Nef’î üstâdın gazelini mi terennüm edersin İstanbul? Gazel okumakla, gazelleri önüne katıp gideceğini sanan rüzgârdan, kehribar ümitler mi beklersin? Ayzıt fırtınasında kırlangıç kanadıyla uçmak, bağbozumunda murâdın hasadına bel bağlamak mıdır İstanbul? Bu defa başka bir lisân ile konuşursun ey saadet yurdu! Yoksa… Yoksa aşkın hakiki sahibi, bize de mi… Bize de mi sevdâ sofrasından bin bir hamd ile kalkmayı nasip buyurdu? Neden sustun Âsitâne’m? Bu sükût ikrârın mıdır yoksa? Âh keşke Şehri yâr! Âh keşke…
Dil, şâd olmaya susamış… Gönül sazı, hem âvâz bir meşke… Öyle bakma bana İstanbul… Söz kifayet etmiyor bu hususu deşmeye… Bak! Hayaliyle bile dönüverdi iki gözüm çağıldayan bir çeşmeye… Dedim ya hasretimin tutuşturduğu şehir! Âh keşke....
alıntı
YÂ RAB, KUSURUMUZU AFFET.BİZİ,KENDİNE KUL KABUL ET.EMANETİNİ KABZETMEK ZAMANINA KADAR BİZİ EMANETTE EMİN KIL.AMİN...
SAİD NURSİ
________selamün aleyküm çok çok degerli bir paylaşım olmuş...
begenerek okudum... emeginize yüreginize saglık olsun
rabbimize emanet olunuz
selam ve dua ile________
begenerek okudum... emeginize yüreginize saglık olsun
rabbimize emanet olunuz
selam ve dua ile________
Altın Üye
✦ Mübarek Üye
- Mesaj
- 16.828
- Tepki
- 4
- Ödül
- 38
- Katılım
- 10.2006
Altın Üye · ✦ Mübarek Üye · 16.828 mesaj

~*~*~*~*~*~*~*~
Selamün Aleyküm Değerli Nihal Ablam..
Çok güzel bir paylaşımdı yine, Rahman c.c razı ve memnun olsun sizden ebeden inşallah.. Bir İstanbul sevdalısı olarak severek okudum..Emeğinize, gönlünüze sağlık olsun.. İstanbul dendiğinde aklıma gelenler, Sarayburnu ve Eminönü.. Bir de Fatih'i unutmamak gerek:).. Oralarla sevdim şehr-i İstanbul'u..İstanbul'a küsmek ne mümkündür değerli Nihal ablam? Ama şair duygularını çok nadide bir şekilde samimiyetle dile getirmiş.. İlla ki küstürecek bizleri İstanbul'a:)...Latife bir yana beğeniyle okudum ablam..Rabbimiz c.c daimi eylesin bu güzel paylaşımlarınızı inşallah..En Emin'e emanetimsiniz..Hayırlı ve bereketli Cumalar dilerim..Selam ve baki dua ile inşallah..
~*~*~*~*~*~*~*~
Sana Küstüm Istanbul
Bu defa… Sana küstüm İstanbul… Her zaman olduğu gibi, yine! Yine sana dürüsttüm… Sevda uykularına daldığım o zemheri gecesinde, ümit yorganımı çektiler ya, açıldı üstüm… Belki bu sebepten tutuktur şimdi, şakımaktan yorgun düşmek bilmez dil belası! Hani bir vakitler… Salacak sahilinde raks eden lacivert hayallerin saçına taktığı bir süstüm… Hani cânım bilirsin ya! Senin o çok sevdiğin, gam bronzundan hüzün kalıplarına dökülerek, hasret kaideleri üzerinde, kızıl ufkunda ayağa kalkan biçare büstüm… İşte o da nâr-ı aşk ile berhevâ oldu nitekim… Evet İstanbul, seninle baş başa kaldık yine… Seni saymazsak ömür denen bu garip oyunda… Kelimenin tam mânâsıyla tekim!
Bu defa… Sana küstüm İstanbul… Her zaman olduğu gibi, yine! Yine sana dürüsttüm… Sevda uykularına daldığım o zemheri gecesinde, ümit yorganımı çektiler ya, açıldı üstüm… Belki bu sebepten tutuktur şimdi, şakımaktan yorgun düşmek bilmez dil belası! Hani bir vakitler… Salacak sahilinde raks eden lacivert hayallerin saçına taktığı bir süstüm… Hani cânım bilirsin ya! Senin o çok sevdiğin, gam bronzundan hüzün kalıplarına dökülerek, hasret kaideleri üzerinde, kızıl ufkunda ayağa kalkan biçare büstüm… İşte o da nâr-ı aşk ile berhevâ oldu nitekim… Evet İstanbul, seninle baş başa kaldık yine… Seni saymazsak ömür denen bu garip oyunda… Kelimenin tam mânâsıyla tekim!
YÂ RAB, KUSURUMUZU AFFET.BİZİ,KENDİNE KUL KABUL ET.EMANETİNİ KABZETMEK ZAMANINA KADAR BİZİ EMANETTE EMİN KIL.AMİN...
SAİD NURSİ
Mustafakarahaninsanın duymak istemediği gerçekler bunlar..ama çaresiz son!
haklısınız...
herhalde hayatta bu kadar tartışmasızca bilinen
bir o kadarda hatırlanmak istenmeyen gerçek daha yoktur...
herhalde hayatta bu kadar tartışmasızca bilinen
bir o kadarda hatırlanmak istenmeyen gerçek daha yoktur...
ALLAHA EMANET OLUNUZ
_________________________________________________
bir insanı ahlaken değilde sadece zihnen eğitmek,
topluma bela kazandırmaktır...
emanet55RABBİM razı olsun.........
çok güzel bi paylaşımdı...
Rabbim sizdende Razı olsun...
okuduğunuz için teşekkürler...hatrımızdan çıkmaması duası ile...
ALLAHA EMANET OLUNUZ
_________________________________________________
bir insanı ahlaken değilde sadece zihnen eğitmek,
topluma bela kazandırmaktır...
gülşah_Emeğine sağlık.
okuduğunuz için teşekkür ediyorum...
ALLAHA EMANET OLUNUZ
_________________________________________________
bir insanı ahlaken değilde sadece zihnen eğitmek,
topluma bela kazandırmaktır...
sevgi dincemegine saglık
paylaşımın için allah razı olsun
okuduğunuz için teşekkür ediyorum...
Hatrımızdan çıkmaması duası ile...
Hatrımızdan çıkmaması duası ile...
ALLAHA EMANET OLUNUZ
_________________________________________________
bir insanı ahlaken değilde sadece zihnen eğitmek,
topluma bela kazandırmaktır...
aminenur_______selamün aleyküm yasemin kardeşim..
yine etkili bir deneme yazınız emeginize saglık ..
*dünya dedigimiz bir gölgelik.*..
*her nefis ölümü tadacaktır *baki olan ALLAH(cc) dır*..
*EL BAKİ HÜVEL BAKİ..*
rabbimize emanet olunuz degerli kardeşim
selam ve dua ileB)________
Aleykümselam aminemur kardeşim...
okuduğunuz ve beğendiğiniz için teşekkür ediyorum...
hatrımızdan bir an olsun çıkmaması duası ile...
okuduğunuz ve beğendiğiniz için teşekkür ediyorum...
hatrımızdan bir an olsun çıkmaması duası ile...
ALLAHA EMANET OLUNUZ
_________________________________________________
bir insanı ahlaken değilde sadece zihnen eğitmek,
topluma bela kazandırmaktır...
fotoğraflardada gülümseriz... peki neden?
güzel bir anda flaş tam patlayacakken bilinçli olarak somurtan birini hiç gördünüzmü?
demekki geçmişe baktığımızda, kendimizi hatırda kalmasını istediğimiz anlardan biri ile hatırlamak istiyoruz...tebessümle... mutlulukla...
tabii herkes gibi...
güzel bir anda flaş tam patlayacakken bilinçli olarak somurtan birini hiç gördünüzmü?
demekki geçmişe baktığımızda, kendimizi hatırda kalmasını istediğimiz anlardan biri ile hatırlamak istiyoruz...tebessümle... mutlulukla...
tabii herkes gibi...
SELAMUN ALEYKUM KARDEŞİM.bizi gülümsettin sağol:)Tebessüm peygamber efendimizin de sünneti.Ve ayrıca sadaka sevabı vardır.
Emeğinize sağlık.Rabbime emanetsiniz.

Beklemek....!!
Beklemek....!!
Yüreğimde kopan fırtınayı gönderiyorum sana sevgili, çocuksu bakışlarımın ardından,… Ellerimi kesen ayazlarımı gönderiyorum sana; aşkın akıp gidişini seyret diye iç ülkemden iç ülkene.…
Her şeyi koca bir yokluk gören gözlerimi gönderiyorum sana, yeşile çalan yanından umut bul diye.… Koca şehri bomboş gören kalbimi gönderiyorum sana, içindeki ateşle ısıt diye.…
Bütün mektuplarım geri dönüyor sevgili şehrime,… yoksun. Bu koca yoksunluğun içinde kaybolmuşsun. Hayat bizi terk edeli çok olmuş, ben aynalarda kaybolmuşum, sen hayallerime bile uğramaz olmuşsun.
Bir masalmış her şey bir bakmışım uyumuşsun. Ne masalın sonunu dinleyecek kadar uyanık kalmayı başarabilmişsin, ne de bana yeni masallar anlatacak kadar âşık olmayı.
Hasret yüklü gemilerim yollarını bulamadı. Ben Leyla'nın cisminde taşıdığım mecnun kalbi ile bir başına kalıverdim aşk diyarında.… Ne gemilerimi indireceğim sahillerim oldu, ne de karadan yüzdürebilecek cesaretim. Aşk bitti. Toprak oldu bakışlarımda ki umut.
“Kalmak, gitmekten vazgeçmektir” derdi atam. Be ne gitmeyi becerebiliyorum topraklarından ne de yaşamayı senin kurallarına göre… İsyanlarım var, eylemsiz, sessiz isyanlarım.
Bir gök düşlüyorum, mavisi adam gibi mavi , siyahı adam gibi siyah.. Ama gündüzleri gri bulutlar kaplıyor göğümü, geceleri şehrin isi. Mavisi griye çalıyor hüzünle gökyüzümün, yıldızları gam yansıtıyor puslu bakışlarla.
Her şey bir tebessümünde gizli kalıyor bazen. Züleyha' nın gülümsemesi kadar sıcak, Yusuf'un duruşu kadar soğuk. Aşk sana da bana da ne uzak sevgili.…
Şimdi sukut limanlarına demirledim gemilerimi. Sadece bekliyorum.…
Güneşin doğuşunu nasıl beklerse yüce dağlar, yağmurun yağışını nasıl beklerse çiçekler, öylece hasret gemilerimi aşk denizine indireceğin anı bekliyorum.
"Beklemek sabretmektir". Dedi ustam, "kalbim üstüne " dedim, büküldü boynum
Beklemek....!!
Yüreğimde kopan fırtınayı gönderiyorum sana sevgili, çocuksu bakışlarımın ardından,… Ellerimi kesen ayazlarımı gönderiyorum sana; aşkın akıp gidişini seyret diye iç ülkemden iç ülkene.…
Her şeyi koca bir yokluk gören gözlerimi gönderiyorum sana, yeşile çalan yanından umut bul diye.… Koca şehri bomboş gören kalbimi gönderiyorum sana, içindeki ateşle ısıt diye.…
Bütün mektuplarım geri dönüyor sevgili şehrime,… yoksun. Bu koca yoksunluğun içinde kaybolmuşsun. Hayat bizi terk edeli çok olmuş, ben aynalarda kaybolmuşum, sen hayallerime bile uğramaz olmuşsun.
Bir masalmış her şey bir bakmışım uyumuşsun. Ne masalın sonunu dinleyecek kadar uyanık kalmayı başarabilmişsin, ne de bana yeni masallar anlatacak kadar âşık olmayı.
Hasret yüklü gemilerim yollarını bulamadı. Ben Leyla'nın cisminde taşıdığım mecnun kalbi ile bir başına kalıverdim aşk diyarında.… Ne gemilerimi indireceğim sahillerim oldu, ne de karadan yüzdürebilecek cesaretim. Aşk bitti. Toprak oldu bakışlarımda ki umut.
“Kalmak, gitmekten vazgeçmektir” derdi atam. Be ne gitmeyi becerebiliyorum topraklarından ne de yaşamayı senin kurallarına göre… İsyanlarım var, eylemsiz, sessiz isyanlarım.
Bir gök düşlüyorum, mavisi adam gibi mavi , siyahı adam gibi siyah.. Ama gündüzleri gri bulutlar kaplıyor göğümü, geceleri şehrin isi. Mavisi griye çalıyor hüzünle gökyüzümün, yıldızları gam yansıtıyor puslu bakışlarla.
Her şey bir tebessümünde gizli kalıyor bazen. Züleyha' nın gülümsemesi kadar sıcak, Yusuf'un duruşu kadar soğuk. Aşk sana da bana da ne uzak sevgili.…
Şimdi sukut limanlarına demirledim gemilerimi. Sadece bekliyorum.…
Güneşin doğuşunu nasıl beklerse yüce dağlar, yağmurun yağışını nasıl beklerse çiçekler, öylece hasret gemilerimi aşk denizine indireceğin anı bekliyorum.
"Beklemek sabretmektir". Dedi ustam, "kalbim üstüne " dedim, büküldü boynum
"idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız,
inkar'ın basitliğinden sıyrılınız"
B)
Allah Razi Olsun Kardeş
Hakkini Helal Et Bir Kitasini
Değer Verdiğim Birine Yollucam.
Selametle.
Hakkini Helal Et Bir Kitasini
Değer Verdiğim Birine Yollucam.
Selametle.
fevzisultansuallah Razi Olsun Kardeş
Hakkini Helal Et Bir Kitasini
Değer Verdiğim Birine Yollucam.
Selametle.
amin, Cümlemizden
selam Ve Dua Ile
selam Ve Dua Ile
"idrak'ın yüceliğine eremiyorsanız,
inkar'ın basitliğinden sıyrılınız"
B)
Kaynak: https://forum.islamiyet.gen.tr/konu/1052-sokaktan-mektup-var · 25.08.2026 tarihinde yazdırıldı · İslamiyet.gen.tr Forum
Giriş yap ve cevap yaz.
